Erken boşalma bilgilendirme

Erken boşalma bilgilendirme

Boşalma ile ilgili hastalıklar içinde en sık görülen ve tıbbi dilde “prematür ejakülasyon” ve “ejakülasyo precox” benzer biçimde isimlerle adlandırılan erken boşalma, tüm dünyada 18-70 yaş arasındaki adamların % 22,7′sini ve dolayısıyla aynı oranda çifti etkileyen bir hastalıktır. Bu orana nazaran Türkiye”de 2009 yılı itibariyle tahmini 4.829.901 erken boşalma problemi yaşayan adam bulunmaktadır. Bu sayı yurtdışı verileriyle Türkiye için hesaplanan tahmini rakamdır ve ülkemiz için gerçek rakamların hesaplanması amacıyla Türk Androloji Derneği tarafınca 16 ilde 2700 adamın katılacağı emek verme başlatılmış olup bu sayede, Türkiye’de ilk kez, genel nüfustaki erken boşalma oranı hesaplanmış olacaktır.

Tıbbı dilde çeşitli tanımları olan erken boşalmanın kanıta dayalı ilk tanımı 2008 senesinde Internasyonal Cinsel Tıp Cemiyeti tarafınca yapılmıştır. Bu tanıma nazaran erken boşalma cinsel birleşmenin başlamasından itibaren boşalmanın geciktirilememesidir ve aşağıdaki cinsel fonksiyon bozuklukları ile karakterizedir.

Boşalmanın daima yada neredeyse daima adam cinsel organının hanım cinsel organıyla birleşmesinden ilkin yada ortalama 1 dakika içinde olmasıdır.

Tüm yada neredeyse tüm vajinal birleşmelerde boşalmayı geciktirme kabiliyeti yoktur.

Stres, moral bozukluğu sorun ve/yada cinsel ilişkiden kaçınma benzer biçimde negatif kişisel neticeleri vardır.

Erken boşalmanın sayısal olarak ifadesi ise adam cinsel organının hanım cinsel organıyla birleşmesinden sonrasında boşalma ya da boşalmamak için geri çekmeye kadar geçen dönemin 0,9 (54saniye) dakikadan azca olmasıdır. Bu tarif ağır derecede erken boşalmayı ifade ederken bu sürenin 0,9-1,3 dakika (54-78 saniye) içinde olması olası erken boşalma problemini gösterir. Erken boşalmayı yaşam boyu mevcud ve önceleri yokken sonradan ortaya çıkan hastalık olarak ikiye ayırmak mümkündür. Sonradan ortaya çıkan erken boşalma probleminde sebepler çoğu zaman prostat iltihabı, hipertiroidi benzer biçimde hormonal bozukluklar, ruhsal ve sinirsel hastalıklar olup bu hastalıkların tedavisiyle erken boşalmada düzelmeler görülmektedir. Sadece hastaların büyük çoğunluğunu oluşturan yaşam boyu olan erken boşalmanın tedavisi daha karmaşık ve zor olsa gerek.

Tedavi:

Erken boşalmanın ilaçla tedavisi

Erken boşalma tedavisi için en oldukça kullanılan yöntem ağızdan kullanılan ilaçlardır. Bu amaçla SSRI (Selektif Seratonin Reuptake İnhibitörü) olarak malum ilaçlar kullanılmaktadır ve bu ilaçların genel kullanımı her gün ağızdan bir tablet alınması şeklindedir. Bu tedavi yöntemi ile boşalmadaki gecikme tedavi başlanmasından 5-10 gün sonrasında gerçekleşmeye adım atar ve ilaç kullanıldığı sürece devam eder. Bitkinlik, bulantı, terleme, esneme benzer biçimde yan etkisinde bırakır görülebilir ve tedavi başlanmasından sonraki ilk bir haftada ortaya çıkar, 3-4 hafta içinde azalarak kaybolur. Bu tedavinin dezavantajları hasta tarafınca her gün ilaç kullanma gereği ve ortaya çıkan yan etkilerdir.

SSRI türü ilaçların tedavideki etkisine karşın günlük kullanım gereği ve yan etkisinde bırakır sebebiyle hastaların tedaviye devam etme oranının düşük olmasının sonucu olarak aynı tür ilaçların yeni formu olan “dapoksetin” geliştirilmiştir. Bu ilaç ilişkiden 1-3 saat ilkin kullanılmakta, her gün kullanım zorunluluğunun olmaması ve bu sayede yan etkilerin daha azca görülmesi hasta memnuniyetini ve tedavi başarısını artırmaktadır.

Erken boşalma için “dapoksetin” tedavisi yanında ek olarak sertleşme problemi olan erkeklerde bir PDE-5 inhibitörü tedaviye eklenebilir. Çoğu zaman SSRI inhibitörleri ile beraber kullanılabilen PDE-5 inhibitörlerinin sertleşme düzeyini arttırarak, boşalma sonrası yeniden sertleşme için ihtiyaç duyulan zamanı kısaltma ve bu sayede performans endişesini azaltarak tesir gösterdiği düşünülmektedir.

Tedavide lokal anestezik kremlerin kullanımı

Erken boşalma tedavisinde kullanılan öteki bir yöntem lokal anestezik içeren kremlerin kullanımıdır. İlişki öncesi penise uygulanan krem/jel/spreyler peniste duyu kaybı oluşturarak boşalmayı geciktirmektedir.

Erken boşalmada ruhsal tedavi

Erken boşalmanın sebepleri içinde sayılan ruhsal problemlerin tedavisi hastalığın gerilemesini sağlayabilmektedir. Çoğu zaman görülen ruhsal problemler hastanın eşi ile olan seksüel sorunları yada ilişkideki geçimsizliklerdir.

Davranışsal tedaviler

Bu tedavi metodunda uygulanan yöntemler hastaların cinsel ilişki esnasında erken boşalmayı önleyecek bazı manevralar yapmasında dayanmaktadır. Bu manevralar “dur-başla” (stop-start) ve “sıkma” teknikleridir.

Dur-başla tekniği aşamalı bir tekniktir ve her aşama averaj 2 hafta sürmekte ve her hafta minimum üç kez tavsiye edilen manevraların yapılması gerekmektedir. Bu manevralar penis uyarılmasının azaltılmasını ve bu sayede boşalmanın geciktirilmesini amaçlamaktadır.

Sıkma tekniği ise ilişki esnasında boşalma hissedildiğinde birlikteliğin durdurularak penis uç kısmının boşalma hissi geçene kadar sıkılması ve bu sayede boşalmanın geciktirilmesidir.

Cerrahi tedaviler

Erken boşalmada cerrahi tedavi mantığı penisin bu hastalarda aşırı duyarlı olması varsayımına dayanmakta penise giden sinirlerin çeşitli yollarla kesilmesiyle bu aşırı duyarlılığın azaltılması hedeflenmektedir. Sadece bu yöntem geriye dönüşsüz bir yöntem olup nadiren uygulanmaktadır.

13 Haziran 2021
Okunma
bosluk

Ürolojide prp tedavisi

Ürolojide prp tedavisi

PRP (Platelet Rich Plasma), ya da öteki adıyla “Trombositten Varlıklı Plazma”, kişinin kendi kanından elde edilmiş bir sıvıdır. Hastanın kanı alındıktan sonrasında tek kullanımlık PRP hazırlama kitinde bulunan filtreler ve santrüfüj yardımı ile PRP sıvısı hazır hale getirilir. Elde edilmiş PRP sıvısının içinde yoğun bir halde trombositler (platelet) ve gelişme faktörleri (PDGF, VEGF, TGF- α ve TGF- β) mevcuttur. PRP sıvısı hasta olan bölgeye enjekte edildiğinde bu bölgeyi onarım eder, doku iyileşmesini uyarır, mevcut dokuları büyütür ve bu dokudaki kök hücreleri uyararak dokuların gençleşmesini sağlar. Sadece PRP bir kök hücre tedavisi değildir. PRP tedavisi üroloji, ortopedi, dermatoloji, plastik cerrahi, ve kozmetik sektöründe güvenli ve etkili bir halde kullanılmaktadır. PRP ABD Birleşik Devletlerinde bu sayılan bıranşlardaki bazı hastalıklar için FDA onaylı bir tedavi şeklidir. PRP’ nin etkinliği ve güvenilirliği internasyonal bir fazlaca çalışmada gösterilmiştir.

PRP ABD Birleşik Devletlerinde üroloji alanında sertleşme problemi ve penis büyütülmesi amacı yaygın bir halde kullanılmaktadır.

Sertleşme sorunundaki tesiri: Organik nedenlere bağlı meydana gelen ereksiyon sorununda kılcal damarların tıkanması, apopitozis dediğimiz hücre ölümü, ölen hücrelerin yerine kollagen dokusunun artması ve fibrozis gelişimi ile penisin elastikiyetinin bozulur. Kısaca sertleşmeyi elde eden kavernöz cisimlerin fonksiyon gören kılcal damarları azalır, düz kaslarının yerini sert fibrotik dokular alır. Böylece penisin sertleşmesi ve sertliğini sürdürebilme kabiliyeti bozulur. PRP’nin penisin sertleşmesini elde eden kavernöz cisme enjekte edilmesi, sertleşmeyi sağlayacak yeni damar oluşumunu (anjiogenezis), dokuların yenilenmesini (rejenerasyon) ve gençleşmesini (rejuvenasyon) sağlar.

Sertleşme sorununda PRP tedavisi toplam üç seans olacak şekilde iki günde bir yapılır. 3., 6. ve 12. Ayda tek doz olacak şekilde idame tedavi etkinliği artırır. Kan alma, ayrıştırma, PRP hazırlanması ve enjeksiyon 30 ila 45 dakika içinde sürmektedir. Enjeksiyondan 5-10 dakika ilkin lokal etkili uyuşturucu kremler (lokal anestezik) kullanılarak enjeksiyon yapılması hastanın ağrı hissetmesini engeller. Tedavi gününde hasta günlük işlerini yapabilir ve ilişkiye de girebilir. PRP tedavisi, tedaviye başladıktan yedi gün sonrasında tesir etmeye adım atar ve maksimum tesir göstermesi 3 ayı bulabilmektedir. Tedaviden görülen yarar kalıcı olmaktadır.

Kan sulandırıcı ilaç kullanan hastaların ilaçları kesildikten beş gün sonrasında, enfeksiyonu olan hastaların antibiyotik ile tedavi edilmelerinden sonrasında PRP tedavisi yapılmalıdır. Tedaviden sonrasında bigün süresince tedavinin etkinliğini azaltabileceği için anti-inflamatuar dediğimiz ödem giderici ve ağrı kesici ilaçlar almamalıdır.

Üroloji alanında peyronie hastalığında da tunika albugiena üstündeki plak bölgelerine meydana getirilen PRP uygulaması ile plakların küçüldüğü ve eridiği bilimsel çalışmalarda gösterilmiştir. Bu yüzden peyroni hastalığında da yaygın bir halde kullanılmaktadır.

Ek olarak kronik prostatit, kronik sistit, ve interstisiyel sistit de, ürolojide PRP tedavisinin kullanıldığı öteki alanlardır.

Netice: PRP kişinin kendi kanından hazırlandığı için yan tesiri olmayan FDA onaylı etkili ve kalıcı bir tedavi yöntemidir.

13 Haziran 2021
Okunma
bosluk

Covid 19 salgını, akciğer kanser ameliyatına engel mi?

Covid 19 salgını, akciğer kanser ameliyatına engel mi?

Akciğer kanseri, kansere bağlı ölümlerin en sık nedenidir. En etkili tedavi yöntemi ise ameliyat ile kanser dokusunun vücuttan tamamen çıkarılmasıdır. Ameliyat her hastaya uygulanamamaktadır. Mesela akciğer tümörü vücudun öteki bölgelerine sıçramışsa (metastaz) cerrahinin faydası fazlaca sınırı olan olmaktadır. Maalesef, bir çok vakalarımız bu şekildedir.

Akciğer kanseri sebebiyle müracaat eden hastalarda ilk olarak ameliyata uygun olup olmadığı araştırılmaktadır. Bir takım tetkikler istenir. Elde edilmiş sonuçlarına gore karar verilir. Mesela; hastalarımız ameliyat için uygun bulunduğunu gösteren bazı bulgular;

(1) kanserin tek akciğerle sınırı olan olması

(2) hastalığın uzak lenf nodlarına, karşı akciğer, kalbe, büyük damarlara, yiyecek borusuna yayılmamış olması

(3) kanser hücrelerinin beyin, karaciğer, kemik, böbrek üstü bezleri benzer biçimde herhangi bir uzak organa sıçramaması.

Netice olarak akciğer kanserinde en etkili tedavi yöntemi cerrahi tedavidir.

Akciğer kanseri erken evrede tespit edilirse Covid 19 riskine karşın ameliyat yapılmalı mıdır?

Bu sual hem hasta ve hem de yakınları tarafınca sorulmaktadır. Kanser, cerrahi için uygun olduğu erken evrede ameliyat yapılmaz ise hasta, etkili bir tedavi şansını yitirilmektedir. Erken evre akciğer kanseri sebebiyle ameliyat olan hastalarımızda büyük oranda tam şifa sağlanmaktadır.

Özet olarak; Covid 19 pandemisinden dolayı ameliyatı ertelemek hastanın en etkili tedavi seçeceğini olan ameliyat şansını dolayısı ile tam şifa sağlama şansını kaybetmesine sebep olabilir.

12 Haziran 2021
Okunma
bosluk

Meme kanseri; önlenebilir ve tedavi edilebilir bir hastalıktır.

Meme kanseri; önlenebilir ve tedavi edilebilir bir hastalıktır.

Meme kanseri en sık gözlenen kanserlerden birisidir. Hanımlarda, tüm kanserler içinde birinci, kansere bağlı ölümlerde ikinci sırada yer almıştır. Hanımlarda gözlenen kanserlerin %33’ünü meme kanseri oluşturmaktadır. ABD, Şimal ve Batı Avrupa vatanlarında bayanların %12’si doğrusu sekizde biri yaşam boyu meme kanserine yakalanma riski altındadır. Japonya ve öteki uzak doğu vatanlarında bu oran daha düşüktür. Türkiye’de görülme sıklığı batı ülkelerine daha yakındır. Kadınlarımızın %10-12’si yaşam boyu meme kanserine yakalanma riskine haizdir.

Meme bayanlar için doğurganlık yanında, kadınlığı simgeleyen en mühim organdır. Bu yüzden, memenin kaybı bayanlar için oldukça büyük travmaya yol açmaktadır. Meme kaybı, kadınlık, doğurganlık, cinsellik ve çekicilik kaybı benzer biçimde algılanmakta, ciddi ruhsal ve toplumsal travmalara niçin olmaktadır. Ek olarak, tanı ve tedavi giderleri ciddi ekonomik kayıplara yol açmaktadır. Meme kayıplarının en büyük sebebi, kim bilir tek sebebi meme kanseridir. Meme kanserinin tanısında gecikme olduğunda ve uygun tedavi edilmediğinde meme yitirilmesine yol açmakta, yaşam süresi kısalmakta ve yaşam kalitesi bozulmaktadır.

Bu kadar travmatik sonuçlara neden olan meme kanserini önleyebilir mi? Evet!… Meme kanserine yol açan risk faktörleri bilindiğinde, meme kanserinin mühim bir kısmını önlemek mümkündür. Önlenemediği durumlarda ise, tarama şekilleri, erken tanı ve uygun tedavi ile, meme yitirilmesine yol açmadan tam iyileşme sağlayarak tedavi edebiliriz.

Meme Kanseri için Risk Faktörleri

Meme kanserini önlemek için, yol açan risk faktörlerini bilmek oldukça önemlidir. Bunlar; hanım cinsiyet, ileri yaş, ailede yada kendisinde meme, over (yumurtalık) ve başka kanseri hikayesi bulunması, meme kanseri için riskli genetik faktörlere haiz olmak, adetlerin erken başlaması (12 yaşından ilkin), geç menopoz (55 yaşından sonrasında), 5yıldan daha uzun doğum denetim hapı yada menopozu geciktirmek hormon hapı kullanılması, asla doğum yapmama, emzirmeme, bilhassa çocukluk çağlarında radyasyona maruz kalma, alkol kullanımı, yağdan varlıklı beslenme ve sedanter yaşam sayılabilir. Yaş, hanım cinsiyet, kişisel yada ailesel kanser hikayesi, genetik faktörler ve erken tane görmeye başlama haricinde öteki tüm faktörler değiştirilebilir ve önlenebilir faktörlerdir.

Meme kanserlerinin %15 kadarını ailesel meme kanserleri oluşturur. Bu hastalarda meme kanseri için riskli genetik faktörler (BRCA1, BRCA2, p53, PTEN vd) pozitiftir. Bu genetik faktörleri pozitif olan yada ailede meme kanseri hikayesi yada hastayı yüksek riskli gruba sokan öteki faktörlere haiz olan kişilerde, önleyici ilaç ve cerrahi tedaviler ile meme kanseri gelişimini %95’lere kadar önlemek mümkün olmaktadır. Mesela mutasyona uğramış (yapısı bozulmuş) BRCA1 yada BRCA2 genine haiz hastalarda yaşam boyu meme kanseri gelişme riski BRCA1 için %80-90, BRCA2 için %40-45, over kanseri gelişme riski BRCA 1 için %40-60, BRCA2 için %15 civarındadır. Bu kişilerde cilt koruyucu, cilt, meme başı ve areola koruyucu mastektomiler ile meme kanseri gelişimi %95-97 oranında önlenebilir. Overlerin (yumurtalıkların) 40-45 yaşından ilkin çıkarılması ile over kanseri %100, meme kanseri %50 civarında önlenebilir. İlaçla (Tamoksifen) %50 kadar meme kanseri gelişmesi önlenebilir. Bu tedavileri istemeyen kişilerde, takiplere daha erken yaşta başlanarak ve daha sık takip edilerek, meme kanserinin tanısı oldukça erken evrede konulabilmekte ve meme kaybı olmadan tam iyileşme ile tedavi edilebilmektedir. BRCA1 yada BRCA2 gen mutasyonu olanlarda 25 yaşlarında meme Manyetik Rezonans görüntüleme ile ve 35 yaşlarında Mamografi ile taramaya başlanmalıdır. Bu kişiler aylık kendi kendine muayenelerine 18-20 yaşlarında başlamalıdır. Altı ayda yada yılda bir klinik muayene önerilir. Ailesinde meme kanseri bulunanlarda, meme kanser tanısı konulduğu yaştan minimum 5 yıl ilkin taramalara adım atmak gerekir.

Kendisi meme kanseri geçiren kişilerde, duruyorsa aynı memesinde ve öteki memesinde yeni bir kanser gelişme riski her yıl için %0,5-1 civarınadır. Bu yüzden, kesinlikle takip gerekir.

Meme kanseri gelişimini azaltmak için yapabileceklerimiz nedir?

İlk canlı doğum yaşlarının 30 yaşın altında olması, her evladı minimum 6ay-bir yıl emzirme, doğum denetim hapının (5 yıldan uzun) ve menopoz geciktirici hapların uzun süre kullanımından kaçınma, alkol kullanmama (riski 2 kat arttırır), liften ve meyve sebzeden varlıklı beslenme (hayvansal yağdan varlıklı ve yüksek kalorili rejim riski arttırır), iyonize radyasyondan kaçınma (bilhassa 30 yaş altında radyasyona maruz kalmak pek fazlaca kansere niçin olur), haftada minimum 5 gün, günde 40-50 dakika orta derecede fizyolojik aktivite, tertipli yaşam ve menopoz sonrası dönemde ideal kiloda kalınarak (menopoz sonrası şişmanlık risk faktörüdür) ile meme kanseri sıklığını mühim oranda azaltmak mümkündür.

Meme kanserinde emare ve bulgular:

Meme kanserli hastalar bizlere en sık (%70-90) memede kitle ile başvurmaktadır. Kitleler çoğu zaman sınırları düzensiz, sert ve hareketsizdir. Çevre meme dokusuyla beraber ile hareket eder ve çoğunlukla ağrısızıdır.

Meme başlangıcında ve derisinde biçim bozukluğu ve çekintiler gözlenebilir. Meme derisinde kalınlaşma, kabalaşma, portakal kabuğu görünümü, yara yada kızarıklık olabilir.

Meme başından kanlı yada saydam akıntı gözlenebilir. Memeden süt dışı tüm akıntılar düzgüsel değildir ve meme kanserinin emaresi olabilir. Meme kanserlerinin %10’u ilk emare olarak, meme başı kanlı akıntısı ile gelmektir. Bilhassa kendiliğinden, tek meme başından ve tek kanaldan olan, kanlı ve berrak akıntılar meme kanserini düşündürür.

Meme kanserli hastalar, meme başlangıcında sulanma, soyulma, kabuklanma benzer biçimde lezyonlar, memede kızarıklık, şişme, ağrı, ışı artışı, yara ve koltuk altında kitle ile başvurabildiği benzer biçimde, hiçbir şikâyeti ve meme kanserini düşündürecek emaresi yok iken, tarama mamografisi ile, meme kanseri tanısı konulabilmektedir.

Meme kanseri tanısı:

Meme ile ilgili şikayetle gelen bir hastada yaşı 40’ın üstünde ise, görüntüleme yöntemi olarak ilk tercih edilecek yöntem, mamografidir. Kırk yaşından ufak kişilerde birincil olarak ultrasonografi tercih edilir. Tanı için mamografi ve ultrasonografinin yetersiz kalmış olduğu olgularda manyetik rezonans görüntüleme ile araştırma yapılır. Kırk yaş öncesi olgularda mamografinin tercih edilmemesinin sebebi, hem oldukça azca da olsa ışınım içermesi, hem de bu yaşlarda meme dokusunun fazlalığı neneni ile, meme görüntü kalitesinin daha düşük olmasıdır. Gene de lüzumlu durumlarda 40 yaşından ilkin de mamografi çekilebilir. Meme kanserinin uzak yayılımını belirlemek amacıyla, bilgisayarlı tomografi, kemik sintigrafisi ve PET-CT benzer biçimde görüntüleme şekillerinden faydalanılır.

Meme kanserinde kati tanı, biyopsi ile konulur. Meme kitlelerinde ilk tercih daima kesici iğne (tru-cut) biyopsisi olmalıdır. Sadece, koltuk altı lenf bezlerinin incelemesinde kesici iğne biyopsisi yapılamıyorsa ince iğne biyopsisi yapılabilir. Memenin kistik lezyonlarında da kesici iğne biyopsi yapılamıyorsa ince iğne biyopsisi yapılabilir. Açık biyopsi şekilleri sadece enflematuar meme kanseri benzer biçimde, kesici iğne biyopsisinin yetersiz kalmış olduğu fazlaca hususi durumlarda tercih edilmesi ihtiyaç duyulan bir yöntemdir. Açık biyopsi ile işe adım atmak, hastanın tedavisinde meme koruyucu yada onkoplastik yöntemlerin yapılamamasına ve sonuçta meme yitirilmesine niçin olabilir.

Yalnız görüntüleme ile görülebilen lezyonların çıkarılmasında, lezyon hangi görüntüleme ile tespit edilmişse tel ile işaretlenerek yada içine radyoaktif madde verilerek işaretlenebilir.

Cerrahi öncesi ilaçla tedavi alacak hastalarda, tedaviden ilkin görüntüleme eşliğinde, memedeki kitleleri ve var ise koltuk altı lenf bezleri klipsle işaretlenmesi gerekir.

Meme başı akıntılarında, akıntıda hücre incelemesi yapılır. Fena huylu hücre görülmesi, memenin o kanalıyla ilişkili meme alanında kanser bulunduğunu gösterir.

Meme başı kanlı akıntılarda, akıntının nedenini belirlemek için duktografi (kanal grafisi) yada duktoskopi (kanalın içine girilerek bakılması) yapılabilir.

Meme Kanseri Tedavisi

Meme kanseri tek bir hastalık değildir. Kansere, kişiye ve memeye bağlı özelliklere nazaran tedavinin bireyselleştirilmesi gerekir. Meme kanserinin tedavisine onkoplastik cerrahi prosedürler de girdikten sonrasında, cerrahi tedavi yöntemi seçiminde cerrah faktörü mühim rol almaya adım atmıştır.

Meme kanserinin tedavisi, kesinlikle mevzu ile ilgilenen uzmanların ortak emek vermesi ile yapılması gerekir. Bu ekip, meme kanserinin cerrahi tedavisini icra eden cerrahi onkoloji uzmanı, ilaçla tedavisini icra eden tıbbi onkoloji uzmanı, filmleri değerlendiren radyolog, çıkarılan tümörü değerlendiren patolog başta olmak suretiyle, nükleer tıp uzmanı, tıbbi genetik uzmanı, plastik cerrahi uzmanı benzer biçimde branşları içermektedir. Uygun tedavi seçeneklerine kesinlikle hastayla beraber karar verilmelidir.

Meme kanseri tedavisinde son yıllarda oldukça mühim gelişme değişmeler olmuştur. Artık, hastaların oldukça büyük çoğunluğunda memenin tamamını almadan yapılacak tedaviler ön plana geçmiştir. İlaçla memedeki kitlenin küçültüldükten sonrasında çıkarılması, tümörün biyolojik ve genetik özelliklerine nazaran tedavi planlaması yapılmaktadır. Ek olarak, benim de oldukça sayıda hastamda gerçekleştirdiğim onkoplastik cerrahi teknikleri ile, hasta hem tümörden kurtulmakta hem de memesi korunmaktadır. Ek olarak, hastanın memesi kendi içinden yada çevreden doku kaydırılarak düzgüsel memesine yakın şekilde tekrardan şekillendirilmektedir.

Meme kanserinde uygun tedavi yapılabilmesi için, daha tanı konulma aşamasında, uygun planlama ve yönetim şarttır. Memede kesime gereksiz şekilde yapılacak açık biyopsi, doğrusu kitlenin çıkartılması, hastanın meme yitirilmesine kadar gitmektedir. Eskiden direkt memenin alınmasını gerektiren bazı kitleler artık, evvel ilaçla küçültülerek hem meme korunmakta hem de onkoplastik cerrahi ile kabul edilebilir bir güzel duyu sağlanabilmektedir.

Meme koruyucu meydana getirilen hastaların, ameliyat sonrası kesinlikle radyoterapi alması gerekeceği için, bunu almasına engel durum olması durumlarında uygulanamaz. Bazı hususi durumlarda memenin tamamı alındıktan sonrasında da radyoterapi gerekebilir.

Radyoterapi haricinde tümör tipine nazaran, ilaç verilerek kemoterapi, hormonoterapi, hedefe yönelik tedaviler ve immünoterapi tedavileri çoğunlukla cerrahiden sonrasında kullanılmaktadır. Sadece, bazı hastalarda bilhassa tümörü küçültmek amacı ile cerrahi öncesi de kullanılmaktadır.

Meme kanseri uygun tedavi edildiğinde, erken evrelerde 20 senelik yaşama şansı %90’lara ulaşmıştır. Ek olarak, meme koruyucu ve onkoplastik cerrahi tedavileri yaparak hastanın meme kaybını önleme yanında, hasta düzgüsel yaşantısını iyi bir yaşam kalitesi ile sürdürmektedir.

Meme tarama programları:

Tüm bayanların 20 yaşından sonrasında, kesinlikle tane bitimini takip eden hafta içinde kendi memelerini muayene etmesi gerekir. Bilhassa yüksek riskli hastalarda, erken yaşlarda taramaya adım atmak oldukça önemlidir. Düzgüsel riskli hastada 40 yaşından 50 yaşına kadar, 1 yada 2 yılda bir mamografi, 50 yaşından sonrasında her yıl mamografi ile tarama öneriyoruz. Yüksek riskli hastalarda mamografik taramaya, risk durumuna nazaran 35 hatta 30 yaşlarında bile başlanabilir. 30 yaş alında manyetik rezonans ve ultrasonografi ile tarama ön plana geçmektedir.

Erkeklerde meme kanseri:

Erkeklerde de kadılardan 100 kat daha azca çoğunlukla görülmekle beraber meme kanseri görülebileceğini unutmamak gerekir. Risk faktörleri hanımlarla benzerdir. Bunlara ilaveten, testislerin çıkarılması, inmemiş testis ve testis travması benzer biçimde testiste fonksiyon yitirilmesine yol açan durumlarda da risk artışı görülmektedir. Tanı ve tedavi prensipleri kadınlarala benzerdir.

Netice olarak, meme kanseri, hanımlarda en sık gözlenen kanser olmakla beraber, önlenebilir ve tedavi edilebilir bir hastalıktır. Sadece, seçilecek tedavi yönteminin hastanın yaşam standardını ve süresini etkilediğini unutmamak gerekir.

Tüm hanımlarımıza, kansersiz, sıhhatli ve mutlu yaşam dileklerimle.

12 Haziran 2021
Okunma
bosluk

Akciğer kanseri tedavisi

Akciğer kanseri tedavisi

Akciğer kanseri; akciğerde bulunan anormal hücrelerin kontrolsüz çoğalması meydana gelen bir hastalıktır. Yaşlanma ve çevresel faktörler sonucu (sigara içimi benzer biçimde) oluşur. Sonraki aşamada kontrolsüz çoğalan bu hücreler akciğer dışındaki organlara yayılabilir (metastaz).

akciğer kanseri sigara ve tütünün yaygınlaşması ile dünyadaki en sık kanser türü olmuştur. 2012 senesinde 2 milyon yeni hasta saptanmıştır. Türkiyede meydana getirilen bir çalışmada her 100 bin erkekten 75’i, her 100 bin hanımdan 10’u akciğer kanseridir.

Risk Faktörleri Nedir?

Akciğerlerimiz dışarıya oluşturulan bir organdır ve dış ortam havasını kullanır. Bu yüzden nefes ile alınan havadaki her türlü madde sağlığımızı etkileyebilir.

Sigara ve Türevleri: Sigara kullanımı akciğer kanserinin en sık görülen nedenidir (%90’dan fazla). Günlük içilen sigara sayısı, sigara içme süresi, erken başlama yaşı, dumanı derin çekme ve katran miktarı ile kanser gelişme riski artar. Günde 7 den fazla sigara için kişilerde akciğer kanseri görülme sıklığı 40 kat artar.

Akciğer kanseri aile öyküsünün olması

Yüksek düzeyde hava kirliliği

İçilen suyun yüksek oranda arsenik içermesi

Akciğerlere ışınım tedavisi uygulanması

Akciğerde bazı hastalıklar sonrasında kalan yara izi (skar)

Asbest

Radon gazı

Uranyum

Emareleri Nedir?

Öksürük

Göğüs, omuz ve sırt ağrısı

Balgam miktar ve renginde değişme

Kanlı balgam ve kan tükürme

Nefes darlığı

Ses kısıklığı

Yutma bozukluğu

Boyun ve yüzde şişlik

Göz kapağında düşme

Hışıltılı solunum

İştah kaybı, açıklanamayan kilo kaybı

Kaşeksi (kas erimesi)

Bitkinlik

Akciğer kanserleri kaç gruba ayrılır?

Bu iki tip kanserin gelişme hızları, yayılımları ve tedavileri farklıdır

Ufak hücreli akciğer kanseri (KHAK):

Ufak hücreli dışı akciğer kanseri (KHDAK)

Akciğer kanserinde tanı koyarken meydana getirilen tetkikler nedir?

Fizik muayene

Akciğer grafisi

BT – Bilgisayarlı Tomografi

MRG – Manyetik Rezonans Görüntüleme

PET /BT – Pozitron Emisyon Tomografisi / Bilgisayarlı Tomografi

Bronkoskopi

Mediastinoskopi / Mediastinotomi: her ikiside girişimsel işlemler olup kanserin göğüs kafesi içindeki lenf düğümlerine yayılıp yayılmadığını gösterir.

Akciğer kanseri evreleri nedir?

Evre 1: Tümör akciğerin yalnız ufak bir bölümündedir ve herhangi bir lenf bezesine hemen hemen yayılmamıştır.

Evre 2: Hastalık en yakın lenf bezelerine yayılmıştır yada lenf bezlerine yayılmadan boyutları büyümüştür.

Evre 3: Tümör uzak lenf bezelerine yayılmıştır yada akciğer zarı, göğüs kafesi yada diyafram (karın zarına) yayılımı vardır.

Evre 4: Tümör uzak organlara yayılmıştır.

Akciğer Kanseri Tedavisinde neler yapılır?

Akciğer kanserinin tedavisinde ameliyat, kemoterapi, radyoterapi ve öteki yöntemler tek başlarına yada bazı hastalarda olduğu benzer biçimde beraber uygulanabilmektedir. Uygulanacak tedaviler hastalığın çeşidine ve evresine nazaran farklılık gösterir.

Cerrahi (Ameliyat)

Akciğer kanserinin en etkin tedavi yöntemidir. Bilhassa erken evrelerde (evre 1, 2 ve 3) önerilmektedir. Ameliyatta akciğer lobunun yalnız bir kısmı, bir lobun tamamı yada tüm bir akciğer çıkarılabilir.

3 çeşit ameliyat tekniği bulunur;

Açık cerrahi

Kapalı cerrahi

Robot cerrahisi

Radyoterapi

Işınım tedavisi yüksek enerjili X ışınının kanserli hücrelerin yok edilmesi ve tümörün küçültülmesi için kullanılmasıdır.

Kemoterapi

Kemoterapinin ana ilkesi hastanın düzgüsel hücrelerine zarar vermeden tümör hücrelerinin büyümesini ve çoğalmasını durdurmaya yöneliktir.

Akciğer Kanserinde Tarama Yapılıyormu?

50 yaş altı kişilerde akciğer kanseri taraması için bilhassa başvurulan yöntem akciğer grafisidir.

Günümüzde akciğer kanserleri için bazı ülkelerde tavsiye edilen tarama testi bilgisayarlı tomografidir. Bazı ülkelerde kullanılmaya başlanan bu tarama yöntemi ağır sigara içme öyküsü olup (30 paket yılı yada daha çok), halen içmeye devam eden yada son 15 yıl içinde bırakmış, 55-74 yaş arası kişilerde önerilmektedir. ABD’da meydana getirilen bir çalışmada bu tarama testi ile akciğer kanserinden ölüm olasılığı akciğer grafisi ile takip edilenlere nazaran %20 azalmıştır.

Akciğer kanserinden Korunmak İçin Neler Yapmalıyız?

Akciğer kanseri önlenebilir bir hastalıktır. Akciğer kanserlerinin en mühim sebebi tütün ve tütün ürünlerinin kullanımıdır. Bu yüzden hastalıktan korunmada en mühim unsur sigaraya başlamanın önlenmesi ve içenlerde bıraktırılmasıdır.

Işınım maruziyetine yol açan bilgisayarlı tomografi benzer biçimde tetkiklerin mecburi olmadıkça yapılmaması önerilir.

Bunun yanısıra asbest, radon ve zararı olan gaz ve kimyasallara maruziyetin önlenmesi yada azaltılması (maske kullanımı benzer biçimde) kanser riskini azaltabilir.

Sigarayı bırakmak akciğer kanseri riskini azaltırmı?

Sigara içimi kati olarak akciğer kanseri riskini arttırır.

11 Haziran 2021
Okunma
bosluk

Akciğer kanserli hastaların hastane başvurusu gerekliliği olursa alınması ihtiyaç duyulan önlemler

Etiketler: ,,
Akciğer kanserli hastaların hastane başvurusu gerekliliği olursa alınması ihtiyaç duyulan önlemler

Poliklinik ve acil servislerde hastalarımızın kendini koruması:

Hastanede uzun süre beklemekten kaçınmak için poliklinik randevuları evvel alınmalı.

Tedavi için gidip gelmelerde hususi bir vasıta kullanılmalı ve toplu taşıma araçlarından kaçınılmalıdır.

Hastalarımız ve aileleri maske takmalıdır.

Hastalarımız belirlenen bir alanda bir doktora muayene olmalı, hastanede rastgele dolaşmaktan kaçınmalıdır.

Çevre yüzeylere ve hastanedeki nesnelere dokunmaktan kaçınmalı ve dokunduktan sonrasında ellerini zamanında yıkamalıdır.

Toplu bir halde beklemekten kaçınmalı ve öteki hastalardan belirli bir mesafede uzak durmalıdır.

Pandemi polikliniği, pandemi servisi, acil servis vb. alanlarda yürünmemelidir.

Hastanede yatış esnasında hastalarımızın ve yakınlarının kendini koruması:

Hasta ziyaretlerinden kaçınılmalıdır.

Eğer hastaya refakat edilmesi gerekiyorsa, durağan(durgun) bir şahıs belirlenmeli ve dışarı çıkılmamalıdır.

Hastalar ve aileleri tıbbi cerrahi maskeleri doğru şekilde takmalıdır.

Öksürürken yada hapşırırken dirsek iç yüzleri yada kağıt havlular kullanılmalıdır. Solunum salgılarına temas edildiyse eller akan suyla yıkanmalıdır.

El hijyeni için;

öksürme yada hapşırma sonrası,

maskeyi çıkardıktan sonrasında,

hastanedeki ortak alanlara dokunduktan sonrasında,

hastanın bakımına katıldıktan sonrasında,

yiyeceklerden ilkin ve sonrasında,

yüzeylere temas ettikten sonrasında,

herhangi bir kirlenmeden sonrasında

eller sabunla 20 saniye yıkandıktan sonrasında akan su ile durulanmalı, gerekirse eller derhal yıkanamadığında alkol içeren el dezenfektanı kullanılmalıdır.

Eller iyice temizlendikten sonrasında, temiz bir havlu yada kağıt havlu ile kurulanmalıdır.

Hastaneden ayrılırken öteki servis alanlarında bulunulmamalıdır.

Öteki hastalar ve aile üyeleri ile yazışma azaltılmalı, kişiler ile minimum 1.5 metre mesafe koyulmalı, maskesiz konuşulmamalı; ve öteki hastaların ve aile üyelerinin eşyalarına ve yataklarına dokunulmamalıdır.

10 Haziran 2021
Okunma
bosluk

Kolesterol ilaçları… Zehir mi?

Kolesterol ilaçları… Zehir mi?

Merhabalar! Bu yazımda, kolesterol düşürücü ilaçlar ve bedenimize olan etkilerinden bahsedeceğim. Elbet birden oldukça çeşitte kolesterol düşürücü ilaçlar mevcut fakat mevzumuz bilhassa en oldukça kullanılan, molekül adı -statin ile biten kolesterol ilaçları ile ilgili olacak. Halk içinde bilhassa son yıllarda statinlere ilaç değil de adeta zehir gözüyle bakılması benzer biçimde bir yönelim mevcut. Sanki her ilacı içenin ya da uzun dönem kullananın karaciğeri ve böbreği bitiyor, sanki her insanın kol bacak ağrısının sebebi bu, illa ki iktidarsızlık görülüyor, her içen eninde sonunda demans hastası oluyormuş benzer biçimde bir idrak mevcut. Tv programlarında kendi görüşünü kanıt ile destekliymişçesine evrensel bir doğru benzer biçimde özetleyen ‘hoca’larımızın da halkın tepkilerinin bir kısmında oranı olabilir mi? Sahi, kolesterol ilaçları hakikaten bu şekilde mi? Biz kardiyologlar acaba hastalarımızın ilaçlardan meydana gelen şikâyetlerine kulak mı tıkadık bunca yıl da bu grup ilaçlara bu kadar tepki oluştu? Yarar yerine zarar vermiş olabilir miyiz? Her şeyden ilkin elbet bu sorulara yanıt verirken elimizdeki kanıtlara nazaran, objektif olarak konuşacağız.

Hiçbir ilaç için ‘bunun asla yan tesiri yoktur’ benzer biçimde bir iddiası olamayacağını, her ilacın her hastaya, daima kâr-zarar hesabına gore verildiğini ilk olarak belirtmek isterim. Yazımda yan etkilerin daha kolay anlaşılabilmesi için kimi zaman statinleri aspirin (asetil salisilik asit) ile karşılaştıracağım. Hani şu başımız ağrıdığında arada bir aldığımız, canımız kan sulandırmak istediğinde (?) bir süre alıp bıraktığımız, tertipli alırken bile ilaçtan saymadığımız için doktorumuza söylemediğimiz aspirin var ya! İşte o… Haydi başlamış olalım! 19. yüzyılda yaşamış olan Alman patolog Virchow’un tıkayıcı damar hastalığından ölen hastaların damar yapılarını incelemiş olduğu vakit damar duvarlarında görmüş olduğu ‘sarımsı yağlı yapı’ları ‘aterom’ olarak tanımladığından beri(1), kolesterol yüksekliği ile damar tıkanıklığı arasındaki ilişkiyi biliyoruz. Gene de o dönemde doktorlar kolesterol yüksekliği ile kalp damar hastalığı arasındaki ilişkide hemen hemen ikna olmamıştı, ta ki 1950 senesinde süregelen büyük ve meşhur Framingham çalışmasına(2) kadar… Seneler süresince takip edilen 5.209 tane hasta yardımıyla, bugün kalp damar hastalığına yol açabilecek risk faktörleri tek tek sağlam olarak tanımlanabildi. Kan kolesterol düzeyleri ile damar hastalığının yakın ilişkisi de ilk kez ikna edici halde ortaya kondu. Bu da yetmiyormuş benzer biçimde arkasından dünyanın her yerinden gelen değişik çalışmalarda da yüksek kan kolesterol düzeyleri ile kalp damar hastalığından ölüm ile arasındaki kuvvetli ilişki doğrulandı. Bu bulgular ile Lipid Hipotezi artık kolaylıkla oluşturulabilirdi: ‘Kandaki Total Kolesterol (ya da daha net olarak LDL- fena kolesterol) seviyesi kalp damar hastalığı ile ilişkilidir ve seviyenin düşürülmesi kalp krizi yada öteki kalp damar hastalığı olasılığını düşürür’. Nokta! Doğrusu artık önümüzde bu kadar ikna edici emekler varken ‘kolesterol ile damar tıkanıklığının ilişkisi yoktur’ düşüncesi benzer biçimde bir şımarıklığın içine giremeyiz! Kolesterol düşürme gayreti doğal olarak ki ilk olarak statinlerle ile başlamadı. Rejim önerileri elbet ilk sıra tedavi önerisi idi fakat bu yolla sadece kolesterol seviyelerinde ufak değişimler elde edilebiliyordu. Safra asit sekstranları, nikotinik asit, kolestipol, probukol…

Hepsi statin öncesi devrin ilaçlarıdır. Hem tesirleri hem de hastalar tarafınca tolere edilebilirlikleri kısıtlıdır. Dünyada ilk statin tedavisi 1987 senesinde ABD Birleşik Devletleri’nde ‘Lovastatin’ molekülünün onay alması ile başladı. Mantar kaynaklı olarak üretilen bu ilk statin yardımıyla o devrin doktorları, 80mg’lık doz ile hastalarındaki kolesterol seviyelerini acıklı olarak düşürebildi. İlaçlar fazlaca azca bir yan tesir profili ile LDL kolesterolü averaj %40 oranında indirilebildi. Sonrasında görüldü ki LDL’deki ortalama 40mg/dl düşüş sağlanan her 100 damar hastasının 10’unu ilerideki yeni bir damar hastalığından kurtarmak mümkün olabiliyor(3). Simvastatinden sonrasında 1989 senesinde arkadan gelen pravastatin oldu ve yaygınca kullanıldı. Fluvastatin, atorvastatin, rosuvastatin ve nihayet pitavastatin ile statin ailesi bugünlere ulaştı.

Peki ya yan etkisinde bırakır? Ne pahasına bu sonuçlar elde edildi? Statin kullanılırken karşılaşılan sık yan tesir kas şikâyetleridir. Kullanan hastaların %10’unda görülme sıklığı bildirilmiştir. Gene de arada şunu da söylemek gerekir ki bu en sık yan etkiyi araştıran araştırmacılar, hastalarda bilhassa ‘nosebo’ denen etkiyi de ortaya çıkardılar. Nosebo tesiri, bir tedavinin ihtimaller içinde bir negatif yan tesiri için beklentisi olan hastalarda, bu yan etkinin ilacın hakikaten sebep olabileceğinden de daha sık olarak hastada görülmesidir. Sahiden de çalışmalarda içinde asla statin bulunmayan ‘boş’ ilacı alan hasta grubunda (bu gruba plasebo grubu denir ki bu grup ne ilacı aldığını bilmez) hastaların %30’u almış olduğu ilaca bağladığı kas ağrıları yüzünden ilacı bırakmak zorunda kalmış! Statinlerin kas ağrısı yapabileceğini tedaviden ilkin okuyan ya da öğrenen birisinde kas ağrıları olması gerekenden de fazla görülüyor doğrusu. İnsan psikolojisi bir garip hakikaten! Bir şeye hakikaten inanırsak onu gerçek hale getirebiliyoruz, negatif anlamda olsa bile. Bu sübjektif yan tesir haricinde statin kullanımı ve geliştirilmesi aşamasında en belirgin duraksama ve haklı önyargı, 1998 senesinde ‘Serivastatin’ molekülünün piyasaya sürülmesi ile beraber oldu. Bu molekül ile hastalarda, öteki statinlerle karşılaştırılamayacak sıklıkta kas dokusu harabiyeti (rabdomiyoliz) bildirildi. Serivastatinin niçin öteki statinlerden daha fazlaca rabdomiyoliz yapmış olduğu bile araştırılamadan, molekül üretici şirket tarafınca piyasadan apar topar çekildi.

Bu vaka bazı doktorların statinlerin güvenilirliği ile ilgili inançlarını elbet oldukça sarstı. Çağıl statinlerde rabdomiyoliz ihtimali 10.000’de 1’dir. Derhal aspirin ile karşılaştırmak gerekirse, o ilaçtan saymadığımız aspirini tertipli kullanan her 200 hastadan biri, hayatlarının bir döneminde aspirine bağlı ciddi kanama geçiriyor (mesela beyin kanaması, mide kanaması). Oran hiç de azca değil, değil mi? Şimdi de ‘10.000’de 1’ sıklığına bu gözle yeniden bir bakın… Son aşama kabul edilebilir bir oran olduğu ortada. Bu yan etkinin de derhal tamamının ilacı kesmekle ortadan tamamen kalkacağını da eklersek sanırım bu açıdan endişelenecek bir şey olmadığına ikna olabiliriz.

Bundan sonrasını poliklinikte de bu mevzuyla ilgili en oldukça gelen sorular üstünden, soru-cevap olarak gidelim: Statinler ile karaciğer hasarı olur mu? AST ve ALT dediğimiz karaciğer enzimlerinin yüksekliği ile görülen bu tablo, statin çalışmalarında ortalama %3 sıklıkta görülmüştür. İlacı kesmeseniz bile hastaların %70’inde kendiliğinden düzelir, kalanlar da ilaç değişikliği ve kesilmesi ile tamamen giderilir. Amerikan FDA kuruluşunun son görüşüne gore statin tedavisi altındaki hastaların artık rutin karaciğer enzim takibine bile gerek kalmamıştır! Statinler unutkanlık yapar mı? Demansı (erken bunama) kolaylaştırır mı? Hayır. Bu mevzuda kaygılar olsa da meydana getirilen çalışmalarda statinlerin unutkanlıkla ya da demans gelişimi ile bir ilişkisi bulunmadı. Statinler ile böbrek hasarı olur mu? Yüksek doz statinler ile böbrek hasarı olabileceği bazı çalışmalarda ortaya konmuştur fakat olasılık 1.700’de 1’dir. Statinler şeker hastalığına neden olur mı? Mevcud şeker hastalığımı kötüleştirir mi? Bu probleminin cevabı evettir. Esasen statinlerin yan etkilerini konuşacaksak işte bu şekilde gerçek yan etkilerden bahsetmeliyiz! Son bir emek verme(4) gene yüksek doz, kuvvetli statinler ile takipte tip 2 diyabet gelişim riskinin, asla ilaç almayanlara nazaran 2 kat daha yüksek buldu. Kayda kıymet bir oran. Diyabet kalp damar sağlığını tehdit edici en mühim risklerdendir. Gene de bu çalışmanın sonunda bile yazarlar emek vermeyi ‘Statinler kalp hastalığı ve inmeyi önlemek için oldukça etkili ilaçlardır. Bu emekler temel alınarak hastalara daha ilkin reçetelenmiş statinlerini kesmeleri asla söylenemez.

Sonuçlar, daha ziyade hasta ve doktorun takipte diyabet gelişimi için farkındalığını arttırmalıdır.’ diyerek bitirmişler. Doğrusu demek istiyorlar ki, bu yolda hastada yeni tanı şeker hastalığı gelişebileceğini bilmeliyiz ve hastaları bu açıdan da takip etmeliyiz. Riskleri bilerek yola devam etmek, statinlerin yararlarından azami olarak faydalanabilmemizi sağlar. Statinler kansere neden olur mı? Çalışmalarda statinlerin kanser sıklığını arttırdığını düşündürecek bir bulguya rastlanmadı. Statinler ile iktidarsızlık olur mu? Statinlerin iktidarsızlığa yol açtığını belirten ya da tam tersi iktidarsızlıktan söyleyen yayınlar mevcut. Bu mevzuda son nokta konmadı. İlacı kullandım sonrasında tahlil yapılmış oldu, kolesterolümün düşmüş olduğu söylendi. Artık statini kesebilir miyim? Hayır! Statin yardımıyla kolesterol değerleri istenen seviyelere indiğinde bunu anlamı ‘artık yeter, kati’ DEĞİL, ‘aynen bu şekilde devam edin’dir. İlacı aldığınız sürece değerler o şekilde kalır. Keserseniz kısa zamanda kolesterol değerleri başa döner. Niye kolesterolü düşürmekte, bu ilaçları hastalara kullandırtmakta ısrar ediyorsunuz? Biz bu yolla en düz manası ile yaşam kurtarıyoruz da ondan. İnsanlar günümüzde en sık damar hastalıklarından ölmekte. Damar hastalıklarına pozitif yönde tesir eden her ilaç, direkt ömrün uzaması ile ilişkili. Örnek vermek gerekirse İngiltere’de statin kullanımı ile bir yılda 7.000 kişinin yaşamı kurtuluyor! Bu hem de şu demek: Televizyonlara çıkıp ne olursa olsun kolesterol ilacı kullanmayın demek bir halk sağlığı suçudur! Elbet ısrar edeceğiz. Kolesterol seviyem düzgüsel olmasına karşın tabip niye bana ilaç reçeteledi? Statinlerin yararları yalnız kolesterol seviyesi yüksek iken değil, düzgüsel yada normale yakın iken de yayınlandı(5), (6), (7), (8), (9). Bilhassa kalp damar hastalığını tanısı konmuş kişilerde bu yarar emsalsiz. Ceviz suyu içeyim ben? Naturel tereyağı? Kanıta dayalı tıpta, kolesterol ve damar sağlığına iyi geldiği gösterilmiş tek rejim çeşidi Akdeniz seçimi rejimdir(10). Bu biçim rejimde taze sebze ve meyveler, yemişler (ceviz dâhil), bakliyatlar, patates, tam tahıllar, ekmekler, balık ve deniz ürünleri, zeytinyağı, baharatlar ve otlar yanında beğenseniz de beğenmeseniz de günlük 1 bardak kırmızı şarap tüketimi de vardır. Hayvansal besin tüketimi en azda tutulur. ‘Kanıta Dayalı Tıp’ diye bir kaygınız yoksa tv izlemeye devam edebilirsiniz. Esasen doktorlar ilaç firmaları ile anlaşmalı! Doktorların tedavi kılavuzlarını da büyük firmalar manipüle ediyor! Bizlere ilaç diye zehir yutturuyorlar! Evet. Elvis Presley de ölmedi aslına bakarsan.

Sizin bu kanıtları kabul etmeyip de damar hastalığı için kanıta dayalı başka alternatifiniz var ise biz memnuniyetle ikna olmaya hazırız! Fakat bir dakika! Sakın siz de ‘özgür gezen-organik-doğal-özgür tavuk yumurtası, doğal-köy tereyağı’ firmaları ile anlaşmalı olmayasınız! Statinler, damar hastalığına karşı elimizdeki en mühim silahlardandır. Damar hastalığının yalnız bir ayağı olan kolesterol ile olan savaşımızda yeni ilaçlar da ufukta görünmeye başladı. PCSK9 inhibitörleri denen, 2-4 haftada bir subkutan enjeksiyon ile uygulanan bu ilaçlar, bu harpte bir başka çığırı açacak benzer biçimde görünüyor. Piyasadaki 30 yılını çoktan doldurmuş olan statin ailesinin etkilerini ve yan etkilerini artık iyi biliyoruz. Bu tedaviyi verirken de yolumuzda ne benzer biçimde dönemeçler bulunduğunun da farkındayız. Her şey bir kâr-zarar dengesidir. Bu dengenin kurulmasında doktorunuza güvenin ve aman diyelim, bilimin ışığından ayrılmayın! Sıhhatli Günler!

KAYNAKLAR 1.Virchow R. Phlogose ung Thrombose im Gefassystem, Gesammelte Abhandlungen zur Wissenschaftlichen Medicin. Frankfurt-am-Main, Meidinger Sohn and Company 1856:458-46 2.Kannel, W. B., Gordon, T., & National Heart Institute (U.S.). (1968). The Framingham study: An epidemiological investigation of cardiovascular disease. Bethesda, Md.: United States. Department of Health, Education, and Welfare, National Institutes of Health. 3.Silverman MG, Ference BA, Im K, et al. Association Between Lowering LDL-C and Cardiovascular Risk Reduction Among Different Therapeutic Interventions: A Systematic Review and Meta-analysis. JAMA. 2016;316(12):1289–1297. doi:https://doi.org/10.1001/jama.2016.13985 4.Zigmont, Victoria & Shoben, Abigail & Lu, Bo & Kaye, Gail & Clinton, Steven & Harris, Randall & Olivo-Marston, Susan. (2019). Statin users have an elevated risk of dysglycemia and new‐onset‐diabetes. Diabetes/Metabolism Research and Reviews. 35. e3189. 10.1002/dmrr.3189. 5.McKenney JM, Davidson MH, Jacobson TA, Guyton JR National Lipid Association Statin Safety Assessment Task Force. Final conclusions and recommendations of the National Lipid Association Statin Safety Assessment Task Force. Am J Cardiol. 2006;97:89C–94C. 6.Cohen DE, Anania FA, Chalasani N. National Lipid Association Statin Safety Task Force Liver Expert Açık oturum. An assessment of statin safety by hepatologists. Am J Cardiol. 2006;97:77C–81C. 7.Pasternak RC, Smith SC, Jr, Bairey-Merz CN, Grundy SM, Cleeman JI, Lenfant C, et al. ACC/AHA/NHLBI clinical advisory on the use and safety of statins. Circulation. 2002;106:1024–8. 8.Ridker PM, Danielson E, Fonseca FA, Genest J, Gotto AM, Jr, Kastelein JJ, et al. Rosuvastatin to prevent vascular events in men and women with elevated C-reactive protein. N Engl J Med. 2008;359:2195–207. 9.Stein EA, Amerena J, Ballantyne CM, Brice E, Farnier M, Guthrie RM, et al. Long-term efficacy and safety of rosuvastatin 40 mg in patients with severe hypercholesterolemia. Am J Cardiol. 2007;100:1387–96. 10.Keys A, Grande F. Dietary fat and cholesterol. Am J Public Health 1957;47:1520–1530

7 Haziran 2021
Okunma
bosluk

Üretra darlığı(idrar kanalı darlığı)

Üretra darlığı(idrar kanalı darlığı)

Üretra, idrarın vücuttan dışarı taşınmasına müsaade eden, penisin ucu ile mesane arasındaki idrar kanalıdır. İdrar yolu darlığı (üretra darlığı) idrarın mesaneden çıkarak rahat bir halde dışarı boşaltılmasına engel olan, ve sonuçta idrarın mesanede birikmesine, mesanenin tam olarak boşaltılamamasına yol açan mekanik bir hastalıktır.. Üretra darlığı, ortalama olarak adamların % 0,5-1’ni etkileyen ve bazı nedenlerden dolayı idrar yolu hücrelerinin(uretra epiteli) hasar görmesi sonucu epitelde yada idrar kanalı gövdesini oluşturan yapının (korpus spongiozum) fibrozisi(Nedbe) ile sonuçlanan bir hastalıktır. Darlık üretranın ve çevresindeki dokunun yaralanması yada zedelenmesi sebebiyle oluşmaktadır. Mesela ciltte olan yaralanmalarda bir gerilme ve yaralanan yerde kalınlaşma(nedbe dokusu) oluşuyorsa, benzeri şekilde üretra yaralanmalarında da bir nedbe-skar dokusu olşmaktadır.. Bu gerilme ve kalınlaşma, üretranın ince boşluğunu tıkadığında idrar üretradan geçemez darlık ölçüsüne nazaran zor geçer ve bu yüzden mesanede birikir, tam boşalmaz. Travmalar, prostat kanseri için meydana getirilen radyoterapi benzer biçimde kimi tıbbi uygulamalar, bu bölgede meydana getirilen bazı cerrahi operasyonlar ve gonore benzer biçimde bazı enfeksiyonlar üretra darlığına niçin olabilmektedir. Üretra darlığına yol açan nedenler, hastanın yaşı ve darlığın yerine nazaran değişkenlik arz etmektedir. Ön uretra darlıkları daha fazlaca inflamasyon(%40), tıbbi müdahaleye bağlı(iyatrojenik-%40) yada travma sonucu oluşurken, posterior uretra darlıkları pelvik fraktür(pelvik kırık) sonrası yada cerrahi girişim sonucu iyatrojenik oluşur. Kimi zaman hiçbir niçin bulunamaz(%15-20). Darlıklar mesane ile penisin ucu içinde bir kaç milimetre ile birkaç santimetre içinde değişen bir uzunluğa haiz olabilir.

Klinik değerlendirme

1-.Klinik öykü

2-Semptom skorlaması (Patient Reported Outcome Measure)

3-Fizik muayene

4-Uroflowmetri ve Ultrasonografi,rezidü idrar miktarı

5-Uretrografi

6-Uretro-sistoskopi (bazı vakalarda)

Uretra darlığı olan hastalar çoğu zaman alt üriner sistem semptom ve bulguları ile başvururlar. İdrar yaparken zorlanma, idrar akımında zayıflama, mesane tam boşaltamama hissi, işeme sonrası damlama, sık wcye gitme benzer biçimde şikayetler ile hastalar başvurur. Kimi zaman hastalar tekrarlayan idrar yolu enfeksiyonu, prostatit, epididimit-orşit yada mesane taşı ile gelebilirler. Tam darlıklarda yada tıkanmalarda ise ani asla idrar yapamama(retansiyon) gelişebileceği akılda tutulmalıdır. Uretra darlığında tedavi öncesinde nedene yönelik detaylı öykü alınmalıdır. Fizik muayenede idrar deliği patolojilerinin değerlendirilmesi ve liken sklerozisi denilen olgularda ön üretradaki skar(nedbe) dokularını elle (palpasyon) hissedilmek ehemmiyet arz eder. Uretra darlığı hastalarında işeme testi(üroflowmetri) ile kesinlikle maksimum idrar akım hızı ve işeme paterni değerlendirilmelidir. Mesane patolojilerini değerlendirmek ve boşaltılamayan(rezidüel) idrar miktarını ölçmek için ultrasonografi gerekebilir. Uretra darlığının tam yerini ve uzunluğunu değerlendirmek için retrograd uretrografi(RUG) çekilebilir. Bilhassa önuretra darlıkları tanısı için retrograd uretrografi altın standarttır. Sadece arka uretra darlıklarında ve mesane boynu patolojilerinde RUG yetersiz kaldığından bu valalarda işeme(miksiyonel-voiding) sistouretrografi (MSU) ile RUG kombinasyonu yapılmalıdır.

Teşhisde karar verilemeyen durumlarda darlığın netleştirilmesi açısından uretrosistoskopi gerekebilir. Eş zamanlı dış(eksternal) uretral delik(meatus) yada sistostomi yolu ile meydana getirilen fleksible sistouretroskopi darlıkğın yerini ve uzunluğunu ölçmede mühim bir tanı aracı olabilir. Darlık yeri ve uzunluğu netleştirildikten sonrasında müdahale şekli ve zamanı planlanır.

Tedavi

Uretra darlıklarında tedavi, nedenine(etyolojisine), yerleşim alanına(anterior, posterior), sayısına, dar alanın uzunluğuna, darlığın kesafetine-şiddetine(spongiofibrozis derecesine), daha önceki tedavi girişimleri ve hastanın yaşına gore değişebilmektedir. Nispeten kısa kolay darlıklar endoskopik tedavi edilirken, uzun- karmaşık darlıklar bir yada iki aşamalı açık ameliyat(uretroplasti) ile tedavi edilmektedir.

Üretral geniştetme(dilatasyon): Metal dilatatörler, balon ile dilatasyon yada nelaton kateterlerle yapılabilmektedir. Bu tedavi şekli, kısa segment darlıklarda (<1 santimetre) oluşan skarı açarak hastaya geçici bir sağlayabilmektedir. Çoğu zaman ek hastalıklar olan (komorbiditesi yüksek) ek başka girişimi kaldıramayacak ve sınırı olan yaşam beklentisi olan hastalara uygulanır. Sadece ağır nedbe dokusu(spongio-fibrozis) olmayan kısa darlıklarda ender de olsa tam tedavi(küratif) sağlayabilir. Üretral diltasyonlar; bulber uretra darlığı, Dış delik ve dış deliğe yakın (Meatal- fossa navikülaris) darlıklar, idrar kapağı bölgesi(Sfinkterik darlıklar) darlıkların tedavisinde denenebilir.

İnternal Uretrotomi (İU): Üretrotomi interna 17-20 F Üretroskop ile kısa uretra darlığının soğuk bıçak ile darlığın saat 12 hizasından kesilmesi işlemidir.Bu yöntem ortalama elli senedir yaygın olarak kullanılmaktadır.Üretrotomi İnternal sonrası nedbeli(skarlı) epitel dokusu ikincil yara iyileşmesine bırakılır ve epitelizasyon ile yeni idrar yolu(uretral lümen) ve devamlılığı oluşur. Eğer düzgüsel iyileşme (epitelizasyon) nedbe-skar dokusundan(kontraksiyondan) ilkin oluşursa meydana getirilen işlem başarıya ulaşmış olur aksi taktirde yara kontraksiyonu daha süratli oluşursa darlık tekrarı(nüksü) nerdeyse kaçınılmazdır. Dikkatli hasta seçimi ile (yumuşak kısa bulber darlık<1 santimetre) ortalama %80 oranında başarı yakalanabilir, sadece 2 santimetre uzun, birden fazla(multiple), yoğun-kesif ağır darlıklar (periuretral spongiofibrozisli olgular) ve dış deliğe yakın(distal penil) darlıklarda genel anlamda başarısızlıkla sonuçlanır. İnternal uretrotomi sonrası 3 ay içinde tekrarlayan, yılda üç kezden fazla yeniden eden yada 2 kez başarısız girişim sonrası nüks eden vakalarda açık cerrahi(uretroplasti) tercih edilmelidir. İnternal uretrotomi sonrası uzun soluklu self kateterizasyon başkaca ciddi hastalığı olanlarda(ciddi komorbiditeli), sınırı olan yaşam beklentili, yada başka cerrahi işlem yapılamayacak hastalarda önerilmelidir. Son zamanlarda meydana getirilen çalışmalarda endoskopik cerrahi sonrası yeniden darlık oluşmasını engellemek için meydana getirilen self-dilatasyonun darlık tekrarını azalttığını bildiren yayınlar olasına karşın uzun dönem sonuçlarının hastaneye yatma ve endoskopik girişim riskini azaltmadığı görülmüştür. İnternal uretrotomi başarısı değişkenlik göstermekle beraber %10-80 içinde başarı oranı bildirilmektedir. Değişen başarı oranlarına karşın kolay uygulanması, düşük maliyet, hastanede kısa kalış süresi ve tekrarlanabilir olması sebebiyle üretrotomi interna en sık başvurulan yöntem olarak tercih edilmektedir. Üretrotomi interna ameliyatında en sık görülen ana komplikasyonu darlığın tekrarıdır. Öteki komplikasyonlar (%0,5-5) kanama, hematom, ve epididimo-orşit olarak genel anlamda karşımıza çıkmaktadır. bazı ender olgularda meydana getirilen derin kesilerde(insizyonlar) penil korpus kavernozum ile idrar kanalı(korpus spongiozum) içinde fistüle yol açarak iktidar bozuluğuna(erektil disfonksiyona) yol açabilir.

Meydana getirilen çalışmalarda uretra darlığı tedavisinde soğuk bıçak haricinde çeşitli lazerler (Argon, carbon dioxide, excimer, diode, KTP ve Nd:YAG lasers) kullanılmaktadır. Genel olarak lazer uretrotominin başarısı soğuk bıçak ile aynı olduğu bildirilmektedir.

Uretroplasti: Uretroplasti uretra darlıklarının tam tedavisi için en etkili metottur ve altın standart olarak değerlendirilir. Bu yöntemde darlık bölgesinin çıkarılması ve sonrasında ya uç uca anastomoz ile ya da flep/greft kullanılarak uretral rekonstrüksiyon yapılmaktadır.

1-Darlığın Çıkarılması ve uc-uca anastamoz(Eksizyon ve primer anastomoz): Bu tedavi yönteminde amaç, nedbe dokusunun (fibrotik dokuyu) tamamen çıkatıldıktan sonrasında uretra usulune uygun bir halde(spatüle edilir ve gerilmiş olamayacak şekilde) uç uca anastomoz yapılır. Bu teknikle 2 santimetre altındaki bulber uretra darlıklarında ortalama %90-95 oranında başarı elde edilir. 2cm den uzun darlıklarda (ogmentasyon uretroplastisinin mümkün olmadığı olgularda) uç uca anastomoz gerginliği azaltmak için iki korpus kavernozum dokusu dikkatli bir halde ayrılır. Bu yöntem ile ortalama 5 santimetre darlık uç uca anastomoz edilebilinir sadece buna karşın gerginilik oluşuyorsa keğen kemiğinin bir kısmı kesilebilir(inferior pubektomi). Ek olarak 2 santimetre üstünde bilhassa ön uretra darlıklarında meydana getirilen uc-uca birleştirme(anastamoz) penis uzunlukta kısalma ve penis eğrilileri(kurvatur) oluşabilir. Bundan dolayı uzun segment darlıklarında büyütme(Augmentasyon) uretroplasti tekniklerini kullanmakta fayda vardır.

2-Augmentasyon Uretroplasti: Bu tedavi yöntemi çoğu zaman 2 santimetre’den uzun ve uc-uca anastamoz uretroplastinin uygun olmadığı vakalarda tercih edilir. Bu yöntem bir ya da iki aşamalı yapılmaktadır. Augmentasyon uretroplastide darlık tekrarı %14-15 oranında bildirilmiştir. Uretroplastide greft yada flep kullanımı darlık tekrarı açısından hiçbir fark görülmemiştir. Greft için penil deri, skrotal deri,ağız mukozası, mesane mukozası, ve kolonik mukoza kullanılabilinir. Bunlar içinde ağız mukozası elde etme kolaylığı, saçlı deri içermemesi, düşük komplikasyon ve yüksek başarı oranıyla en sık tercih edilen materyaldir. Ağız mukozası yanaklardan, dudaktan yada dilden elde edilebilir. Ağız mukozası greft kullanımı ile alımı ilgili bildirilen komplikasyonlardan intraoperatif kanama, postoperatif ağrı, infeksiyon, şişme, ve tükrük bezi kanalı yaralanmasıdır. Bazı hastalarda geçici ağız açmakta zorlanma görülebilir. Ada fleb/greft(Onlay greftler) ön, yan ve arka olarak kullanılır. Hem ön hem de arka onlay greft kullanımının 5 senelik başarı oranı ortalama %80-85 arasındadır.

İki aşamalı uretroplastiler: Penil uretrada ve bilhassa başarısız hipospadias cerrahisi yada liken sklerozlu olgularda uygulanmaktadır. Birinci aşamadan sonrasında %10-39 oranında greft skarına bağlıağır darlık(kontraksiyon) görülebilr. Bu yüzden ikinci aşama için 3 ile 6 ay beklemek gerekir.

6 Haziran 2021
Okunma
bosluk

Koah balon tedavisi ve yararları

Koah balon tedavisi ve yararları

KOAH Nedir ?

Kronik Obstrüktif Akciğer Hastalığı kelimelerinin baş harfleri ile adlandırılan Koah hastalığı, akciğerlerde bulunan ve bronş isminde olan hava keseciklerinin tıkanması sonucu; solunum güçlüğü, öksürük ve nefes darlığı benzer biçimde şikayetlere neden olan kronik bir hastalıktır.

KOAH tedavisi neder?

KOAH için en oldukça malum tedavi yöntemi; halk içinde fıs fıs diye malum, nefes açıcı (bronkodilatatör) ilaçların kullanımıdır.

Nefes açıcı ilaçlar sizi rahatlamıyorsa rahat nefes almanıza yaramıyorsa ne yapabilirim?

Eğer nefes darlığınız var ve nefes açıcı ilaçlar ile düzelmiyorsa alternatif tedaviler son yıllarda artmaktadır.

Bu tedavilerden en iyisi KOAH balon tedavisindir.

KOAH balon tedavisi nedir ?

Sigara ve tütün kullanımı ve fena hava koşulları sonucunda nefes borusunda daralma, bolca balgam ve balgam yaratan hücrelerde kalınlaşma tespit edilen hastalarda nefes borusunun temizlenmesi ve genişletilmesidir.

Bu işlem iyi mi yapılır?

Bu işlem Bronkoskop denilen nefes borusunun içini görmemize yarayan özel kameralar yardımıyla yapılır. Özel geliştirilmiş balonlar ile bronkoskop yardımıyla daralmış nefes borusunun içine girilir. Bu bölgede akciğere zarar vermeyecek şekilde şişirilir. Bu bölgedeki balgam temizlenir ve kalınlaşmış balgam hüçreleri kazınarak dışarı atılır. Hastanın Nefes borusu genişletilerek daha rahat nefes alması sağlanır.
Bu işlem genel anestezi altında hasta uyutularak yapılmaktadır. İşlemin avantajları:

● Ağrısız ve acısız olması

● İşlemden derhal sonrasında gündelik hayata dönüş

● Tekrarlanabilir olması

● Yaş sınırı olmaması

● Vücuda yabancı cisim yerleştirilmemesidir.

Bu işlem sonrası hastalar rahat nefes almakta, merdiven ve yokuşu rahat çıkmakta, gündelik hayatlarını yaşarken başkalarına muhtaç olmaktan kurtulmakta ve oksijen tüpü ihtiyaçları azalmaktadır.

Bu işlem tekrarlamak gerekir mi?

Sigara içmeye devam eden solunum fizyoterapisini yapmayan hastalarda nefes darlığı tekrarlamaktadır. Bu durumda hastaya yeniden balon ile temizlşik yapılabilir.

3 Haziran 2021
Okunma
bosluk

Pektus cariantum (güvercin göğsü) nedir ve tedavisi nedir?

Pektus cariantum (güvercin göğsü) nedir ve tedavisi nedir?

İman tahtasının (sternum) öne çıkıklığıdır. Kunduracı göğsüne gore daha ender görülür.

Erkeklerde 3 kat daha çok görülür. Genel toplumda %0.06 (10,000’de 6 kişide). Çoğu zaman ergenlikte fark edilir (11-15 yaş).

Şikâyetleri nefes darlığı, süratli soluma, acele yorulma, Zatürre ve %20’sinde doğumsal kalp hastalıkları vardır; ritim problemi, vs.

Başka hastalığı olmayan ve düzeltme istemeyen hastalarda herhangi bir girişime gerek kalmamıştır. Cerrahi düzeltme (Açık cerrahi düzeltme ve Kapalı Abramson bar düzeltme ameliyatları) çoğunlukla görüntü için kozmetik amaçlı yapılır. Toplumsal fobiyi de ortadan kaldırır, hastanın öz itimatı tekrardan kazanılır

Ameliyatsız tedavi de mümkündür; bilhassa inanç tahtasının orta ve alt kısmındaysa öne çıkıklık “Kompresiv Korse Yöntemi” ile 24 ayda düzelme sağlanabilir; %75 Başarı sağlanır.

Yandaş başka hastalık yoksa spor yapılmasında bir engel hal yoktur.

Açık ve Kapalı iki ameliyat yöntemi vardır:

a-) Açık modifiye Ravitch yöntemi (bar kullanılmaz) ve

b-) Kapalı Abramson Bar Yöntemi (3 yıl sonrasında için bir ameliyatla bar çıkartılır).

Gerek Açık gerekse Kapalı ameliyatla meydana getirilen düzeltme ameliyatlarının başarısı oldukça yüksektir (%95-99).

Ameliyattan sonrasında ağrı olabilir, sadece günümüz analjezi ve anestezi teknikleri yardımıyla ağrı oldukça iyi denetim edilebilmektedir.

Ameliyattan sonrasında hasta çoğu zaman 4.-5. Gün taburcu edilir. Reçetesi düzenlenir. Günlük pansuman yaptırmalıdır. 10. Gün, 1.-3.-6.-12.-24.-36. Ay kontrollerine çağrılır.

*Güvercin göğsü için KORSE tedavisi iyi mi yapılır?

Hastanın ölçülerine ve çıkıklığın bölgesine nazaran hazırlanan korseyi hasta, minimum 18-24 ay süreyle günde 8-12 saat kesintisiz kullanımı gerekir. 24 ayın sonunda başarı oranı: %70-75’dir.

*Korse tedavisinde başarı oranı nedir?

C: 24 ayın sonunda başarı oranı: %70-75’dir.

2 Haziran 2021
Okunma
bosluk

Obsesif kompulsif bozukluk (okb) için transkraniyal manyetik stimülasyon (tms)

Obsesif kompulsif bozukluk (okb) için transkraniyal manyetik stimülasyon (tms)

“Birkaç değişik türde ilaç denedim. Yeterince destek olmadı.”

İlaç yada bilişsel davranışçı terapiye (BDT) cevap vermeyen kişilerde tedaviye destek olmak için Transkraniyal Manyetik Stimülasyon (TMS) hakkında sorular alıyoruz. OKB’si olan bireylerin beyinlerinde tam olarak neyin doğru çalışmadığını dair son on yılda birçok araştırma yapılmış oldu. Uzun süredir OKB tedavisindeki yaklaşım, beyin kimyasını düzenleyici ilaç tedavilerinden olmuşmaktaydı. OKB semptomlarının, SSRI’lar benzer biçimde ilaçların etkili olduğu beyin kimyasallarındaki (yada nörotransmiterlerindeki) dengesizlikten kaynaklandığı düşünülmektedir. Antidepresanlarla beynin kimyasını ayarlamak birçok kişide OKB semptomlarını mühim seviyede azaltmada başarıya ulaşmış olmaktadır. Sadece bazı kişilerde beynin kimyasını ilaçlarla düzenlemek işe yaramayabilmektedir (ya da yeterince etkili olmamaktadır)

Son zamanlarda meydana getirilen psikiyatrik araştırmalar, beynin “sinir ağlarının” yapısı ve işlevinin OKB’de rol oynayabileceği fikrine giderek daha çok odaklanmaya başladı.

Beyninizi bir de bu perspektiften düşünün. Beyniniz birbiriyle yazışma kuran “nöron” isminde olan hücrelerden oluşur. Birkaç nöron beraber çalıştığında, bunlara dönem yada ağ denir. Daha ilkin bir bilgisayarı yada başka bir elektronik aleti parçaladıysanız, muhtemelen altın devrelerle kaplı yeşil plastik bir pano görmüşsünüzdür. Bilgiyi bilgisayarın bir bölümünden diğerine iletmek için elektriğin bu dönem kartından geçmiş olduğu benzer biçimde, beyniniz bilgiyi beynin bir bölümünden diğerine iletmek için sinir ağlarını kullanır.

Bu yüzden, nörotransmiterleri (tek tek nöronlar içinde yazışma oluşturmak için kullanılan kimyasallar) hedeflemek yerine, araştırmacılar şimdi nöral ağların, beynin davranışı düzenleyen kısmına duyguları düzenleyen bölümlerinden yazışma oluşturmak için iyi mi işlediğini araştırmaktadırlar. Nörotransmiterlerden ziyade sinir ağlarına odaklanan yeni tedavi şekillerinin, öteki tedavi şekillerinde başarıya ulaşmış olamamış bireylere destek olabileceği saptandı.

Giriş

“Dönem devrimine” hoş geldiniz. Devrim kuvvetli bir kelimedir, sadece psikiyatrik araştırmalardaki nöral devreler ve ağlar üstüne odaklanan bu yeni eğilim, Beyin Stimülasyon tedavileri benzer biçimde yeni tedavilerin geliştirilmesi için bir çerçeve sağlayarak OKB hakkında düşünme ve tedavi etme şeklimizi değişiklik yapma gücüne haizdir. Bu yazının amacı, bu tedavilerden kabul edilen Transkraniyal Manyetik Stimülasyonun (TMS) etkinliği ile alakalı bugüne dek kanıtları gözden geçirmektir.

Beyin Stimülasyon terapileri ek olarak Nöromodülasyon , Somatik Terapiler yada Psikiyatrik Nöroterapötikler olarak da adlandırılır . Tüm bu etiketler, beynin hedeflenen bir bölgesindeki elektriksel aktiviteyi değiştirebilen ve bu ağlar üstünden informasyon akışını değiştirebilen cihazları (ilaç yada psikoterapi yerine) kullanan bir grup tedaviye atıfta bulunur. Bu elektriksel ve biyolojik değişikliklerin amacı, beynin emek verme şeklini değiştirmektir; beyindeki hastalığa neden olan kalıpları değişiklik yapmak ve bunun yerine, bu devreleri daha iyi işleyiş ve esenliğe müsaade eden sıhhatli bir durumda çalışmasını sağlamaktır.

Nöromodülasyon terapileri üç genel gruba ayrılır.

1- Elektrotların direkt beyne yerleştirilmesi ameliyat gerektirdiğinden “invaziv” olarak adlandırılır. Derin Beyin Stimülasyonu (DBS) yada Vagal Sinir Stimülasyonu (VNS) örneklerdir.

DBS, Parkinson hastalığı ve OKB benzer biçimde rahatsızlıklarda, VNS ise epilepsi ve depresyon için kullanılır.

2- “Konvülsif” olarak adlandırılır ve en uygun örnek Elektrokonvülsif Terapi yada EKT’dir. Bu strateji ameliyat gerektirmez sadece hastaların gene de genel anestezi altına alınması gerekir. EKT’nin amacı, genel anestezi altında ve bir tabip ve hemşire ekibinin nezaretinde, ameliyathaneye benzer bir ortamda, kafatasından kontrollü bir nöbet oluşturabilen kuvvetli elektrik akımları göndermektir. Bu nöbet beyni tekrardan düzenleyebilir ve bazı kişiler için depresyon, engel ve psikotik bozukluklar (şizofreni benzer biçimde) için etkili bir tedavidir.

3- Transkraniyal Manyetik Stimülasyon (TMS) benzer biçimde “noninvazif” stratejiler, beyin aktivitesini ameliyata gerek kalmadan yada nöbetleri tetiklemeden değiştirebilir. Bu teknik, kafatasına elektromanyetik akımlar uygulamayı ve onları belirli beyin bölgelerine yönlendirmeyi ihtiva eder.

Tipik bir TMS seansında, hastalar uyanıktır ve rahat bir tedavi koltuğuna otururken, operatör başın belirli bir bölgesine ortalama 5×2 inç ebatlarında bir bobin yerleştirir. Peşinden, beyne ulaşana kadar saç, deri, kas ve kemikte dolaşan elektromanyetik darbeler uygulanır. Manyetik darbeler hedeflenen beyin bölgesine ulaştığında, elektriğe dönüşürler ve nöronları (beyin hücreleri) ateşlemeye zorlar, bu da sonrasında birbirine bağlı beyin ağlarını etkisinde bırakır. Kişinin beyninin “uyarılabilirliğinin” ilk değerlendirmesine gore uyarılma miktarı ve uyarım hedefi her hasta için özeldir. Tipik bir TMS oturumu 20 ila 40 dakika sürer (kısa sürede bir ila altı dakika devam eden daha yeni protokollerin etkili olduğu gösterilmiş olmasına karşın), ve bir çok tedavi, pazartesiden cumaya birkaç hafta süresince günlük seans gerektirir (depresyon için mevcut standart 6 haftadır, peşinden tedavilerin sıklığı ondan sonra iki yada üç haftalık bir süre süresince azalır). Herhangi bir yan tesiri olmadığı için TMS, hastaların kliniğe kendi başlarına gezi ettikleri, tedavi gördükleri ve peşinden tertipli günlük aktivitelerine devam ettikleri bir tedavidir.

TMS ağrısızdır ve invaziv değildir ve güvenli olduğu ve hastalar tarafınca fazlaca iyi tolere edilmiş olduğu gösterilmiştir. 1980’lerin ortalarındaki geliştirilmesinden bu yana , TMS nörobilim araştırmaları ve klinik uygulamalar için yaygın olarak kullanılmaktadır. 2008’de FDA, depresyon tedavisi için TMS’nin kullanımını onayladı. Peşinden 2018 senesinde Obsesif Kompulsif Bozukluk tedavisinde de TMS FDA tarafınca onaylandı.

Özet

OKB’si olan mühim sayıda hasta, ilaç tedavisi, bilişsel davranışçı terapi yada her ikisinin kombinasyonu dahil olmak suretiyle geleneksel tedavilere cevap verirken, birçoğu (hastaların % 40-50’si) hala fazlaca azca yarar ile semptomatik kalır ve bu yüzden “tedaviye dirençli” olarak kabul edilir. Bu hastalar için, semptomları azaltabilen ve refahı artırabilen yeni tedavilerin uygunlanması önerilmektedir. Bilhassa ilaç ve psikoterapiden kafi iyileşmeye sağlamayan Depresyon ve Obsesif Kompulsif Bozukluk hastalarında, TMS benzer biçimde noninvaziv nöromodülasyon tedavisinin uygun şekilde kullanıldığında mühim negatif yan tesirleri olmayan, değişen derecelerde sertlik ve tedavi direncine haiz birçok hasta için uygun, güvenli ve iyi tolere edilen bir tedavi seçeneği bulunduğunu göstermiştir.

17 Nisan 2021
Okunma
bosluk

Güz’da kalbimizi iyi mi korumalıyız ?

Etiketler: ,
Güz’da  kalbimizi iyi mi korumalıyız ?

Dünya genelinde kalp hastalıkları ve felçler önde gelen ölüm nedenleridir. Tüm toplumlarda kalp hastalıkları ölüm sebepleri içinde en ön sıralarda gelir. Fakat iyi haberler de var. Tüm kardiyovasküler hastalık vakalarının ortalama yüzde 80’i önlenebilir. Yaşam tarzınızda kolay, kolay ve hatta keyifli aktiviteler yapmak dahil bazı değişimler yaparak riskinizi mühim seviyede azaltabilirsiniz.

‘’ İşte kalp sağlığı hakkında bilmeniz gerekenler ve sizinkini iyileştirmenin ve korumanın en iyi yollarından bazıları ; Kalp hastalığı riskinizi azaltmak için yapabileceğiniz birçok şey var. 2010 senesinde, Amerikan Kalp Derneği’nden bir uzmanlar komitesi, ABD Birleşik Devletleri’ndeki kardiyovasküler hastalığı azaltmak için stratejik bir plan hazırladı. Komite bilimsel literatürü inceledi ve insanların kardiyovasküler sağlıklarını korumak için izleyebilecekleri en mühim yedi davranışı belirledi. Bunlar ; Egzersiz, doğru beslenme, düşük tansiyon, kolesterolünüzü düşürün, kan şekerinizi bilin, sıhhatli bir kiloyu koruyun ve sigara İçmeyin. Bu yedili paketi daha optimal seviyelerde tutan insanoğlu oldukça iyi yaşam kalitesine sahiplerdir. ‘’

COVID-19 salgını ortasında sıhhatli yaşam tarzını korumalıyız.‘’ Koronavirüsün ülke genelindeki topluluklarda gelişen tesiri ile birçok insanı ofise, okula, bakkal yada spor salonuna gitmelerini engellemiş olan yeni zorluklara sebep olmuştur. Evde iken sıhhatli bir yaşam tarzını sürdürmeye destek olacak egzersizler yapılmalıdır. Evde dönem antrenmanı oluşturun. Atlama krikoları, lunges yada yerinde koşu benzer biçimde evde yapabileceğiniz üç yada dört egzersiz seçin. Her egzersizi kısa aralıklarla yapın ve devreyi iki ila üç kez tekrarlayın. Günlük aktivitelerinizin temellerini hatırlayın: sigara içmeyin, dengeli beslenin, uykunuza dikkat edin, ellerinizi minimum 20 saniye süresince sabun ve suyla sık sık sudan geçirin, öksürüğünüzü yada hapşırmalarınızı bir mendille örtün ve peşinden dokuyu atın, hastaysanız işten uzak durun, yüzeylere dokunmaktan kaçının , yüzünüze dokunmamaya çalışın ve gözle görülür hasta görünen insanlardan kaçının.’’

12 Nisan 2021
Okunma
bosluk
kalp hastalıkları Son Yazılar FriendFeed
seo kitabı

Son Yorumlar



Bizi takip edin- follow us !

Sorularınızı artık facebook grubumuzdan da sorabilirsiniz.

You can ask your questions from facebook page! Kalp-Hastaliklari Facebook Adresi