Akciğer kanseri tedavisi

Akciğer kanseri tedavisi

Akciğer kanseri; akciğerde bulunan anormal hücrelerin kontrolsüz çoğalması meydana gelen bir hastalıktır. Yaşlanma ve çevresel faktörler sonucu (sigara içimi benzer biçimde) oluşur. Sonraki aşamada kontrolsüz çoğalan bu hücreler akciğer dışındaki organlara yayılabilir (metastaz).

akciğer kanseri sigara ve tütünün yaygınlaşması ile dünyadaki en sık kanser türü olmuştur. 2012 senesinde 2 milyon yeni hasta saptanmıştır. Türkiyede meydana getirilen bir çalışmada her 100 bin erkekten 75’i, her 100 bin hanımdan 10’u akciğer kanseridir.

Risk Faktörleri Nedir?

Akciğerlerimiz dışarıya oluşturulan bir organdır ve dış ortam havasını kullanır. Bu yüzden nefes ile alınan havadaki her türlü madde sağlığımızı etkileyebilir.

Sigara ve Türevleri: Sigara kullanımı akciğer kanserinin en sık görülen nedenidir (%90’dan fazla). Günlük içilen sigara sayısı, sigara içme süresi, erken başlama yaşı, dumanı derin çekme ve katran miktarı ile kanser gelişme riski artar. Günde 7 den fazla sigara için kişilerde akciğer kanseri görülme sıklığı 40 kat artar.

Akciğer kanseri aile öyküsünün olması

Yüksek düzeyde hava kirliliği

İçilen suyun yüksek oranda arsenik içermesi

Akciğerlere ışınım tedavisi uygulanması

Akciğerde bazı hastalıklar sonrasında kalan yara izi (skar)

Asbest

Radon gazı

Uranyum

Emareleri Nedir?

Öksürük

Göğüs, omuz ve sırt ağrısı

Balgam miktar ve renginde değişme

Kanlı balgam ve kan tükürme

Nefes darlığı

Ses kısıklığı

Yutma bozukluğu

Boyun ve yüzde şişlik

Göz kapağında düşme

Hışıltılı solunum

İştah kaybı, açıklanamayan kilo kaybı

Kaşeksi (kas erimesi)

Bitkinlik

Akciğer kanserleri kaç gruba ayrılır?

Bu iki tip kanserin gelişme hızları, yayılımları ve tedavileri farklıdır

Ufak hücreli akciğer kanseri (KHAK):

Ufak hücreli dışı akciğer kanseri (KHDAK)

Akciğer kanserinde tanı koyarken meydana getirilen tetkikler nedir?

Fizik muayene

Akciğer grafisi

BT – Bilgisayarlı Tomografi

MRG – Manyetik Rezonans Görüntüleme

PET /BT – Pozitron Emisyon Tomografisi / Bilgisayarlı Tomografi

Bronkoskopi

Mediastinoskopi / Mediastinotomi: her ikiside girişimsel işlemler olup kanserin göğüs kafesi içindeki lenf düğümlerine yayılıp yayılmadığını gösterir.

Akciğer kanseri evreleri nedir?

Evre 1: Tümör akciğerin yalnız ufak bir bölümündedir ve herhangi bir lenf bezesine hemen hemen yayılmamıştır.

Evre 2: Hastalık en yakın lenf bezelerine yayılmıştır yada lenf bezlerine yayılmadan boyutları büyümüştür.

Evre 3: Tümör uzak lenf bezelerine yayılmıştır yada akciğer zarı, göğüs kafesi yada diyafram (karın zarına) yayılımı vardır.

Evre 4: Tümör uzak organlara yayılmıştır.

Akciğer Kanseri Tedavisinde neler yapılır?

Akciğer kanserinin tedavisinde ameliyat, kemoterapi, radyoterapi ve öteki yöntemler tek başlarına yada bazı hastalarda olduğu benzer biçimde beraber uygulanabilmektedir. Uygulanacak tedaviler hastalığın çeşidine ve evresine nazaran farklılık gösterir.

Cerrahi (Ameliyat)

Akciğer kanserinin en etkin tedavi yöntemidir. Bilhassa erken evrelerde (evre 1, 2 ve 3) önerilmektedir. Ameliyatta akciğer lobunun yalnız bir kısmı, bir lobun tamamı yada tüm bir akciğer çıkarılabilir.

3 çeşit ameliyat tekniği bulunur;

Açık cerrahi

Kapalı cerrahi

Robot cerrahisi

Radyoterapi

Işınım tedavisi yüksek enerjili X ışınının kanserli hücrelerin yok edilmesi ve tümörün küçültülmesi için kullanılmasıdır.

Kemoterapi

Kemoterapinin ana ilkesi hastanın düzgüsel hücrelerine zarar vermeden tümör hücrelerinin büyümesini ve çoğalmasını durdurmaya yöneliktir.

Akciğer Kanserinde Tarama Yapılıyormu?

50 yaş altı kişilerde akciğer kanseri taraması için bilhassa başvurulan yöntem akciğer grafisidir.

Günümüzde akciğer kanserleri için bazı ülkelerde tavsiye edilen tarama testi bilgisayarlı tomografidir. Bazı ülkelerde kullanılmaya başlanan bu tarama yöntemi ağır sigara içme öyküsü olup (30 paket yılı yada daha çok), halen içmeye devam eden yada son 15 yıl içinde bırakmış, 55-74 yaş arası kişilerde önerilmektedir. ABD’da meydana getirilen bir çalışmada bu tarama testi ile akciğer kanserinden ölüm olasılığı akciğer grafisi ile takip edilenlere nazaran %20 azalmıştır.

Akciğer kanserinden Korunmak İçin Neler Yapmalıyız?

Akciğer kanseri önlenebilir bir hastalıktır. Akciğer kanserlerinin en mühim sebebi tütün ve tütün ürünlerinin kullanımıdır. Bu yüzden hastalıktan korunmada en mühim unsur sigaraya başlamanın önlenmesi ve içenlerde bıraktırılmasıdır.

Işınım maruziyetine yol açan bilgisayarlı tomografi benzer biçimde tetkiklerin mecburi olmadıkça yapılmaması önerilir.

Bunun yanısıra asbest, radon ve zararı olan gaz ve kimyasallara maruziyetin önlenmesi yada azaltılması (maske kullanımı benzer biçimde) kanser riskini azaltabilir.

Sigarayı bırakmak akciğer kanseri riskini azaltırmı?

Sigara içimi kati olarak akciğer kanseri riskini arttırır.

18 Ekim 2021
Okunma
bosluk

Üretra darlığı(idrar kanalı darlığı)

Üretra darlığı(idrar kanalı darlığı)

Üretra, idrarın vücuttan dışarı taşınmasına müsaade eden, penisin ucu ile mesane arasındaki idrar kanalıdır. İdrar yolu darlığı (üretra darlığı) idrarın mesaneden çıkarak rahat bir halde dışarı boşaltılmasına engel olan, ve sonuçta idrarın mesanede birikmesine, mesanenin tam olarak boşaltılamamasına yol açan mekanik bir hastalıktır.. Üretra darlığı, ortalama olarak adamların % 0,5-1’ni etkileyen ve bazı nedenlerden dolayı idrar yolu hücrelerinin(uretra epiteli) hasar görmesi sonucu epitelde yada idrar kanalı gövdesini oluşturan yapının (korpus spongiozum) fibrozisi(Nedbe) ile sonuçlanan bir hastalıktır. Darlık üretranın ve çevresindeki dokunun yaralanması yada zedelenmesi sebebiyle oluşmaktadır. Mesela ciltte olan yaralanmalarda bir gerilme ve yaralanan yerde kalınlaşma(nedbe dokusu) oluşuyorsa, benzeri şekilde üretra yaralanmalarında da bir nedbe-skar dokusu olşmaktadır.. Bu gerilme ve kalınlaşma, üretranın ince boşluğunu tıkadığında idrar üretradan geçemez darlık ölçüsüne nazaran zor geçer ve bu yüzden mesanede birikir, tam boşalmaz. Travmalar, prostat kanseri için meydana getirilen radyoterapi benzer biçimde kimi tıbbi uygulamalar, bu bölgede meydana getirilen bazı cerrahi operasyonlar ve gonore benzer biçimde bazı enfeksiyonlar üretra darlığına niçin olabilmektedir. Üretra darlığına yol açan nedenler, hastanın yaşı ve darlığın yerine nazaran değişkenlik arz etmektedir. Ön uretra darlıkları daha fazlaca inflamasyon(%40), tıbbi müdahaleye bağlı(iyatrojenik-%40) yada travma sonucu oluşurken, posterior uretra darlıkları pelvik fraktür(pelvik kırık) sonrası yada cerrahi girişim sonucu iyatrojenik oluşur. Kimi zaman hiçbir niçin bulunamaz(%15-20). Darlıklar mesane ile penisin ucu içinde bir kaç milimetre ile birkaç santimetre içinde değişen bir uzunluğa haiz olabilir.

Klinik değerlendirme

1-.Klinik öykü

2-Semptom skorlaması (Patient Reported Outcome Measure)

3-Fizik muayene

4-Uroflowmetri ve Ultrasonografi,rezidü idrar miktarı

5-Uretrografi

6-Uretro-sistoskopi (bazı vakalarda)

Uretra darlığı olan hastalar çoğu zaman alt üriner sistem semptom ve bulguları ile başvururlar. İdrar yaparken zorlanma, idrar akımında zayıflama, mesane tam boşaltamama hissi, işeme sonrası damlama, sık wcye gitme benzer biçimde şikayetler ile hastalar başvurur. Kimi zaman hastalar tekrarlayan idrar yolu enfeksiyonu, prostatit, epididimit-orşit yada mesane taşı ile gelebilirler. Tam darlıklarda yada tıkanmalarda ise ani asla idrar yapamama(retansiyon) gelişebileceği akılda tutulmalıdır. Uretra darlığında tedavi öncesinde nedene yönelik detaylı öykü alınmalıdır. Fizik muayenede idrar deliği patolojilerinin değerlendirilmesi ve liken sklerozisi denilen olgularda ön üretradaki skar(nedbe) dokularını elle (palpasyon) hissedilmek ehemmiyet arz eder. Uretra darlığı hastalarında işeme testi(üroflowmetri) ile kesinlikle maksimum idrar akım hızı ve işeme paterni değerlendirilmelidir. Mesane patolojilerini değerlendirmek ve boşaltılamayan(rezidüel) idrar miktarını ölçmek için ultrasonografi gerekebilir. Uretra darlığının tam yerini ve uzunluğunu değerlendirmek için retrograd uretrografi(RUG) çekilebilir. Bilhassa önuretra darlıkları tanısı için retrograd uretrografi altın standarttır. Sadece arka uretra darlıklarında ve mesane boynu patolojilerinde RUG yetersiz kaldığından bu valalarda işeme(miksiyonel-voiding) sistouretrografi (MSU) ile RUG kombinasyonu yapılmalıdır.

Teşhisde karar verilemeyen durumlarda darlığın netleştirilmesi açısından uretrosistoskopi gerekebilir. Eş zamanlı dış(eksternal) uretral delik(meatus) yada sistostomi yolu ile meydana getirilen fleksible sistouretroskopi darlıkğın yerini ve uzunluğunu ölçmede mühim bir tanı aracı olabilir. Darlık yeri ve uzunluğu netleştirildikten sonrasında müdahale şekli ve zamanı planlanır.

Tedavi

Uretra darlıklarında tedavi, nedenine(etyolojisine), yerleşim alanına(anterior, posterior), sayısına, dar alanın uzunluğuna, darlığın kesafetine-şiddetine(spongiofibrozis derecesine), daha önceki tedavi girişimleri ve hastanın yaşına gore değişebilmektedir. Nispeten kısa kolay darlıklar endoskopik tedavi edilirken, uzun- karmaşık darlıklar bir yada iki aşamalı açık ameliyat(uretroplasti) ile tedavi edilmektedir.

Üretral geniştetme(dilatasyon): Metal dilatatörler, balon ile dilatasyon yada nelaton kateterlerle yapılabilmektedir. Bu tedavi şekli, kısa segment darlıklarda (<1 santimetre) oluşan skarı açarak hastaya geçici bir sağlayabilmektedir. Çoğu zaman ek hastalıklar olan (komorbiditesi yüksek) ek başka girişimi kaldıramayacak ve sınırı olan yaşam beklentisi olan hastalara uygulanır. Sadece ağır nedbe dokusu(spongio-fibrozis) olmayan kısa darlıklarda ender de olsa tam tedavi(küratif) sağlayabilir. Üretral diltasyonlar; bulber uretra darlığı, Dış delik ve dış deliğe yakın (Meatal- fossa navikülaris) darlıklar, idrar kapağı bölgesi(Sfinkterik darlıklar) darlıkların tedavisinde denenebilir.

İnternal Uretrotomi (İU): Üretrotomi interna 17-20 F Üretroskop ile kısa uretra darlığının soğuk bıçak ile darlığın saat 12 hizasından kesilmesi işlemidir.Bu yöntem ortalama elli senedir yaygın olarak kullanılmaktadır.Üretrotomi İnternal sonrası nedbeli(skarlı) epitel dokusu ikincil yara iyileşmesine bırakılır ve epitelizasyon ile yeni idrar yolu(uretral lümen) ve devamlılığı oluşur. Eğer düzgüsel iyileşme (epitelizasyon) nedbe-skar dokusundan(kontraksiyondan) ilkin oluşursa meydana getirilen işlem başarıya ulaşmış olur aksi taktirde yara kontraksiyonu daha süratli oluşursa darlık tekrarı(nüksü) nerdeyse kaçınılmazdır. Dikkatli hasta seçimi ile (yumuşak kısa bulber darlık<1 santimetre) ortalama %80 oranında başarı yakalanabilir, sadece 2 santimetre uzun, birden fazla(multiple), yoğun-kesif ağır darlıklar (periuretral spongiofibrozisli olgular) ve dış deliğe yakın(distal penil) darlıklarda genel anlamda başarısızlıkla sonuçlanır. İnternal uretrotomi sonrası 3 ay içinde tekrarlayan, yılda üç kezden fazla yeniden eden yada 2 kez başarısız girişim sonrası nüks eden vakalarda açık cerrahi(uretroplasti) tercih edilmelidir. İnternal uretrotomi sonrası uzun soluklu self kateterizasyon başkaca ciddi hastalığı olanlarda(ciddi komorbiditeli), sınırı olan yaşam beklentili, yada başka cerrahi işlem yapılamayacak hastalarda önerilmelidir. Son zamanlarda meydana getirilen çalışmalarda endoskopik cerrahi sonrası yeniden darlık oluşmasını engellemek için meydana getirilen self-dilatasyonun darlık tekrarını azalttığını bildiren yayınlar olasına karşın uzun dönem sonuçlarının hastaneye yatma ve endoskopik girişim riskini azaltmadığı görülmüştür. İnternal uretrotomi başarısı değişkenlik göstermekle beraber %10-80 içinde başarı oranı bildirilmektedir. Değişen başarı oranlarına karşın kolay uygulanması, düşük maliyet, hastanede kısa kalış süresi ve tekrarlanabilir olması sebebiyle üretrotomi interna en sık başvurulan yöntem olarak tercih edilmektedir. Üretrotomi interna ameliyatında en sık görülen ana komplikasyonu darlığın tekrarıdır. Öteki komplikasyonlar (%0,5-5) kanama, hematom, ve epididimo-orşit olarak genel anlamda karşımıza çıkmaktadır. bazı ender olgularda meydana getirilen derin kesilerde(insizyonlar) penil korpus kavernozum ile idrar kanalı(korpus spongiozum) içinde fistüle yol açarak iktidar bozuluğuna(erektil disfonksiyona) yol açabilir.

Meydana getirilen çalışmalarda uretra darlığı tedavisinde soğuk bıçak haricinde çeşitli lazerler (Argon, carbon dioxide, excimer, diode, KTP ve Nd:YAG lasers) kullanılmaktadır. Genel olarak lazer uretrotominin başarısı soğuk bıçak ile aynı olduğu bildirilmektedir.

Uretroplasti: Uretroplasti uretra darlıklarının tam tedavisi için en etkili metottur ve altın standart olarak değerlendirilir. Bu yöntemde darlık bölgesinin çıkarılması ve sonrasında ya uç uca anastomoz ile ya da flep/greft kullanılarak uretral rekonstrüksiyon yapılmaktadır.

1-Darlığın Çıkarılması ve uc-uca anastamoz(Eksizyon ve primer anastomoz): Bu tedavi yönteminde amaç, nedbe dokusunun (fibrotik dokuyu) tamamen çıkatıldıktan sonrasında uretra usulune uygun bir halde(spatüle edilir ve gerilmiş olamayacak şekilde) uç uca anastomoz yapılır. Bu teknikle 2 santimetre altındaki bulber uretra darlıklarında ortalama %90-95 oranında başarı elde edilir. 2cm den uzun darlıklarda (ogmentasyon uretroplastisinin mümkün olmadığı olgularda) uç uca anastomoz gerginliği azaltmak için iki korpus kavernozum dokusu dikkatli bir halde ayrılır. Bu yöntem ile ortalama 5 santimetre darlık uç uca anastomoz edilebilinir sadece buna karşın gerginilik oluşuyorsa keğen kemiğinin bir kısmı kesilebilir(inferior pubektomi). Ek olarak 2 santimetre üstünde bilhassa ön uretra darlıklarında meydana getirilen uc-uca birleştirme(anastamoz) penis uzunlukta kısalma ve penis eğrilileri(kurvatur) oluşabilir. Bundan dolayı uzun segment darlıklarında büyütme(Augmentasyon) uretroplasti tekniklerini kullanmakta fayda vardır.

2-Augmentasyon Uretroplasti: Bu tedavi yöntemi çoğu zaman 2 santimetre’den uzun ve uc-uca anastamoz uretroplastinin uygun olmadığı vakalarda tercih edilir. Bu yöntem bir ya da iki aşamalı yapılmaktadır. Augmentasyon uretroplastide darlık tekrarı %14-15 oranında bildirilmiştir. Uretroplastide greft yada flep kullanımı darlık tekrarı açısından hiçbir fark görülmemiştir. Greft için penil deri, skrotal deri,ağız mukozası, mesane mukozası, ve kolonik mukoza kullanılabilinir. Bunlar içinde ağız mukozası elde etme kolaylığı, saçlı deri içermemesi, düşük komplikasyon ve yüksek başarı oranıyla en sık tercih edilen materyaldir. Ağız mukozası yanaklardan, dudaktan yada dilden elde edilebilir. Ağız mukozası greft kullanımı ile alımı ilgili bildirilen komplikasyonlardan intraoperatif kanama, postoperatif ağrı, infeksiyon, şişme, ve tükrük bezi kanalı yaralanmasıdır. Bazı hastalarda geçici ağız açmakta zorlanma görülebilir. Ada fleb/greft(Onlay greftler) ön, yan ve arka olarak kullanılır. Hem ön hem de arka onlay greft kullanımının 5 senelik başarı oranı ortalama %80-85 arasındadır.

İki aşamalı uretroplastiler: Penil uretrada ve bilhassa başarısız hipospadias cerrahisi yada liken sklerozlu olgularda uygulanmaktadır. Birinci aşamadan sonrasında %10-39 oranında greft skarına bağlıağır darlık(kontraksiyon) görülebilr. Bu yüzden ikinci aşama için 3 ile 6 ay beklemek gerekir.

13 Ekim 2021
Okunma
bosluk

Varikosel tanı ve tedavisi hakkında

Varikosel tanı ve tedavisi hakkında

Varikosel, erkekte kısırlık sebepleri içinde en sık görülenidir. evladımız olmuyor diye başvuran adamların ortalama üçte birinde (%35) varikosel tespit edilir. Tedaviyle düzeltilmesi mümkün bir durumdur. Tedavisi ameliyatla olur. Bilhassa mikrocerrahi teknikle meydana getirilen ameliyatlarda başarı oranları daha yüksektir. Tedavi edilmesini takiben de çiftlerin benimde yaptığım klinik bir çalışmada averaj %38’inde naturel yolla gebelik görülürken, varikosel ameliyatı olamayanlarda bu oran %20 olarak bulunmuştur. Erken tedavi, daha sıhhatli spermlerin üretilmesine ve hatta adolesan varikoseline bağlı küçülmüş bir testisin büyümesine destek olabilir.

Oldukça merkezli (meta-analiz) meydana getirilen bir çalışmada çalışmada muayenede varikoseli bulunan adamların ameliyatla tedavi edilmeleri durumunda, ameliyat yapılmayanlardan ortalama üç kat kat daha çok çocuk sahibi olma şansı elde ettikleri gösterilmiştir. Bilhassa sperm değerleri bozuldukça bu oranın daha da yükseldiği bilinmektedir.

Varikosel Nedir?

Varikosel, testisleri yıkayan kirli kan taşıyan venöz damarların anormal şekildegenişleyip, içlerindeki kanı taşıyamaz olmaları ve neticede kanın geri kaçması durumudur. Bu damarlar, oksijen ve besinler bakımından düşük olan kanı testislerden taşır. Genişlemiş damarlarında oluşan geriakım testislerde şişmeye sebep olur ve beklenen perfüzyon ve sıhhatli beslenme gerçekleşmez. Varikosel bacağındaki varisli damarlara benzer bir damar genişlemesidir. Varikosel hastalığı, erişkinlik öncesi ve gençlerde(adolesan) sık görülür, 10 yaşından ufak adam çocuklarda ender görülür. Erişkin adamların ortalama %15’inde rastlanılır. Çoğunlukla sol tarafta bulunur fakat ender de olsa sağ ya da iki taraflı da gelişebilir. Sağ tarafta bulunan varikosel olgularında, karın içinde damarlara bası icra eden kitleler bakımından dikkatli olunmalıdır. Varikosel kimi zaman tümör (böbrek tümörü) emaresi olarak karşımıza çıkabilir. Bu durumda ultrasonografik araştırma ile araştırılır, eğer olmazsa bilgisayarlı tomografi ya da MR görüntüleme ile daha detaylı incelem edilirler. Varikosel çoğu zaman emare vermez ve ağrısızdır, ve çoğunlukla tedavi gerektirmez.

Varikosel Niçin Olur?

Varikosellerin niçin geliştiği kati bilinmemekle beraber. Varikosel, yapısal bir bozukluktur ve değişik nedenlerden dolayı gelişmiş olabilir.

-Damar içindeki kapakçıkların yetersiz gelişimi sebebiyle olmuş olabilir.

-Bilhassa sol taraf testis damarlarında kan basıncının yüksek olması da bunu yapabilir.

-“Nutcracker” dediğimiz bir fenomenle, testisten çıkan damarların daha büyük damarlar içinde sıkışmasına da bağlı olabilir.

-Ergenlikte testise gelen kan akımının, testisten çıkan kan akımının kaldıramayacağı kadar yüksek olması durumları da varikosel gelişmesinde görevli tutulmaktadır. Kısaca genç erkeklerde süratli cinsel organ büyümesi ile ilişkili olabilir

-Fakat bilhassa sağ tarafta görülen varikosel olgularında karın içinde bası icra eden kitleler de söz mevzusu olabilir.

Varikosel Sperm Kalitesi Testis Üstüne Tesirleri

Varikosel gelişmişse, aşağıdaki nedenlerden biri ya da bir kaçı sonucu sperm kalitesinde ve üretiminde bozulma görülebilir:

1-Testisten drene olamayan kirli kanın geriye doğru testis içine yapmış olduğu basınca bağlı staz ve bunun yarattığı oksijen düşüklüğü.

2-Testislerde erkeklik hormonu olan testosteron salgılayan Leydig hücrelerinde gelişen fonksiyon bozukluğu.

3-Sperm hücrelerinin gelişiminde ortaya çıkan bozulma.

4-Geriye kaçan kan ile beraber böbreklerden ve böbreküstü bezden gelen ve toksik maddeler içeren kirli kanın testislere geri akması.

5-Testislerde ısı artımı (normalde testisler skrotum içinde vücut ısısından 2 ila 3 aşama daha düşük ısıda çalışırlar, bu ısı artarsa sperm üretimi de bozulabilir).

6-Gonadotropin ve androjen hormonlarının salgılanmasında bozulmalar.

7-Sperm hücreleri ile bu tarz şeyleri saran doku tabakaları (lamina propria-ekstrasellüler matriks-germinal epitel) içinde yazışma bozukluğu.

8-Genişlemiş damarlar içinde biriken nitrik oksit (NO) varikoseli olan erkeklerde üreme fonksiyonlarını bozarak çocuk olmasını önleyebilir .

9-Etkilenen testisin küçülmesi(atrofi). Testis oldukça sayıda sperm üreten tübüllerden oluşur. Varikoselde bu tübüller zarar görür testis küçülür ve yumuşar. Testisin küçülmesine neyin sebep olduğu açık olammakla birlikte venöz kan (kirli kan) birikiminin yarattığı baskıdan söz edilebilir.

Sempton: Varikosellerde çoğu zaman semptom olmaz. Bazı durumlarda, künt-keskin ağrıya kadar değişen bir skalada ve derecelerde ağrı olabilir. Ağrı, ayakta ve eforla artar, gün süresince devam eder, sırt üstü yatınca hasta rahatlar.

Varikoseli hasta kendiside fark edebilir yada rutin bir fizik muayene esnasında yada daha büyük bir yaşta kısırlık değerlendirmesi esnasında ebeveynleriniz yada bir tabip tarafınca fark edilebilir.

Varikosel Tanısı ve Derecelendirilmesi

Varikosel tanısı koymak çoğu zaman nispeten basittir. Doktorunuz detaylı bir tıbbi öykü alacak ve var ise belirtileriniz hakkında sorular soracaktır.

Varikosel tanısı klinik muayene ile konulur. Ultrason ve Dopplerin,bazı durumlarda bilhassa reflü tespitinde ve miktarını atama etmede katkısı vardır. Sıcak ortamda ve hasta ayakta iken elle muayene yapılır. Bu sırada ıkındırılarak (Valsalva manevrası) damarlarda gözle fark edilemeyen genişlemeler de hissedilmeye çalışılır. Muayene bulgularına nazaran varikosel 3 dereceye ayrılır:

1. Aşama: Sadece ıkındırma ile fark edilen, hafifçe derecede varikosellerdir.

2. Aşama: Düzgüsel solunumda fakat sadece elle muayenede fark edilen, orta derecede varikosel.

3. Aşama: Uzaktan gözle bile fark edilebilen büyük varikoseller.

Varikosel ekarte etmek tabip muayenesi oldukça önemlidir. Doktorunuz dış cinsel organlarınızı dikkatlice inceleyecektir. Skrotumda, ayakta iken ve/yada ıkınırken ortaya çıkan variköz damarlar tanı koydurur. Şişmiş damarlar “kurtcuk dolu poşet” benzer biçimde hissedebilir. Her iki testis boyutlarını karşılaştırmak için birlikte incelenmelidir. Varikoselden etkilenen testis çoğu zaman daha küçüktür. Hasta muayene edilirken ilkin yatar pozisyonda damarlar denetim edilir. Bu sırada geriye doğru boşaltılır ve derhal arkasında ayağa kaldırılarak boşalan damarların kanla dolma derecesine bakılır. İşte bu sırada damarlarda ortaya çıkan değişimler yukarıdaki skalaya nazaran derecelendirilir. Varikosel ne kadar büyükse, tedaviden de o denli fazla yarar sağlanılır.

Doppler ultrason ile varikosel muayenesi bazı durumlarda istenir. Damar çapları ve geri akımın doğrulanması için kullanılır. Bilhassa skrotumu ufak olan ya da artmış yağ dokusu sebebiyle iyi bir değerlendirme yapılamayan yada evvel ameliyat olmuş şimdi ise kontrole gelen bazı erkeklerde gerekebilir. Fakat gene de tanıda aslolan olan, elle muayenedir.

Adolesan yaşlarda (11 ile 16 yaş arası) varikosel değerlendirilirken testis hacmi de ölçülür. Eğer hacimde küçülme var ise, ameliyat endikasyonu koyulur. Ameliyatı takiben olguların %50 ila %80’inde ileri yaşlarda testis yeniden düzgüsel hacmini kazanabilmektedir. Eğer varikosel olan taraftan testis hacmi diğerine gore %10-20 azalmış ise, ya da aralarında 2-3 ml’den fazla fark var ise, bu ameliyat için bir göstergedir.

Tedavi: Varikosel tedavisinin tek yolu cerrahidir, sadece tüm hastalar ameliyattan yarar görmez.

Varikosel Ne Vakit Tedavi Edilmelidir?

1–Ağrı yapıyorsa, günlük yaşantıyı etkileyen hastalık var ise

2-Sperm değerlerinde bozulma başlamışsa.

3-Varikosel olan testis hacmi diğerinden 3 mL ya da %10’dan daha çok geri kalmışsa

4-GnRH verildiği vakit kanda LH ya da FSH hormonunda aşırı bir yükselme oluyorsa

5-Ağır bedensel spor yada emek verme hareketi yapanlarda, mevcut varikoselin ilerleyeceği düşünülerek ameliyat yapılması da önerilmektedir.

6-Kati olmamakla beraber, sperm DNA muhteviyatında hasar gelişmiş erkekler de ameliyattan yarar görebilirler.

7-İki taraflı varikosel var ise

8-Kozmetik amaçlı yapılabilir

Cerrahi:

Cerrahi girişim, genişlemiş damarların kasıktan ufak bir cerrah kesi ile bu genişlemiş damarlar bağlanır, böylelikle kirli kan bu genişlemiş damarlar yerine daha sıhhatli damarlara yönlenmiş olur ve vakit içinde bu variköz damarlar atrofiye olarak kaybolur.

Mikrocerrahi: Cerrahi girişimin mikroskop altında-mikro cerrahi yöntem- ile yapılması; daha etkin neticeleri elde edilmesini açısından ve oluşabilecek komplikasyonların en aza indirilmesi açısından tercih edilmesi ihtiyaç duyulan bir yöntemdir. Bu yöndemle çıplak gözle görülemeyen lenf damarları korunur ve oluşabilecek komplikasyon görülme riski azalır, lenfatik akış engellenmemiş olur.

Laparoskopik: Varikoselektomi Laparaskopik olarakta yapılabilir, sonuçlar birbirine benzerdir

Ameliyattan sonrasında en sık görülen komplikasyonlar nedir?

– Testis etrafındaki skrotumda sıvının toplanması

(hidrosel oluşumu)

– Testisin küçültülmesi (testis hipotrofisi)

– Testisin azalmış fonksiyonu

Anjiyografik Tıkama: Daha azca çoğunlukla, varikosel tedavisinde anjiyografik oklüzyon isminde olan bir prosedür kullanılır. Variköz damarlara hususi bir sklerozan madde enjekte edilir ve bu madde damarlarda çöker ve tıkaç oluşturur,Anestezi gerektirmez sadece ışın(ışınım) maruziyeti olur

Ameliyatın Yan Tesirleri – Komplikasyonları

Nüks edebilir. Fakat mikrocerrahi teknik ile yaplmışsa nüks oranı oldukça düşüktür; %1.

Hidrosel dediğimiz, testis çevresinde sıvı birikimi. Bu da mikrocerrahi teknikle meydana getirilen ameliyatlardan sonrasında yok denecek kadar azalmıştır; %0,4. Testis arterlerinde, sinirlerde ve lenf damarlarında yaralanma. Mikrocerrahi teknikte bu komplikasyonlar beklenmez. Bunların haricinde testis iltihabı, kanama, hematom, anesteziye ilişik komplikasyonlar benzer biçimde ender problemler de gelişirse de, uygun tedavi ile düzeltilebilirler.

Ameliyattan Sonrasında

2 gün sonrasında düzgüsel günlük faaliyetlere geri dönebilirsiniz. Rahatsız bulunmadığınız sürece, 2-4 hafta sonrasında egzersiz benzer biçimde daha yorucu aktivitelere dönebilirsiniz. Bu ameliyattan meydana gelen ağrı çoğu zaman hafiftir, sadece birkaç gün yada hafta süresince devam edebilir. Doktorunuz ameliyattan sonrasında ağrı kesici ilacı sınırı olan bir süre için reçete edebilir. Bundan sonrasında doktorunuz size asetaminofen yada ibuprofen benzer biçimde reçetesiz ilaç almanızı önerebilir. Sıkı külot yada bir jockstrap(Suspansuar) giymek, testislerdeki basıncı hafifleterek de destek olabilir.

Sperm kalitesinde düzelme semen analiziyle görülmeden ilkin ameliyattan birkaç ay geçecektir. Bunun sebebi, yeni spermlerin gelişimi ve ameliyatı tesirleri ortalama 3 ay içinde ortaya çıkmasıdır.

12 Ekim 2021
Okunma
bosluk

Pektus ekskavatum (kunduracı göğsü) nedir ve niçin oluşur?

Pektus ekskavatum (kunduracı göğsü) nedir ve niçin oluşur?

Yanıt: Halk içinde kunduracı göğsü yada çökük göğüs olarak ta malum pektus ekskavatum (PE), göğüs duvarı yapısal bozukluklarının en sık görülenidir.

Toplumda inanç tahtası olarak malum göğüs ön duvarında yer edinen sternum kemiğinin çöküklüğü ile karakterizedir. Niçin oluştuğu tam olarak bilinmemekle beraber, kaburgaların kıkırdak kısmının anormal büyümesi söz mevzusudur. Aşırı büyüyen kıkırdak kısımlar sözünü ettiğimiz inanç tahtası kemiğinin arkaya doğru çökmesine niçin olur.

Genetik geçiş gösterilmemiş olsa da hastaların %40’da aile öyküsü vardır.

300 ila 400 canlı doğumda 1 görülür. Erkeklerde bayanlara oranla 4 katı daha sık görülür. %85 oranda doğumdan sonraki ilk yılda fark edilir. Kimi zaman “güvercin göğsü” ile beraber görülebilir ve asimetriye niçin olabilir.

Sual: Peki bu yapısal bozukluğun kişinin sağlığı üstüne negatif tesirleri nedir?

Yanıt: Aslına bakarsak yok denecek kadar azdır. Sadece çöküklüğün derecesine bağlı olarak akciğer ve kalp üstüne bası ortaya çıkabilir. Çöküklüğün fazla olduğu bireylerde solunum fonksiyonları negatif etkilenebilir. Aynı şekilde inanç tahtasının derhal arkasında bulunan kalp daha çok sola yer değiştirir. Kalbin sağ karıncığına olan bası kalbin her atımda akciğere yollamış olduğu kirli kanın hacminde azalmaya ve kalbin bir miktar daha çok çalışmasına niçin olabilir. Sadece gene de bu durum sık değildir ve göğüs duvarının düzeltilmesi ile bu tür olumsuzluklar ortadan kalkar.

PE’un aslolan negatif tesiri kozmetiktir. Göğüs duvarındaki çöküklük okul çağı yada erişkinlik periyodu çocuklar açısından özgüven yitirilmesine yol açan bir durumdur. PE olan çocuk spor aktivitelerinden uzak durur. Göğüs şeklini kapatmak için kat kat giyinir. Fizyolojik temastan kaçınır. Arkadaşları ile arasına mesafe koyar. Onların evinde kalmaz. Beraber tatile gitmez yada gitse de yüzmez. Bu özgüven eksikliği okul başarısını da negatif etkisinde bırakır.

Sual: Pektus ekskavatum iyi mi tedavi edilir?

Yanıt: PE’un kabul görmüş, ameliyat dışı bir tedavi stratejisi yoktur. Bugüne dek tanımlanmış olan ameliyat dışı yöntemlerin anatomik düzelme sağladığına dair elimizde bilimsel bir veri yoktur. Dolayısıyla günümüz için geçerli tedavinin cerrahi bulunduğunu söyleyebiliriz. Günümüzde göğüs cerrahları tarafınca en oldukça tercih edilen iki ameliyat vardır.

Bunlardan ilki ”modifiye ravitch” dediğimiz “açık ameliyat”, diğeri ise “nuss ameliyatı” dediğimiz kapalı ameliyat. İlk ameliyat göğüs ön duvarında dikey yada yatak görece uzun bir kesi gerektirir. Meme dokusu altında yer edinen kaslar kaldırıldıktan sonrasında inanç tahtasının her iki tarafında yer edinen kaburgaların kıkırdak kısımlarından bir miktar çıkarılması ve inanç tahtası dediğimiz sternum kemiğinin düzeltme işlemine doğal olarak tutulmasından ibarettir. Ek olarak tekrardan çökme gelişmesini önlemek amacıyla sternum kemiğinin üstüne yada altına çeşitli metale benzeyen plaklar da uygulanabilmektedir.

Nuss yöntemi dediğimiz “Kapalı ameliyat” ise göğüs duvarının her iki yanından daha ufak kesiler ile “lorenz barı” dediğimiz çelik bir plak uygun biçim verilip sternum arka duvarına yerleştirilmesinden ibaret bir işlemdir. Bu işlem torakoskopi dediğimiz bir kamera sistemi kullanılarak uygulanır.

Avantaj ve dezavantajlarına nazaran iki yöntemi kıyaslayacak olursak;

Açık ameliyat görece daha uzun sürer ve göğüs ön duvarında daha uzun bir iz olur.

Kıkırdak çıkarılması sonrası torasik konstriksiyon dediğimiz göğüs kafesinin daralması kapalı ameliyatta neredeyse olmaz iken, açık ameliyatın en istenmeyen risklerinden biri ve bu durum solunum fonksiyonlarında bir miktar bozulmaya niçin olabilir.

Açık ameliyat sonrası göğüs duvarı zayıflar, stabilitesi ve gücü kısa sayılamayacak bir süre azalır. Kapalı ameliyatta is çöküklüğün düzeltilmesi amacıyla sternum kemiği arkasına konan çelik bar sebebiyle bu şekilde bir durum söz mevzusu değildir.

Kapalı ameliyatta ise ameliyat sonrası açık ameliyata nazaran daha çok ağrı olur. Bu ameliyatta kullanılan çelik bar bu süre içinde kalp masajı gerektiren bir durum söz mevzusu olursa engelleyici ve zorlaştırıcı olabilir. Gene bu barın averaj 2 yıl sonrasında çıkarılması gerekir ki bu da ikinci bir ameliyat anlamına gelir.

12 Ekim 2021
Okunma
bosluk

Öksürük ve yapılması gerekenler

Etiketler: ,,
Öksürük ve yapılması gerekenler

Öksürük; hava yollarının sekresyonlardan temizlenmesini ve alt solunum sistemine yabancı maddelerin girmesini önleyen mühim bir müdafa mekanizmasıdır. Aslına bakarsak öksürmek fazlaca faydalıdır. Solunum yolumuza kaçan bir yabancı cisim, mikrop, virüs, toz, polen ve oluşan fazla ifrazat sadece bu yolla atılır. İnsan üşüdüğünde de öksürerek vücudunu ısıtmaya çalışır. Öksürerek ter içinde kalabiliriz. Hapşırık da aynı bu etkide bir müdafa mekanizmasıdır. Fakat her şeyin azı karar bir çok zarar olabilir. Çoğu zaman öksürüğe bağlı problemler kısa sürede değil, öksürük kronikleştiğinde, uzadığında ortaya çıkar ve de günümüzde tüm dünyada tabip başvurularının en sık sebeplerinden birini oluşturmaktadır.

Öksürüğe yol açan algılayıcılar, akciğer ve akciğer zarı (plevra) haricinde, burun, sinüsler, farenks benzer biçimde üst solunum sistemi, kalp zarı (perikard), karın zarı (diyafram), kulak yolu ve midede de yaygın şekilde bulunur. Dolayısıyla akciğer dışı pek oldukça hastalık da öksürüğe yol açabilir.

Öksürük sebeplerinin aydınlatılmasında en mühim noktalardan biri öksürüğün ne kadar zamandır devam ediyor olduğudur. Kabaca üç haftadan kısa devam eden öksürükler ani (akut), 8 haftadan uzun devam eden öksürüklere ise müzmin (kronik) öksürük denir.

Akut öksürüğün en sık sebepleri; üst solunum yolu enfeksiyonları, astım, zatürre, bronşit, çevresel yada mesleki irritan maruziyeti, kalp yetmezliği ve yabancı cisimlerin nefes borusuna kaçması (aspirasyon) benzer biçimde nedenler iken, kronik doğrusu müzmin öksürüğün en sık sebepleri; astım, kronik bronşit, verem, akciğer kanseri benzer biçimde neredeyse tüm akciğer hastalıkları haricinde geniz akıntısı, çeşitli kalp/gerilim ilaçları ve reflü hastalığı olarak sayılabilir. Ek olarak, balgam söktürücü ilaçların kendisi de öksürüğe niçin olabilir.

Birkaç gün içinde kendiliğinden gerileyen öksürük yakınması çoğunlukla tedaviye gerek olmayan gribal durumlara bağlı iken, bilhassa 6- 8 haftadan uzun devam eden öksürük yakınması olan hastaların kesinlikle doktora başvurmaları önerilir.

21 Ağustos 2021
Okunma
bosluk

Varis oluşumunu önlemek için dikkat edilmesi gerekenler

Varis oluşumunu önlemek için dikkat edilmesi gerekenler

“Varis toplardamarların organik bir sebep olmadan genişlemesi, uzaması ve kıvrımlı hal almasıdır. Varisler mühim br sıhhat problemi olup yaşla beraber giderek artmaktadır. Toplumun ortalama %15 – %20’sini etkilemektedir. Hanımlarda, erkeklere oranla daha çok görülmektedir.”

Hastaların en yaygın şikayetlerinin bacaklarındaki görüntü bozukluğu, uzun süre ayakta durunca ortaya çıkan bacak ağrısı, bacaklarda ağırlaşma, şişme, ödem ve bacak krampları olmaktadır. “Varis oluşumunda günlük yaşantımızda aslına bakarsak önemsiz benzer biçimde görünen bazı hareket ve yaşam tarzlarının oldukça önemi vardır. Hastalığın oluşmasını ve ilerlemesini önlemek için dikkat etmemiz ihtiyaç duyulan bazı mevzular vardır.

Varis oluşumunu önlemek için ne yapmalıyım, nelere dikkat etmeliyim?

Tertipli egzersiz ve spor hayata geçirmeye itina gösterin. Bacak kaslarını çalıştıran her hareket yararlıdır. En iyisi adım atma, yüzme, bisiklet, benzer biçimde sürekliliği olan hareketlerdir. Bilhassa bacak kaslarını çalıştıran, tempolu yürüyüş, yüzme ve bisiklet sürmek benzer biçimde sporlar bacak toplar damarlarındaki kanın kalbe doğru hareketini hızlandırır. Fizyolojik aktivite kan dolaşımını hızlandırdığından egzersizlerinizi tertipli olarak yapmayı dikkatsizlik etmeyin.

Bir saatten daha uzun süre oturmayın ya da ayakta kalmayın. Bacakları kalp seviyesinin üstünde tutmak toplar damarlarındaki göllenmiş kanın boşalmasını sağlar. Gün içinde dinlendiğinizde fırsat buldukça ayaklarınızı uzatmanız, bacaklarınızın altına bir destek koyarak yüksekte tutmanız şikayetleriniz de azalma sağlar ve hastalığınızın ilerlemesini engellemenize destek sağlar. Uzun süre oturan birinin arada bir ayağa kalması ve dolaşması, kas pompasını çalıştırması gerekir. Eğer kalkıp dolaşma şansınız yok ise birkaç kolay hareket ile bacak dolaşımınıza destek olabilirsiniz;

Ayaklarınızla ‘A’ harfi meydana getirecek şekilde; ayak başparmaklarını birleştirip topukları uzaklaştırın.

Topukları birleştirip parmakları uzaklaştırarak ‘V’ harfi hareketi yapın.

Topuklarınız yere basarken ayaklarınızın ön kısmını yukarı kaldırın.

Ayak parmakları yere durağan(durgun) basarken topuklarınızı yukarı kaldırın. Hareketlerin hepsini 10 kez tekrarlayın.

Soğuk suyla bacaklara duş yapmak. Cilde uygulanan soğuk su ile toplardamarlarımız büzülür ve kanın kalbe daha süratli dönmesi sağlanır.

Bolca giysileri tercih edin. Dar giysiler bacaklardan kalbe dönen dolaşımı engelleyerek kanın bacak toplar damarlarında göllenmesine niçin olur. Bu da şikayetlerinizin ve hastalığınızın ilerlemesine niçin olabilir. Bu yüzden oldukça dar giysiler giyilmemeli, kemerler fazla sıkılmamalı ve külotlu çorapların bel kısmını sıkmamasına da itina gösterilmeli.

Sıcak ortamlarda uzun süre kalmayın. Hamam, sauna, kaplıca benzer biçimde sıcak ortamlar toplardamarlarda genişlemeye niçin olarak şikayetlerinizi artırabilir. Aynı şekilde uzun süre güneş altında kalmayın.

Ayakkabı topukları 5 santimetre’den yüksek olmamalı. Yüksek topuklu ayakkabı seçmeyin. Topuklar ne kadar yüksekse bacak kaslarının pompalama işlevi o denli zayıftır. Giydiğiniz ayakkabıyı her gün değiştirin. Değişik yükseklikteki topuklar kan pompasına uyarıcı tesir yaparak kanın kalbe dönüşünü kolaylaştırır.

Doğru beslenme. Doğru beslenme vücuda lüzumlu yapı maddelerini sağlar. Bağ dokusunun dayanıklılık ve esnekliğini elde eden kollajen ve elastin liflerinin azalması varis oluşumuna niçin olur. Doğru beslenme bağ dokusunu sağlamlaştırır ve aşırı kiloyu önler.

Bolca oranda sıvı tüketin. Günde minimum iki litre sıvı tüketilmelidir. Su içmek kan akışını ve vücutta biriken atık maddelerin atılımını kolaylaştırıyor.

Varis çorabı kullanın. Varis çorapları toplardamarlara dışarıdan mekanik destek olan hususi basınçlı çoraplardır. Tertipli ve doğru şekilde kullanıldığında varis çorapları etkili bir yöntemdir. Ayağınıza uygun seviyede bir varis çorabı için kesinlikle doktorunuza müracaat ediniz.

Sigara içilmemelidir. Sigara ve oluşturduğu özgür radikaller damar duvarına zarar vererek damar hastalıklarının oluşmasına niçin olur.

19 Ağustos 2021
Okunma
bosluk

Şişmanlık hastalığı (aşırı kiloluluk) nedir?

Etiketler: ,,
Şişmanlık hastalığı (aşırı kiloluluk) nedir?

Şişmanlık mühim derecede morbidite ve ölüm riski taşıyan, karmaşık genetik ve çevresel nedenler ile oluşan ciddi bir hastalıktır. Günümüzde tüm dünyada bir numaralı sıhhat problemi olmaya aday olan şişmanlık vücutta aşırı yağ birikiminin hastalıklara niçin olması olarak tanımlanmaktadır. O denli ciddi ve yaygındır ki artık bir şişmanlık salgınından bahsedilebilir. Tüm dünyada 1,5 milyar şahıs fazla şişman, 500 milyon şahıs şişmandır. Batı yaşamına ilişik hususi bir mesele olarak başlasa da bu hastalık artık tüm dünyaya yayılmıştır. Beslenme yetersizliği ve açlık çeken ülkelerde bile kaygı verecek bir hızda artmaktadır. Bu durum tüm yaş gruplarından insanları etkilemekte hatta çocuklarda bile görülmektedir.

Hangi nedenler şişmanlığı etkisinde bırakır?

Obeziteye yol açan 3 temel unsur; fena beslenme, aktivite yetersizliği ve genetik nedenler olarak tanımlanmaktadır. Genetik faktörler bu nedenler içinde %60’lık bir oranla ilk sıradadır. Arkasından %30’luk bir oranla çevresel faktörler gelir. Kişisel faktörler ise % 10’luk bir dilimi oluşturmaktadır.

Şişmanlık temelde 2 nedene dayanır. İlki yüksek kalorili ve yağlı, vitamin ile minerallerden yoksul sadece leziz gıdalara kolay ulaşılabilmesi ve alınmasıdır. Öteki niçin ise artan şehirleşme, ulaşımın ve çalışmanın giderek daha hareketsiz hale gelmesi sonucunda alınan enerjinin harcanamaması, tüketilememesidir. Ek olarak şişmanlığın yol açmış olduğu hareket güçlüğü ve görüntü toplumsal yaşam düzeyini ve standardını bozar. Şişman kişiler hazır elbise, ulaşım araçlarında ve toplantı alanlarında yer bulmakta güçlük çekerler.

Şişmanlığın düzeltilmesi için ne yapılması gerekir?

En mühim sıhhat problemlerinden kabul edilen şişmanlığın düzeltilmesi için buna yol açan 2 etkenin ortadan kaldırılması gereklidir. Birikmiş olan yağ ile enerjinin uygun hareket ve sporla harcanması ve alınan gıdanın azaltılmasıdır. Bu yolların yalnızca birinin uygulanması başarısızlıkla sonuçlanır.

Enerji harcanması:

Günümüz toplumunda ulaşım kolay ve taşıtlarla, iş yaşamı da genel anlamda bedensel olmayan etkinliklerden oluştuğu için gıdalarla alınan enerji harcanamamaktadır. Bu yüzden kişiler her gün tertipli egzersiz yapmalıdır. Kaide olarak haftada minimum 5 gün otuz dakika süresince ara vermeden spor yapılması önerilmektedir. Bu şekilde meydana getirilen tertipli egzersiz hem de kalp sağlığı için de fazlaca gereklidir. Buna ek olarak mümkün olduğunca yürüyüş yapmak, yakın bölgelere yürüyerek gidilmesi, asansör yerine merdivenlerin kullanılması destekleyici olur.

Enerji (kalori) alımının azaltılması:

Bu plandaki ilk basamak rejim uygulamasıdır. Protein ve vitamin eksikliğine yol açmayan kesinlikle diyetisyen kontrolü altındaki rejim uygulamaları ilk basamakta uygulanır. Rejim ile zayıflama hızı oldukça fazla olmamalıdır. Ayda en fazla 1-2 kilogram verilmesi kabul edilebilir bir zayıflama hızıdır. Bundan daha süratli zayıflamalarda ek rahatsızlıklar ortaya çıkabilir.

18 Ağustos 2021
Okunma
bosluk

Meme kanseri; önlenebilir ve tedavi edilebilir bir hastalıktır.

Meme kanseri; önlenebilir ve tedavi edilebilir bir hastalıktır.

Meme kanseri en sık gözlenen kanserlerden birisidir. Hanımlarda, tüm kanserler içinde birinci, kansere bağlı ölümlerde ikinci sırada yer almıştır. Hanımlarda gözlenen kanserlerin %33’ünü meme kanseri oluşturmaktadır. ABD, Şimal ve Batı Avrupa vatanlarında bayanların %12’si doğrusu sekizde biri yaşam boyu meme kanserine yakalanma riski altındadır. Japonya ve öteki uzak doğu vatanlarında bu oran daha düşüktür. Türkiye’de görülme sıklığı batı ülkelerine daha yakındır. Kadınlarımızın %10-12’si yaşam boyu meme kanserine yakalanma riskine haizdir.

Meme bayanlar için doğurganlık yanında, kadınlığı simgeleyen en mühim organdır. Bu yüzden, memenin kaybı bayanlar için oldukça büyük travmaya yol açmaktadır. Meme kaybı, kadınlık, doğurganlık, cinsellik ve çekicilik kaybı benzer biçimde algılanmakta, ciddi ruhsal ve toplumsal travmalara niçin olmaktadır. Ek olarak, tanı ve tedavi giderleri ciddi ekonomik kayıplara yol açmaktadır. Meme kayıplarının en büyük sebebi, kim bilir tek sebebi meme kanseridir. Meme kanserinin tanısında gecikme olduğunda ve uygun tedavi edilmediğinde meme yitirilmesine yol açmakta, yaşam süresi kısalmakta ve yaşam kalitesi bozulmaktadır.

Bu kadar travmatik sonuçlara neden olan meme kanserini önleyebilir mi? Evet!… Meme kanserine yol açan risk faktörleri bilindiğinde, meme kanserinin mühim bir kısmını önlemek mümkündür. Önlenemediği durumlarda ise, tarama şekilleri, erken tanı ve uygun tedavi ile, meme yitirilmesine yol açmadan tam iyileşme sağlayarak tedavi edebiliriz.

Meme Kanseri için Risk Faktörleri

Meme kanserini önlemek için, yol açan risk faktörlerini bilmek oldukça önemlidir. Bunlar; hanım cinsiyet, ileri yaş, ailede yada kendisinde meme, over (yumurtalık) ve başka kanseri hikayesi bulunması, meme kanseri için riskli genetik faktörlere haiz olmak, adetlerin erken başlaması (12 yaşından ilkin), geç menopoz (55 yaşından sonrasında), 5yıldan daha uzun doğum denetim hapı yada menopozu geciktirmek hormon hapı kullanılması, asla doğum yapmama, emzirmeme, bilhassa çocukluk çağlarında radyasyona maruz kalma, alkol kullanımı, yağdan varlıklı beslenme ve sedanter yaşam sayılabilir. Yaş, hanım cinsiyet, kişisel yada ailesel kanser hikayesi, genetik faktörler ve erken tane görmeye başlama haricinde öteki tüm faktörler değiştirilebilir ve önlenebilir faktörlerdir.

Meme kanserlerinin %15 kadarını ailesel meme kanserleri oluşturur. Bu hastalarda meme kanseri için riskli genetik faktörler (BRCA1, BRCA2, p53, PTEN vd) pozitiftir. Bu genetik faktörleri pozitif olan yada ailede meme kanseri hikayesi yada hastayı yüksek riskli gruba sokan öteki faktörlere haiz olan kişilerde, önleyici ilaç ve cerrahi tedaviler ile meme kanseri gelişimini %95’lere kadar önlemek mümkün olmaktadır. Mesela mutasyona uğramış (yapısı bozulmuş) BRCA1 yada BRCA2 genine haiz hastalarda yaşam boyu meme kanseri gelişme riski BRCA1 için %80-90, BRCA2 için %40-45, over kanseri gelişme riski BRCA 1 için %40-60, BRCA2 için %15 civarındadır. Bu kişilerde cilt koruyucu, cilt, meme başı ve areola koruyucu mastektomiler ile meme kanseri gelişimi %95-97 oranında önlenebilir. Overlerin (yumurtalıkların) 40-45 yaşından ilkin çıkarılması ile over kanseri %100, meme kanseri %50 civarında önlenebilir. İlaçla (Tamoksifen) %50 kadar meme kanseri gelişmesi önlenebilir. Bu tedavileri istemeyen kişilerde, takiplere daha erken yaşta başlanarak ve daha sık takip edilerek, meme kanserinin tanısı oldukça erken evrede konulabilmekte ve meme kaybı olmadan tam iyileşme ile tedavi edilebilmektedir. BRCA1 yada BRCA2 gen mutasyonu olanlarda 25 yaşlarında meme Manyetik Rezonans görüntüleme ile ve 35 yaşlarında Mamografi ile taramaya başlanmalıdır. Bu kişiler aylık kendi kendine muayenelerine 18-20 yaşlarında başlamalıdır. Altı ayda yada yılda bir klinik muayene önerilir. Ailesinde meme kanseri bulunanlarda, meme kanser tanısı konulduğu yaştan minimum 5 yıl ilkin taramalara adım atmak gerekir.

Kendisi meme kanseri geçiren kişilerde, duruyorsa aynı memesinde ve öteki memesinde yeni bir kanser gelişme riski her yıl için %0,5-1 civarınadır. Bu yüzden, kesinlikle takip gerekir.

Meme kanseri gelişimini azaltmak için yapabileceklerimiz nedir?

İlk canlı doğum yaşlarının 30 yaşın altında olması, her evladı minimum 6ay-bir yıl emzirme, doğum denetim hapının (5 yıldan uzun) ve menopoz geciktirici hapların uzun süre kullanımından kaçınma, alkol kullanmama (riski 2 kat arttırır), liften ve meyve sebzeden varlıklı beslenme (hayvansal yağdan varlıklı ve yüksek kalorili rejim riski arttırır), iyonize radyasyondan kaçınma (bilhassa 30 yaş altında radyasyona maruz kalmak pek fazlaca kansere niçin olur), haftada minimum 5 gün, günde 40-50 dakika orta derecede fizyolojik aktivite, tertipli yaşam ve menopoz sonrası dönemde ideal kiloda kalınarak (menopoz sonrası şişmanlık risk faktörüdür) ile meme kanseri sıklığını mühim oranda azaltmak mümkündür.

Meme kanserinde emare ve bulgular:

Meme kanserli hastalar bizlere en sık (%70-90) memede kitle ile başvurmaktadır. Kitleler çoğu zaman sınırları düzensiz, sert ve hareketsizdir. Çevre meme dokusuyla beraber ile hareket eder ve çoğunlukla ağrısızıdır.

Meme başlangıcında ve derisinde biçim bozukluğu ve çekintiler gözlenebilir. Meme derisinde kalınlaşma, kabalaşma, portakal kabuğu görünümü, yara yada kızarıklık olabilir.

Meme başından kanlı yada saydam akıntı gözlenebilir. Memeden süt dışı tüm akıntılar düzgüsel değildir ve meme kanserinin emaresi olabilir. Meme kanserlerinin %10’u ilk emare olarak, meme başı kanlı akıntısı ile gelmektir. Bilhassa kendiliğinden, tek meme başından ve tek kanaldan olan, kanlı ve berrak akıntılar meme kanserini düşündürür.

Meme kanserli hastalar, meme başlangıcında sulanma, soyulma, kabuklanma benzer biçimde lezyonlar, memede kızarıklık, şişme, ağrı, ışı artışı, yara ve koltuk altında kitle ile başvurabildiği benzer biçimde, hiçbir şikâyeti ve meme kanserini düşündürecek emaresi yok iken, tarama mamografisi ile, meme kanseri tanısı konulabilmektedir.

Meme kanseri tanısı:

Meme ile ilgili şikayetle gelen bir hastada yaşı 40’ın üstünde ise, görüntüleme yöntemi olarak ilk tercih edilecek yöntem, mamografidir. Kırk yaşından ufak kişilerde birincil olarak ultrasonografi tercih edilir. Tanı için mamografi ve ultrasonografinin yetersiz kalmış olduğu olgularda manyetik rezonans görüntüleme ile araştırma yapılır. Kırk yaş öncesi olgularda mamografinin tercih edilmemesinin sebebi, hem oldukça azca da olsa ışınım içermesi, hem de bu yaşlarda meme dokusunun fazlalığı neneni ile, meme görüntü kalitesinin daha düşük olmasıdır. Gene de lüzumlu durumlarda 40 yaşından ilkin de mamografi çekilebilir. Meme kanserinin uzak yayılımını belirlemek amacıyla, bilgisayarlı tomografi, kemik sintigrafisi ve PET-CT benzer biçimde görüntüleme şekillerinden faydalanılır.

Meme kanserinde kati tanı, biyopsi ile konulur. Meme kitlelerinde ilk tercih daima kesici iğne (tru-cut) biyopsisi olmalıdır. Sadece, koltuk altı lenf bezlerinin incelemesinde kesici iğne biyopsisi yapılamıyorsa ince iğne biyopsisi yapılabilir. Memenin kistik lezyonlarında da kesici iğne biyopsi yapılamıyorsa ince iğne biyopsisi yapılabilir. Açık biyopsi şekilleri sadece enflematuar meme kanseri benzer biçimde, kesici iğne biyopsisinin yetersiz kalmış olduğu fazlaca hususi durumlarda tercih edilmesi ihtiyaç duyulan bir yöntemdir. Açık biyopsi ile işe adım atmak, hastanın tedavisinde meme koruyucu yada onkoplastik yöntemlerin yapılamamasına ve sonuçta meme yitirilmesine niçin olabilir.

Yalnız görüntüleme ile görülebilen lezyonların çıkarılmasında, lezyon hangi görüntüleme ile tespit edilmişse tel ile işaretlenerek yada içine radyoaktif madde verilerek işaretlenebilir.

Cerrahi öncesi ilaçla tedavi alacak hastalarda, tedaviden ilkin görüntüleme eşliğinde, memedeki kitleleri ve var ise koltuk altı lenf bezleri klipsle işaretlenmesi gerekir.

Meme başı akıntılarında, akıntıda hücre incelemesi yapılır. Fena huylu hücre görülmesi, memenin o kanalıyla ilişkili meme alanında kanser bulunduğunu gösterir.

Meme başı kanlı akıntılarda, akıntının nedenini belirlemek için duktografi (kanal grafisi) yada duktoskopi (kanalın içine girilerek bakılması) yapılabilir.

Meme Kanseri Tedavisi

Meme kanseri tek bir hastalık değildir. Kansere, kişiye ve memeye bağlı özelliklere nazaran tedavinin bireyselleştirilmesi gerekir. Meme kanserinin tedavisine onkoplastik cerrahi prosedürler de girdikten sonrasında, cerrahi tedavi yöntemi seçiminde cerrah faktörü mühim rol almaya adım atmıştır.

Meme kanserinin tedavisi, kesinlikle mevzu ile ilgilenen uzmanların ortak emek vermesi ile yapılması gerekir. Bu ekip, meme kanserinin cerrahi tedavisini icra eden cerrahi onkoloji uzmanı, ilaçla tedavisini icra eden tıbbi onkoloji uzmanı, filmleri değerlendiren radyolog, çıkarılan tümörü değerlendiren patolog başta olmak suretiyle, nükleer tıp uzmanı, tıbbi genetik uzmanı, plastik cerrahi uzmanı benzer biçimde branşları içermektedir. Uygun tedavi seçeneklerine kesinlikle hastayla beraber karar verilmelidir.

Meme kanseri tedavisinde son yıllarda oldukça mühim gelişme değişmeler olmuştur. Artık, hastaların oldukça büyük çoğunluğunda memenin tamamını almadan yapılacak tedaviler ön plana geçmiştir. İlaçla memedeki kitlenin küçültüldükten sonrasında çıkarılması, tümörün biyolojik ve genetik özelliklerine nazaran tedavi planlaması yapılmaktadır. Ek olarak, benim de oldukça sayıda hastamda gerçekleştirdiğim onkoplastik cerrahi teknikleri ile, hasta hem tümörden kurtulmakta hem de memesi korunmaktadır. Ek olarak, hastanın memesi kendi içinden yada çevreden doku kaydırılarak düzgüsel memesine yakın şekilde tekrardan şekillendirilmektedir.

Meme kanserinde uygun tedavi yapılabilmesi için, daha tanı konulma aşamasında, uygun planlama ve yönetim şarttır. Memede kesime gereksiz şekilde yapılacak açık biyopsi, doğrusu kitlenin çıkartılması, hastanın meme yitirilmesine kadar gitmektedir. Eskiden direkt memenin alınmasını gerektiren bazı kitleler artık, evvel ilaçla küçültülerek hem meme korunmakta hem de onkoplastik cerrahi ile kabul edilebilir bir güzel duyu sağlanabilmektedir.

Meme koruyucu meydana getirilen hastaların, ameliyat sonrası kesinlikle radyoterapi alması gerekeceği için, bunu almasına engel durum olması durumlarında uygulanamaz. Bazı hususi durumlarda memenin tamamı alındıktan sonrasında da radyoterapi gerekebilir.

Radyoterapi haricinde tümör tipine nazaran, ilaç verilerek kemoterapi, hormonoterapi, hedefe yönelik tedaviler ve immünoterapi tedavileri çoğunlukla cerrahiden sonrasında kullanılmaktadır. Sadece, bazı hastalarda bilhassa tümörü küçültmek amacı ile cerrahi öncesi de kullanılmaktadır.

Meme kanseri uygun tedavi edildiğinde, erken evrelerde 20 senelik yaşama şansı %90’lara ulaşmıştır. Ek olarak, meme koruyucu ve onkoplastik cerrahi tedavileri yaparak hastanın meme kaybını önleme yanında, hasta düzgüsel yaşantısını iyi bir yaşam kalitesi ile sürdürmektedir.

Meme tarama programları:

Tüm bayanların 20 yaşından sonrasında, kesinlikle tane bitimini takip eden hafta içinde kendi memelerini muayene etmesi gerekir. Bilhassa yüksek riskli hastalarda, erken yaşlarda taramaya adım atmak oldukça önemlidir. Düzgüsel riskli hastada 40 yaşından 50 yaşına kadar, 1 yada 2 yılda bir mamografi, 50 yaşından sonrasında her yıl mamografi ile tarama öneriyoruz. Yüksek riskli hastalarda mamografik taramaya, risk durumuna nazaran 35 hatta 30 yaşlarında bile başlanabilir. 30 yaş alında manyetik rezonans ve ultrasonografi ile tarama ön plana geçmektedir.

Erkeklerde meme kanseri:

Erkeklerde de kadılardan 100 kat daha azca çoğunlukla görülmekle beraber meme kanseri görülebileceğini unutmamak gerekir. Risk faktörleri hanımlarla benzerdir. Bunlara ilaveten, testislerin çıkarılması, inmemiş testis ve testis travması benzer biçimde testiste fonksiyon yitirilmesine yol açan durumlarda da risk artışı görülmektedir. Tanı ve tedavi prensipleri kadınlarala benzerdir.

Netice olarak, meme kanseri, hanımlarda en sık gözlenen kanser olmakla beraber, önlenebilir ve tedavi edilebilir bir hastalıktır. Sadece, seçilecek tedavi yönteminin hastanın yaşam standardını ve süresini etkilediğini unutmamak gerekir.

Tüm hanımlarımıza, kansersiz, sıhhatli ve mutlu yaşam dileklerimle.

15 Ağustos 2021
Okunma
bosluk
kalp hastalıkları Son Yazılar FriendFeed
seo kitabı

Son Yorumlar



Bizi takip edin- follow us !

Sorularınızı artık facebook grubumuzdan da sorabilirsiniz.

You can ask your questions from facebook page! Kalp-Hastaliklari Facebook Adresi