Adam infertilitesi bilgilendirme

Adam infertilitesi bilgilendirme

İnfertilite Nedir?:İnfertilite genel olarak üreme fonksiyonunun yerine getirilememesi olarak tanımlanır. Gebelikle ilgili herhangi bir koruma önlemi olmaksızın 1 yıl tertipli cinsel ilişkiye karşın çocuk sahibi olamayan çiftler için infertilite söz mevzusudur.

İnfertilite pek oldukça çift için sürpriz bir durumdur. Çiftler istedikleri vakit yada doğum denetim yöntemlerini bıraktıktan sonrasında derhal çocuk sahibi olabileceklerini düşünürler. Birçok çift kolaylıkla çocuk sahibi olabilse de bazıları için bu fazlaca zor gerçekleşir. İnfertilite oranı toplumda % 10-15 içinde görülmektedir. Bu yazıda adama bağlı infertilite sebepleri ve tedavi şekilleri hakkında informasyon verilmiştir.

İnfertilite Nedir?
İnfertilite genel olarak üreme fonksiyonunun yerine getirilememesi olarak tanımlanır. Gebelikle ilgili herhangi bir korunma önlemi olmaksızın 1 yıl tertipli cinsel ilişkiye karşın çocuk sahibi olamayan çiftler için infertilite söz mevzusudur.

Adam Üreme Sistemi
Erişkinlik çağının başlaması ile erkeklerde sperm üretimi adım atar. Beyindeki hipofiz bezinden folikül stimüle edici hormon (FSH) ve luteinizan hormon (LH) salgılanır.

FSH sperm üretimini aktifler, LH testosteron hormonunun salgılanmasına neden olur, bu durum sperm olgunlaşmasını sağlar. Spermler testislerde üretilir ve epididimde gelişimini tamamlar. Bu ortalama olarak 3 ay sürer. Olgun spermler cinsel ilişki esnasında sperm kanallarından hanım vajinasına atılır. Bu sırada prostat ve prostat arkasındaki bezlerden ( veziküla seminalis ) spermi besleyen ve sakınan sıvılar da meniye karışır. Sperm üretimi adamın yaşamı süresince devam eder.

Adamların Bilmesi Gerekenler
İnfertilite problemi hanım ve erkeği eşit oranda etkisinde bırakır. İnfertilite çiftlerde % 40 adama bağlı, % 40 hanıma bağlı, % 10 adam ve hanım ilişkili, % 10 bilinmeyen sebeplerden meydana gelir. Bu yüzden infertil çiftlerin her ikisi de problemi anlamalı ve kendi içinde tartışmalıdır.

Adam infertilitesi birçok sebebe bağlıdır. Sperm üretim bozuklukları, sperm kanallarındaki tıkanıklıklar, sperme karşı antikor varlığı, testis travması, hormonal bozukluklar, anatomik problemler, varikosel, geçirilmiş hastalıklar, infeksiyonlar ve bazı ilaçlar infertiliteye yol açabilir.

Sebep ne olursa olsun infertilitenin üstesinden gelmek kolay değildir. Birçok infertil adam kendisini noksan ve mutsuz hisseder. Bazıları erkekliğini kaybettiğini düşünür. Bu hisler normaldir ve üstesinden gelmenin yolu öteki insanlarla yazışma kurmaktır. İnfertil çiftler bu problemlerin üstesinden gelmek için birbirlerine destek olmalıdır. İnfertilite sebeplerinin % 90′ının tedavi edilebildiği ve birçok tedavi seçeneğinin bulunmuş olduğu unutulmamalıdır.

Fertiliteyi (Üreme Kabiliyeti) Etkileyen Yaşam Şartları ve Alışkanlıklar:

Sigara: Sperm sayı ve hareketliliğini düşürür ve spermin düzgüsel yapısını bozar.

Alkol: Aşırı alkol alımı sperm sayısını düşürür ve anormal sperm üretimine neden olur.

Testis ısısı: Erkeklerde testis ısısı vücut ısısından düşüktür. Testis ısısı artarsa sperm üretimi azalır. Yüksek ateş, sıcak ortamda emek verme, sauna ve dar pantolon giyme testis ısısını arttırabilir.

Aşırı kilo: Testis ısısının artmasına ve sperm sayısının azalmasına neden olur.

Aşırı egzersiz: Hormon üretimini azaltarak infertiliteye sebep olabilir.

İlaçlar: Bazı gerilim ve ülser ilaçları sperm sayısını düşürebilir ve cinsel arzuyu azaltabilir.

İnfertilitenin Değerlendirilmesi:

Hastanın tıbbi özgeçmişi
Geçirilmiş kabakulak, bazı alev ateş hastalıklar, cerrahi girişimler yada travmalar, cinsel yolla bulaşan enfeksiyonlar fertiliteyi etkileyebilir. Ek olarak kimyasal maddelere maruz kalma , stres, ilaç ve alkol kullanımı, egzersiz alışkanlıkları, cinsel ilişki vakit ve sıklığı, ailede bu tip sorun varlığı da önemlidir.

Fizik muayene
Ürolog üreme organlarını muayene eder. Testislerin yerinde olup olmadığı, testislerin durumu, sperm kanalları, skrotum içinde genişlemiş damarların olup olmadığı (varikosel) araştırılır. Prostat muayenesi de yapılmalıdır. Ek olarak vücut yağ ve kıllarının dağılımına bakılır.

Laboratuar testleri:
Semen (meni) analizi: 48 saatlik cinsel perhizden sonrasında alınan taze semen makroskopik ve mikroskopik değerlendirmeye doğal olarak tutulur. Sperm sayısı değişkenlik gösterebildiği için semen analizi minimum 2 kez yapılmalıdır. Burada sperm sayısı, hareketliliği ve şekli değerlendirilir. Bu kontrol tek başına fertilite durumunu göstermez, şu sebeple burada spermin tüm fonksiyonlarını görmek mümkün değildir. Fakat infertilitenin başlangıç değerlendirmesi için ilk meydana getirilen kolay ve yararlı bir testtir.

Tanı Koydurucu Testler:
Semen analizinde herhangi bir anormallik var ise yapılır.

İdrar analizi:İdrarda beyaz kan hücrelerinin (lökosit) varlığı idrar yolu enfeksiyonunu yada prostat enfeksiyonunu gösterir. İdrarda mühim sayıda sperm bulunması idrar torbasına semen kaçtığına işaret eder.

Hormon analizi:Serum FSH, LH ve testosteron düzeylerine bakılır. Bunlar testis fonksiyonları hakkında informasyon verir.

Semende lökosit sayısı:Hususi boya yada antikorlar yardımıyla semendeki beyaz kan hücrelerinin sayısı araştırılır. Bunların fazlalığı genital sistem enfeksiyonunu gösterir ve kesinlikle tedavi edilmelidir, aksi halde spermlere zarar verir.

Antisperm antikor testi:Bu kontrol hanımda yada erkekte sperme karşı antikor var olup olmadığını gösterir. Antisperm antikorlar spermle reaksiyona girip onlara zarar verir ve hareketsiz kılar.

Ultrasonografi: Testislerin yapısı, damarlardaki genişlemeler (varikosel) ve sperm kanallarındaki darlıklar hakkında informasyon verir.

Testis biyopsisi: Semen analizinde fazlaca düşük sayıda sperm olması yada asla olmaması durumunda yapılır. Her iki testisten anestezi altında birkaç tane doku parçası ve aynı anda iğne ile doku emilimi yapılarak testisteki sperm üretiminin haritası çıkarılır. Alınan örnekler mikroskop altında incelenerek sperm hücresi aranır. Bu yöntemle testislerin sperm üretimi hakkında informasyon sahibi olunur.

Tedavi

Enfeksiyonlar ve hormonal bozukluklar ilaç verilerek tedavi edilir.

Varikosel operasyonu:İnfertil adamların % 60′ında varikosel bulunur. Varikosel sperm üretimini etkiliyorsa yada testiste küçülme yapıyorsa tedavi edilir. Varikosel ameliyatı mikroskop altında yapılmalıdır. Bu sayede gözle görülemeyen ufak damarların bağlanması ameliyat başarısını arttırır ve varikosel tekrarlamasını önler. Varikosel operasyonu %75 hastada sperm kalitesinde düzelme sağlar ve % 35 oranında gebelik elde edilir.

Sperm kanallarındaki tıkanıklıkların giderilmesi:Sperm kanallarının prostata oluşturulan yerindeki darlık icra eden sebepler endoskopik olarak kesilerek açılır. Öteki düzeylerdeki tıkanıklık bölgeleri ise mikroskop altında bulunup çıkartılır geri kalan sağlam bölgeler birbirine yeniden dikilerek meninin naturel yolla dışarı atılması sağlanır.
Destek Üreme Teknikleri – İntrauterin inseminasyon:Düşük sperm sayısı, endometriosis, açıklanamayan infertilite, servikal mukus yetersizliği ve sperme karşı antikor varlığında uygulanır. Erkekten alınan semen hususi solüsyonlarla yıkanıp kaliteli spermler elde edilir ve ondan sonra hanım rahmine hususi bir sonda ile verilir. Bu yöntem hormon tedavisi ile beraber yapılmalıdır.

İn vitro fertilizasyon (IVF):Hanım yollarındaki darlıklarda yada açıklanamayan infertilitede uygulanır. Hormonal tedavi ile kadının yumurtlaması sağlanıp olgun yumurta elde edilir. Bu yumurta dışarı alınır. Laboratuar şartlarında yumurta ile sperm birleştirilir. Birkaç gün sonrada oluşan döllenmiş hücre hanım rahmine yerleştirilir.

ICSI (Mikroenjeksiyon): Laboratuar şartlarında hanım yumurtası içine erkekten elde edilmiş sperm iğne ile doldurularak elde edilmiş döllenmiş yumurta hanım haznesine konur. ICSI’de spermin hangi yolla elde edildiğinin önemi yoktur. Böylece spermin hanım üreme yollarındaki ilerlemesine, yumurtayı aramasına ve yumurtayı naturel olarak döllemesine gerek kalmaz. İşlem öncesi hanım yumurtalıkları ilaç ile uyarılır. ICSI için birkaç sperm hücresi yeterlidir. ICSI ile çocuk sahibi olma oranı % 35 civarındadır.

TESE+ICSI:Menide sperm hücresi yoksa testis biyopsisi materyalinden elde edilmiş sperm hücresi, ICSI için kullanılır.-

14 Haziran 2021
Okunma
bosluk

Erken boşalma bilgilendirme

Erken boşalma bilgilendirme

Boşalma ile ilgili hastalıklar içinde en sık görülen ve tıbbi dilde “prematür ejakülasyon” ve “ejakülasyo precox” benzer biçimde isimlerle adlandırılan erken boşalma, tüm dünyada 18-70 yaş arasındaki adamların % 22,7′sini ve dolayısıyla aynı oranda çifti etkileyen bir hastalıktır. Bu orana nazaran Türkiye”de 2009 yılı itibariyle tahmini 4.829.901 erken boşalma problemi yaşayan adam bulunmaktadır. Bu sayı yurtdışı verileriyle Türkiye için hesaplanan tahmini rakamdır ve ülkemiz için gerçek rakamların hesaplanması amacıyla Türk Androloji Derneği tarafınca 16 ilde 2700 adamın katılacağı emek verme başlatılmış olup bu sayede, Türkiye’de ilk kez, genel nüfustaki erken boşalma oranı hesaplanmış olacaktır.

Tıbbı dilde çeşitli tanımları olan erken boşalmanın kanıta dayalı ilk tanımı 2008 senesinde Internasyonal Cinsel Tıp Cemiyeti tarafınca yapılmıştır. Bu tanıma nazaran erken boşalma cinsel birleşmenin başlamasından itibaren boşalmanın geciktirilememesidir ve aşağıdaki cinsel fonksiyon bozuklukları ile karakterizedir.

Boşalmanın daima yada neredeyse daima adam cinsel organının hanım cinsel organıyla birleşmesinden ilkin yada ortalama 1 dakika içinde olmasıdır.

Tüm yada neredeyse tüm vajinal birleşmelerde boşalmayı geciktirme kabiliyeti yoktur.

Stres, moral bozukluğu sorun ve/yada cinsel ilişkiden kaçınma benzer biçimde negatif kişisel neticeleri vardır.

Erken boşalmanın sayısal olarak ifadesi ise adam cinsel organının hanım cinsel organıyla birleşmesinden sonrasında boşalma ya da boşalmamak için geri çekmeye kadar geçen dönemin 0,9 (54saniye) dakikadan azca olmasıdır. Bu tarif ağır derecede erken boşalmayı ifade ederken bu sürenin 0,9-1,3 dakika (54-78 saniye) içinde olması olası erken boşalma problemini gösterir. Erken boşalmayı yaşam boyu mevcud ve önceleri yokken sonradan ortaya çıkan hastalık olarak ikiye ayırmak mümkündür. Sonradan ortaya çıkan erken boşalma probleminde sebepler çoğu zaman prostat iltihabı, hipertiroidi benzer biçimde hormonal bozukluklar, ruhsal ve sinirsel hastalıklar olup bu hastalıkların tedavisiyle erken boşalmada düzelmeler görülmektedir. Sadece hastaların büyük çoğunluğunu oluşturan yaşam boyu olan erken boşalmanın tedavisi daha karmaşık ve zor olsa gerek.

Tedavi:

Erken boşalmanın ilaçla tedavisi

Erken boşalma tedavisi için en oldukça kullanılan yöntem ağızdan kullanılan ilaçlardır. Bu amaçla SSRI (Selektif Seratonin Reuptake İnhibitörü) olarak malum ilaçlar kullanılmaktadır ve bu ilaçların genel kullanımı her gün ağızdan bir tablet alınması şeklindedir. Bu tedavi yöntemi ile boşalmadaki gecikme tedavi başlanmasından 5-10 gün sonrasında gerçekleşmeye adım atar ve ilaç kullanıldığı sürece devam eder. Bitkinlik, bulantı, terleme, esneme benzer biçimde yan etkisinde bırakır görülebilir ve tedavi başlanmasından sonraki ilk bir haftada ortaya çıkar, 3-4 hafta içinde azalarak kaybolur. Bu tedavinin dezavantajları hasta tarafınca her gün ilaç kullanma gereği ve ortaya çıkan yan etkilerdir.

SSRI türü ilaçların tedavideki etkisine karşın günlük kullanım gereği ve yan etkisinde bırakır sebebiyle hastaların tedaviye devam etme oranının düşük olmasının sonucu olarak aynı tür ilaçların yeni formu olan “dapoksetin” geliştirilmiştir. Bu ilaç ilişkiden 1-3 saat ilkin kullanılmakta, her gün kullanım zorunluluğunun olmaması ve bu sayede yan etkilerin daha azca görülmesi hasta memnuniyetini ve tedavi başarısını artırmaktadır.

Erken boşalma için “dapoksetin” tedavisi yanında ek olarak sertleşme problemi olan erkeklerde bir PDE-5 inhibitörü tedaviye eklenebilir. Çoğu zaman SSRI inhibitörleri ile beraber kullanılabilen PDE-5 inhibitörlerinin sertleşme düzeyini arttırarak, boşalma sonrası yeniden sertleşme için ihtiyaç duyulan zamanı kısaltma ve bu sayede performans endişesini azaltarak tesir gösterdiği düşünülmektedir.

Tedavide lokal anestezik kremlerin kullanımı

Erken boşalma tedavisinde kullanılan öteki bir yöntem lokal anestezik içeren kremlerin kullanımıdır. İlişki öncesi penise uygulanan krem/jel/spreyler peniste duyu kaybı oluşturarak boşalmayı geciktirmektedir.

Erken boşalmada ruhsal tedavi

Erken boşalmanın sebepleri içinde sayılan ruhsal problemlerin tedavisi hastalığın gerilemesini sağlayabilmektedir. Çoğu zaman görülen ruhsal problemler hastanın eşi ile olan seksüel sorunları yada ilişkideki geçimsizliklerdir.

Davranışsal tedaviler

Bu tedavi metodunda uygulanan yöntemler hastaların cinsel ilişki esnasında erken boşalmayı önleyecek bazı manevralar yapmasında dayanmaktadır. Bu manevralar “dur-başla” (stop-start) ve “sıkma” teknikleridir.

Dur-başla tekniği aşamalı bir tekniktir ve her aşama averaj 2 hafta sürmekte ve her hafta minimum üç kez tavsiye edilen manevraların yapılması gerekmektedir. Bu manevralar penis uyarılmasının azaltılmasını ve bu sayede boşalmanın geciktirilmesini amaçlamaktadır.

Sıkma tekniği ise ilişki esnasında boşalma hissedildiğinde birlikteliğin durdurularak penis uç kısmının boşalma hissi geçene kadar sıkılması ve bu sayede boşalmanın geciktirilmesidir.

Cerrahi tedaviler

Erken boşalmada cerrahi tedavi mantığı penisin bu hastalarda aşırı duyarlı olması varsayımına dayanmakta penise giden sinirlerin çeşitli yollarla kesilmesiyle bu aşırı duyarlılığın azaltılması hedeflenmektedir. Sadece bu yöntem geriye dönüşsüz bir yöntem olup nadiren uygulanmaktadır.

13 Haziran 2021
Okunma
bosluk

Ürolojide prp tedavisi

Ürolojide prp tedavisi

PRP (Platelet Rich Plasma), ya da öteki adıyla “Trombositten Varlıklı Plazma”, kişinin kendi kanından elde edilmiş bir sıvıdır. Hastanın kanı alındıktan sonrasında tek kullanımlık PRP hazırlama kitinde bulunan filtreler ve santrüfüj yardımı ile PRP sıvısı hazır hale getirilir. Elde edilmiş PRP sıvısının içinde yoğun bir halde trombositler (platelet) ve gelişme faktörleri (PDGF, VEGF, TGF- α ve TGF- β) mevcuttur. PRP sıvısı hasta olan bölgeye enjekte edildiğinde bu bölgeyi onarım eder, doku iyileşmesini uyarır, mevcut dokuları büyütür ve bu dokudaki kök hücreleri uyararak dokuların gençleşmesini sağlar. Sadece PRP bir kök hücre tedavisi değildir. PRP tedavisi üroloji, ortopedi, dermatoloji, plastik cerrahi, ve kozmetik sektöründe güvenli ve etkili bir halde kullanılmaktadır. PRP ABD Birleşik Devletlerinde bu sayılan bıranşlardaki bazı hastalıklar için FDA onaylı bir tedavi şeklidir. PRP’ nin etkinliği ve güvenilirliği internasyonal bir fazlaca çalışmada gösterilmiştir.

PRP ABD Birleşik Devletlerinde üroloji alanında sertleşme problemi ve penis büyütülmesi amacı yaygın bir halde kullanılmaktadır.

Sertleşme sorunundaki tesiri: Organik nedenlere bağlı meydana gelen ereksiyon sorununda kılcal damarların tıkanması, apopitozis dediğimiz hücre ölümü, ölen hücrelerin yerine kollagen dokusunun artması ve fibrozis gelişimi ile penisin elastikiyetinin bozulur. Kısaca sertleşmeyi elde eden kavernöz cisimlerin fonksiyon gören kılcal damarları azalır, düz kaslarının yerini sert fibrotik dokular alır. Böylece penisin sertleşmesi ve sertliğini sürdürebilme kabiliyeti bozulur. PRP’nin penisin sertleşmesini elde eden kavernöz cisme enjekte edilmesi, sertleşmeyi sağlayacak yeni damar oluşumunu (anjiogenezis), dokuların yenilenmesini (rejenerasyon) ve gençleşmesini (rejuvenasyon) sağlar.

Sertleşme sorununda PRP tedavisi toplam üç seans olacak şekilde iki günde bir yapılır. 3., 6. ve 12. Ayda tek doz olacak şekilde idame tedavi etkinliği artırır. Kan alma, ayrıştırma, PRP hazırlanması ve enjeksiyon 30 ila 45 dakika içinde sürmektedir. Enjeksiyondan 5-10 dakika ilkin lokal etkili uyuşturucu kremler (lokal anestezik) kullanılarak enjeksiyon yapılması hastanın ağrı hissetmesini engeller. Tedavi gününde hasta günlük işlerini yapabilir ve ilişkiye de girebilir. PRP tedavisi, tedaviye başladıktan yedi gün sonrasında tesir etmeye adım atar ve maksimum tesir göstermesi 3 ayı bulabilmektedir. Tedaviden görülen yarar kalıcı olmaktadır.

Kan sulandırıcı ilaç kullanan hastaların ilaçları kesildikten beş gün sonrasında, enfeksiyonu olan hastaların antibiyotik ile tedavi edilmelerinden sonrasında PRP tedavisi yapılmalıdır. Tedaviden sonrasında bigün süresince tedavinin etkinliğini azaltabileceği için anti-inflamatuar dediğimiz ödem giderici ve ağrı kesici ilaçlar almamalıdır.

Üroloji alanında peyronie hastalığında da tunika albugiena üstündeki plak bölgelerine meydana getirilen PRP uygulaması ile plakların küçüldüğü ve eridiği bilimsel çalışmalarda gösterilmiştir. Bu yüzden peyroni hastalığında da yaygın bir halde kullanılmaktadır.

Ek olarak kronik prostatit, kronik sistit, ve interstisiyel sistit de, ürolojide PRP tedavisinin kullanıldığı öteki alanlardır.

Netice: PRP kişinin kendi kanından hazırlandığı için yan tesiri olmayan FDA onaylı etkili ve kalıcı bir tedavi yöntemidir.

13 Haziran 2021
Okunma
bosluk

Kalbim Nasıl Çalışıyor?- How is My Heart is Working?

Kalbim Nasıl Çalışıyor?- How is My Heart is Working?
heart-working-hamilyon.com

heart-working-hamilyon.com

Kalbim Nasıl Çalışıyor?- How is My Heart is Working?

 

Kalbin yapısı: Dört odacık, dört kapakçık

Kalp dört adet odacıktan oluşur, bunlardan ikisi sağda, diğer ikisi soldadır.
The heart has four chambers, two on the right and two on the left:

  • İki üst odacık atria (diğeri atrium) olarak adlandırılır.
  • İki alt odacık ventriller olarak adlandırılır.

Kalp ayrıca dört adet kapakçıktan oluşur. Kalpteki bu kapakçıklar açılır ve kapanır, böylece kalp her attığında kanın belirli bir yönde akmasını sağlar .Dört kalp kapakçığı;

  • Üçlü kapakçık, sağ atriyum ile sağ ventrikül arasında yer alır.
  • Pulmonar ve pulmonik kapakçık sağ ventrikül ve pulmonar arter arasında bulunur.
  • Mitral kapakçık, sol atriyum ve sol ventrikül arasında bulunur.
  • Aortik kapakçık, sol ventrikül ve aort arasında bulunur.

Her kapakçık bir set kapaktan oluşur ( ayrıca yaprakçık da denir). Mitral kapakçık iki adet kapakçığa sahiptir, diğerlerinde 3 adet kapakçık vardır. Kan akışı, basınçtaki farklılıktan oluşur, basınç farklılığı kapakçıkların açılmasını sağlar. Normal şartlar altında, kapakçıklar sadece tek yöne kan akışına izin verir.

Kalp kanı akciğere pompalar ve tüm vücudu, dört odacık kasılarak kan doldurur. Kalp düzgün çalışırsa, dört odacıkta aynı organize yolla kasılır ve kalp atar.

How is My Heart is Working? -ENGLİSH VERSİON

 

Structure of the heart: four chambers, four valves
The heart has four chambers, two on the right and two on the left:

  • Two upper chambers are called atria (one is an atrium).
  • Two lower chambers are called ventricles.

The heart also has four valves that open and close to let blood flow in only one direction when the heart contracts (beats). The four heart valves are:

  • Tricuspid valve, located between the right atrium and right ventricle
  • Pulmonary or pulmonic valve, between the right ventricle and the pulmonary artery
  • Mitral valve, between the left atrium and left ventricle
  • Aortic valve, between the left ventricle and the aorta

Each valve has a set of flaps (also called leaflets or cusps). The mitral valve has two flaps; the others have three. Blood flow occurs only when there’s a difference in pressure across the valves, which causes them to open. Under normal conditions, the valves permit blood to flow in only one direction.

The heart pumps blood to the lungs and to all the body’s tissues by a sequence of highly organized contractions of the four chambers. For the heart to function properly, the four chambers must beat in an organized way.

10 Haziran 2021
Okunma
bosluk

Makrobesin ve Mikrobesin Alımı

Makrobesin ve Mikrobesin Alımı

Sırasıyla protein, yağ ve karbonhidratlara bakalım.

Protein İhtiyacı

Protein antrenmandan sonrasında kaslarımızın yenilenmesi ve büyümesi için önemlidir. 1 gram protein 4 kcal enerji sağlar. Ek olarak en doyurucu ve termik tesiri yüksek makro protein olduğundan diyetimizde önemlidir, fakat abartıp oldukça fazla protein tüketmemiz birkaç değişik perspektiften dolayı bizlere pahalı gelebilir.

Amacı yağ yakma olanların kalori açığı oluşturdukları için protein gereksinimleri, kas geliştirmek için fazla kalori alarak beslenenlerden fazla olacaktır.

Yağ İhtiyacı

Yağlar sıhhatli yaşamamız için oldukça önemlidir. Gram başına 9 kcal enerji verirler. Yoğun kalori içerdikleri için yağ yakmak isteyenler fazla tüketiminden kaçınabilir, kas geliştirmek isteyenler ise tercih edebilirler.

Hedefimiz ne olursa olsun, yağsız vücut kütlemizin her kilogramı için, minimum 1 gram yağ tüketmeliyiz.

Karbonhidrat İhtiyacı

Karbonhidratlar, protein ve yağlar şeklinde vücudumuz için eğer olmazsa olmaz makrolar değillerdir; fakat bilhassa spor meydana getiren insanoğlu için enerji ihtiyacımızı karşılamamız, glikojen depolarını doldurmamız ve bazı hormonlar için önemlidirler. Gram başına 4 kcal enerji sağlarlar.

Düşük karbonhidrat genel olarak yağ yakmak isteyenler için, yüksek karbonhidrat da kas geliştirmek isteyenler için uygun olacaktır, fakat aşırı düşük karbonhidrat rejimleri sporcular için oldukca verimli diyemeyiz. Günlük protein ve yağ ihtiyacımızı aldıktan sonrasında kalan kalori ihtiyacımızı karbonhidrat kaynaklarından karşılayabiliriz.

9 Haziran 2021
Okunma
bosluk

Oturan adamların evladı olmayabilir

Etiketler: ,,,
Oturan adamların evladı olmayabilir

Tertipli egzersiz icra eden sıhhatli adamların sperm kalitesi, sedanter (düzensiz fizyolojik aktivitenin olduğu ya da fizyolojik aktivitenin olmadığı bir yaşam seçimi) yaşayan hemcinslerine nazaran fazlaca daha iyi. Aşırı kilo ve aktivitenin fazla olmadığı yaşantı erkeklerde azalmış seksüel talep ve aktivite ile de bağlantılı.

“Çalışmaya Çin’deki sperm bankasına sperm veren, yaş averajı 28, ideal kiloda, yüksek okul mezunu, cinsel yolla bulaşan hastalık ve radyasyona maruz kalma hikayesi olmayan 746 adam katıldı.
Araştırmacılar tarafınca katılımcılara ne sıklıkta ve yoğunlukta egzersiz yaptıkları ve başka aktivitelerinin olup olmadığını soruldu. Sonrasında egzersiz seviyeleri ve yoğunlunun baz alındığı bir ölçümleme yapılmış oldu.
Yürüyüş ve ev işi benzer biçimde hafifçe aktivitelerin haftalık MET dakikası (“MET=görevin metabolik eşdeğeri”), koşma ve bisiklet benzer biçimde yoğun aktivitelerin kazandırdığından daha düşük çıktı.
Totalde çalışmadaki adamların yarısı minimum 2.245 MET dakika/haftaya sahipken daha azca etken olanları 526 MET dakikaya, en etken olanlarsa 7.082 MET dakikaya haizdir.
Bilgisayar başlangıcında çalışan ve ağırlıklı tv izleyen adamların sperm parametreleri değişiklik göstermemiştir.

ORTA SEVİYEDE EGZERSİZ YAPILMALI

Aşırı egzersizin de kısırlığa ilişkisinin olduğu yönünde bulgular da mevcuttur. Bu yüzden egzersiz orta seviyede yapılmalı. Fazla sakin yaşantı düşük sperm kalitesi yanında diyabet, aşırı kiloluluk ve kalp hastalığı benzer biçimde problemleri de bununla beraber getirerek çocuk sahibi olmayı güçleştirmektedir.”
Op. Dr. Betül Görgen, “Beyler, eğer sedanter bir yaşantınız ve masabaşı işiniz var ise arabayı ve yürüyen merdivenleri unutun. Kalkın, hareket edin, merdiven çıkın, aracınızı birazcık daha uzağa park etmeyi deneyin ya da otobüsten bir durak ilkin inin ve yürüyün” diyor.

6 Haziran 2021
Okunma
bosluk

Üretra darlığı(idrar kanalı darlığı)

Üretra darlığı(idrar kanalı darlığı)

Üretra, idrarın vücuttan dışarı taşınmasına müsaade eden, penisin ucu ile mesane arasındaki idrar kanalıdır. İdrar yolu darlığı (üretra darlığı) idrarın mesaneden çıkarak rahat bir halde dışarı boşaltılmasına engel olan, ve sonuçta idrarın mesanede birikmesine, mesanenin tam olarak boşaltılamamasına yol açan mekanik bir hastalıktır.. Üretra darlığı, ortalama olarak adamların % 0,5-1’ni etkileyen ve bazı nedenlerden dolayı idrar yolu hücrelerinin(uretra epiteli) hasar görmesi sonucu epitelde yada idrar kanalı gövdesini oluşturan yapının (korpus spongiozum) fibrozisi(Nedbe) ile sonuçlanan bir hastalıktır. Darlık üretranın ve çevresindeki dokunun yaralanması yada zedelenmesi sebebiyle oluşmaktadır. Mesela ciltte olan yaralanmalarda bir gerilme ve yaralanan yerde kalınlaşma(nedbe dokusu) oluşuyorsa, benzeri şekilde üretra yaralanmalarında da bir nedbe-skar dokusu olşmaktadır.. Bu gerilme ve kalınlaşma, üretranın ince boşluğunu tıkadığında idrar üretradan geçemez darlık ölçüsüne nazaran zor geçer ve bu yüzden mesanede birikir, tam boşalmaz. Travmalar, prostat kanseri için meydana getirilen radyoterapi benzer biçimde kimi tıbbi uygulamalar, bu bölgede meydana getirilen bazı cerrahi operasyonlar ve gonore benzer biçimde bazı enfeksiyonlar üretra darlığına niçin olabilmektedir. Üretra darlığına yol açan nedenler, hastanın yaşı ve darlığın yerine nazaran değişkenlik arz etmektedir. Ön uretra darlıkları daha fazlaca inflamasyon(%40), tıbbi müdahaleye bağlı(iyatrojenik-%40) yada travma sonucu oluşurken, posterior uretra darlıkları pelvik fraktür(pelvik kırık) sonrası yada cerrahi girişim sonucu iyatrojenik oluşur. Kimi zaman hiçbir niçin bulunamaz(%15-20). Darlıklar mesane ile penisin ucu içinde bir kaç milimetre ile birkaç santimetre içinde değişen bir uzunluğa haiz olabilir.

Klinik değerlendirme

1-.Klinik öykü

2-Semptom skorlaması (Patient Reported Outcome Measure)

3-Fizik muayene

4-Uroflowmetri ve Ultrasonografi,rezidü idrar miktarı

5-Uretrografi

6-Uretro-sistoskopi (bazı vakalarda)

Uretra darlığı olan hastalar çoğu zaman alt üriner sistem semptom ve bulguları ile başvururlar. İdrar yaparken zorlanma, idrar akımında zayıflama, mesane tam boşaltamama hissi, işeme sonrası damlama, sık wcye gitme benzer biçimde şikayetler ile hastalar başvurur. Kimi zaman hastalar tekrarlayan idrar yolu enfeksiyonu, prostatit, epididimit-orşit yada mesane taşı ile gelebilirler. Tam darlıklarda yada tıkanmalarda ise ani asla idrar yapamama(retansiyon) gelişebileceği akılda tutulmalıdır. Uretra darlığında tedavi öncesinde nedene yönelik detaylı öykü alınmalıdır. Fizik muayenede idrar deliği patolojilerinin değerlendirilmesi ve liken sklerozisi denilen olgularda ön üretradaki skar(nedbe) dokularını elle (palpasyon) hissedilmek ehemmiyet arz eder. Uretra darlığı hastalarında işeme testi(üroflowmetri) ile kesinlikle maksimum idrar akım hızı ve işeme paterni değerlendirilmelidir. Mesane patolojilerini değerlendirmek ve boşaltılamayan(rezidüel) idrar miktarını ölçmek için ultrasonografi gerekebilir. Uretra darlığının tam yerini ve uzunluğunu değerlendirmek için retrograd uretrografi(RUG) çekilebilir. Bilhassa önuretra darlıkları tanısı için retrograd uretrografi altın standarttır. Sadece arka uretra darlıklarında ve mesane boynu patolojilerinde RUG yetersiz kaldığından bu valalarda işeme(miksiyonel-voiding) sistouretrografi (MSU) ile RUG kombinasyonu yapılmalıdır.

Teşhisde karar verilemeyen durumlarda darlığın netleştirilmesi açısından uretrosistoskopi gerekebilir. Eş zamanlı dış(eksternal) uretral delik(meatus) yada sistostomi yolu ile meydana getirilen fleksible sistouretroskopi darlıkğın yerini ve uzunluğunu ölçmede mühim bir tanı aracı olabilir. Darlık yeri ve uzunluğu netleştirildikten sonrasında müdahale şekli ve zamanı planlanır.

Tedavi

Uretra darlıklarında tedavi, nedenine(etyolojisine), yerleşim alanına(anterior, posterior), sayısına, dar alanın uzunluğuna, darlığın kesafetine-şiddetine(spongiofibrozis derecesine), daha önceki tedavi girişimleri ve hastanın yaşına gore değişebilmektedir. Nispeten kısa kolay darlıklar endoskopik tedavi edilirken, uzun- karmaşık darlıklar bir yada iki aşamalı açık ameliyat(uretroplasti) ile tedavi edilmektedir.

Üretral geniştetme(dilatasyon): Metal dilatatörler, balon ile dilatasyon yada nelaton kateterlerle yapılabilmektedir. Bu tedavi şekli, kısa segment darlıklarda (<1 santimetre) oluşan skarı açarak hastaya geçici bir sağlayabilmektedir. Çoğu zaman ek hastalıklar olan (komorbiditesi yüksek) ek başka girişimi kaldıramayacak ve sınırı olan yaşam beklentisi olan hastalara uygulanır. Sadece ağır nedbe dokusu(spongio-fibrozis) olmayan kısa darlıklarda ender de olsa tam tedavi(küratif) sağlayabilir. Üretral diltasyonlar; bulber uretra darlığı, Dış delik ve dış deliğe yakın (Meatal- fossa navikülaris) darlıklar, idrar kapağı bölgesi(Sfinkterik darlıklar) darlıkların tedavisinde denenebilir.

İnternal Uretrotomi (İU): Üretrotomi interna 17-20 F Üretroskop ile kısa uretra darlığının soğuk bıçak ile darlığın saat 12 hizasından kesilmesi işlemidir.Bu yöntem ortalama elli senedir yaygın olarak kullanılmaktadır.Üretrotomi İnternal sonrası nedbeli(skarlı) epitel dokusu ikincil yara iyileşmesine bırakılır ve epitelizasyon ile yeni idrar yolu(uretral lümen) ve devamlılığı oluşur. Eğer düzgüsel iyileşme (epitelizasyon) nedbe-skar dokusundan(kontraksiyondan) ilkin oluşursa meydana getirilen işlem başarıya ulaşmış olur aksi taktirde yara kontraksiyonu daha süratli oluşursa darlık tekrarı(nüksü) nerdeyse kaçınılmazdır. Dikkatli hasta seçimi ile (yumuşak kısa bulber darlık<1 santimetre) ortalama %80 oranında başarı yakalanabilir, sadece 2 santimetre uzun, birden fazla(multiple), yoğun-kesif ağır darlıklar (periuretral spongiofibrozisli olgular) ve dış deliğe yakın(distal penil) darlıklarda genel anlamda başarısızlıkla sonuçlanır. İnternal uretrotomi sonrası 3 ay içinde tekrarlayan, yılda üç kezden fazla yeniden eden yada 2 kez başarısız girişim sonrası nüks eden vakalarda açık cerrahi(uretroplasti) tercih edilmelidir. İnternal uretrotomi sonrası uzun soluklu self kateterizasyon başkaca ciddi hastalığı olanlarda(ciddi komorbiditeli), sınırı olan yaşam beklentili, yada başka cerrahi işlem yapılamayacak hastalarda önerilmelidir. Son zamanlarda meydana getirilen çalışmalarda endoskopik cerrahi sonrası yeniden darlık oluşmasını engellemek için meydana getirilen self-dilatasyonun darlık tekrarını azalttığını bildiren yayınlar olasına karşın uzun dönem sonuçlarının hastaneye yatma ve endoskopik girişim riskini azaltmadığı görülmüştür. İnternal uretrotomi başarısı değişkenlik göstermekle beraber %10-80 içinde başarı oranı bildirilmektedir. Değişen başarı oranlarına karşın kolay uygulanması, düşük maliyet, hastanede kısa kalış süresi ve tekrarlanabilir olması sebebiyle üretrotomi interna en sık başvurulan yöntem olarak tercih edilmektedir. Üretrotomi interna ameliyatında en sık görülen ana komplikasyonu darlığın tekrarıdır. Öteki komplikasyonlar (%0,5-5) kanama, hematom, ve epididimo-orşit olarak genel anlamda karşımıza çıkmaktadır. bazı ender olgularda meydana getirilen derin kesilerde(insizyonlar) penil korpus kavernozum ile idrar kanalı(korpus spongiozum) içinde fistüle yol açarak iktidar bozuluğuna(erektil disfonksiyona) yol açabilir.

Meydana getirilen çalışmalarda uretra darlığı tedavisinde soğuk bıçak haricinde çeşitli lazerler (Argon, carbon dioxide, excimer, diode, KTP ve Nd:YAG lasers) kullanılmaktadır. Genel olarak lazer uretrotominin başarısı soğuk bıçak ile aynı olduğu bildirilmektedir.

Uretroplasti: Uretroplasti uretra darlıklarının tam tedavisi için en etkili metottur ve altın standart olarak değerlendirilir. Bu yöntemde darlık bölgesinin çıkarılması ve sonrasında ya uç uca anastomoz ile ya da flep/greft kullanılarak uretral rekonstrüksiyon yapılmaktadır.

1-Darlığın Çıkarılması ve uc-uca anastamoz(Eksizyon ve primer anastomoz): Bu tedavi yönteminde amaç, nedbe dokusunun (fibrotik dokuyu) tamamen çıkatıldıktan sonrasında uretra usulune uygun bir halde(spatüle edilir ve gerilmiş olamayacak şekilde) uç uca anastomoz yapılır. Bu teknikle 2 santimetre altındaki bulber uretra darlıklarında ortalama %90-95 oranında başarı elde edilir. 2cm den uzun darlıklarda (ogmentasyon uretroplastisinin mümkün olmadığı olgularda) uç uca anastomoz gerginliği azaltmak için iki korpus kavernozum dokusu dikkatli bir halde ayrılır. Bu yöntem ile ortalama 5 santimetre darlık uç uca anastomoz edilebilinir sadece buna karşın gerginilik oluşuyorsa keğen kemiğinin bir kısmı kesilebilir(inferior pubektomi). Ek olarak 2 santimetre üstünde bilhassa ön uretra darlıklarında meydana getirilen uc-uca birleştirme(anastamoz) penis uzunlukta kısalma ve penis eğrilileri(kurvatur) oluşabilir. Bundan dolayı uzun segment darlıklarında büyütme(Augmentasyon) uretroplasti tekniklerini kullanmakta fayda vardır.

2-Augmentasyon Uretroplasti: Bu tedavi yöntemi çoğu zaman 2 santimetre’den uzun ve uc-uca anastamoz uretroplastinin uygun olmadığı vakalarda tercih edilir. Bu yöntem bir ya da iki aşamalı yapılmaktadır. Augmentasyon uretroplastide darlık tekrarı %14-15 oranında bildirilmiştir. Uretroplastide greft yada flep kullanımı darlık tekrarı açısından hiçbir fark görülmemiştir. Greft için penil deri, skrotal deri,ağız mukozası, mesane mukozası, ve kolonik mukoza kullanılabilinir. Bunlar içinde ağız mukozası elde etme kolaylığı, saçlı deri içermemesi, düşük komplikasyon ve yüksek başarı oranıyla en sık tercih edilen materyaldir. Ağız mukozası yanaklardan, dudaktan yada dilden elde edilebilir. Ağız mukozası greft kullanımı ile alımı ilgili bildirilen komplikasyonlardan intraoperatif kanama, postoperatif ağrı, infeksiyon, şişme, ve tükrük bezi kanalı yaralanmasıdır. Bazı hastalarda geçici ağız açmakta zorlanma görülebilir. Ada fleb/greft(Onlay greftler) ön, yan ve arka olarak kullanılır. Hem ön hem de arka onlay greft kullanımının 5 senelik başarı oranı ortalama %80-85 arasındadır.

İki aşamalı uretroplastiler: Penil uretrada ve bilhassa başarısız hipospadias cerrahisi yada liken sklerozlu olgularda uygulanmaktadır. Birinci aşamadan sonrasında %10-39 oranında greft skarına bağlıağır darlık(kontraksiyon) görülebilr. Bu yüzden ikinci aşama için 3 ile 6 ay beklemek gerekir.

6 Haziran 2021
Okunma
bosluk

Varikosel tanı ve tedavisi hakkında

Varikosel tanı ve tedavisi hakkında

Varikosel, erkekte kısırlık sebepleri içinde en sık görülenidir. evladımız olmuyor diye başvuran adamların ortalama üçte birinde (%35) varikosel tespit edilir. Tedaviyle düzeltilmesi mümkün bir durumdur. Tedavisi ameliyatla olur. Bilhassa mikrocerrahi teknikle meydana getirilen ameliyatlarda başarı oranları daha yüksektir. Tedavi edilmesini takiben de çiftlerin benimde yaptığım klinik bir çalışmada averaj %38’inde naturel yolla gebelik görülürken, varikosel ameliyatı olamayanlarda bu oran %20 olarak bulunmuştur. Erken tedavi, daha sıhhatli spermlerin üretilmesine ve hatta adolesan varikoseline bağlı küçülmüş bir testisin büyümesine destek olabilir.

Oldukça merkezli (meta-analiz) meydana getirilen bir çalışmada çalışmada muayenede varikoseli bulunan adamların ameliyatla tedavi edilmeleri durumunda, ameliyat yapılmayanlardan ortalama üç kat kat daha çok çocuk sahibi olma şansı elde ettikleri gösterilmiştir. Bilhassa sperm değerleri bozuldukça bu oranın daha da yükseldiği bilinmektedir.

Varikosel Nedir?

Varikosel, testisleri yıkayan kirli kan taşıyan venöz damarların anormal şekildegenişleyip, içlerindeki kanı taşıyamaz olmaları ve neticede kanın geri kaçması durumudur. Bu damarlar, oksijen ve besinler bakımından düşük olan kanı testislerden taşır. Genişlemiş damarlarında oluşan geriakım testislerde şişmeye sebep olur ve beklenen perfüzyon ve sıhhatli beslenme gerçekleşmez. Varikosel bacağındaki varisli damarlara benzer bir damar genişlemesidir. Varikosel hastalığı, erişkinlik öncesi ve gençlerde(adolesan) sık görülür, 10 yaşından ufak adam çocuklarda ender görülür. Erişkin adamların ortalama %15’inde rastlanılır. Çoğunlukla sol tarafta bulunur fakat ender de olsa sağ ya da iki taraflı da gelişebilir. Sağ tarafta bulunan varikosel olgularında, karın içinde damarlara bası icra eden kitleler bakımından dikkatli olunmalıdır. Varikosel kimi zaman tümör (böbrek tümörü) emaresi olarak karşımıza çıkabilir. Bu durumda ultrasonografik araştırma ile araştırılır, eğer olmazsa bilgisayarlı tomografi ya da MR görüntüleme ile daha detaylı incelem edilirler. Varikosel çoğu zaman emare vermez ve ağrısızdır, ve çoğunlukla tedavi gerektirmez.

Varikosel Niçin Olur?

Varikosellerin niçin geliştiği kati bilinmemekle beraber. Varikosel, yapısal bir bozukluktur ve değişik nedenlerden dolayı gelişmiş olabilir.

-Damar içindeki kapakçıkların yetersiz gelişimi sebebiyle olmuş olabilir.

-Bilhassa sol taraf testis damarlarında kan basıncının yüksek olması da bunu yapabilir.

-“Nutcracker” dediğimiz bir fenomenle, testisten çıkan damarların daha büyük damarlar içinde sıkışmasına da bağlı olabilir.

-Ergenlikte testise gelen kan akımının, testisten çıkan kan akımının kaldıramayacağı kadar yüksek olması durumları da varikosel gelişmesinde görevli tutulmaktadır. Kısaca genç erkeklerde süratli cinsel organ büyümesi ile ilişkili olabilir

-Fakat bilhassa sağ tarafta görülen varikosel olgularında karın içinde bası icra eden kitleler de söz mevzusu olabilir.

Varikosel Sperm Kalitesi Testis Üstüne Tesirleri

Varikosel gelişmişse, aşağıdaki nedenlerden biri ya da bir kaçı sonucu sperm kalitesinde ve üretiminde bozulma görülebilir:

1-Testisten drene olamayan kirli kanın geriye doğru testis içine yapmış olduğu basınca bağlı staz ve bunun yarattığı oksijen düşüklüğü.

2-Testislerde erkeklik hormonu olan testosteron salgılayan Leydig hücrelerinde gelişen fonksiyon bozukluğu.

3-Sperm hücrelerinin gelişiminde ortaya çıkan bozulma.

4-Geriye kaçan kan ile beraber böbreklerden ve böbreküstü bezden gelen ve toksik maddeler içeren kirli kanın testislere geri akması.

5-Testislerde ısı artımı (normalde testisler skrotum içinde vücut ısısından 2 ila 3 aşama daha düşük ısıda çalışırlar, bu ısı artarsa sperm üretimi de bozulabilir).

6-Gonadotropin ve androjen hormonlarının salgılanmasında bozulmalar.

7-Sperm hücreleri ile bu tarz şeyleri saran doku tabakaları (lamina propria-ekstrasellüler matriks-germinal epitel) içinde yazışma bozukluğu.

8-Genişlemiş damarlar içinde biriken nitrik oksit (NO) varikoseli olan erkeklerde üreme fonksiyonlarını bozarak çocuk olmasını önleyebilir .

9-Etkilenen testisin küçülmesi(atrofi). Testis oldukça sayıda sperm üreten tübüllerden oluşur. Varikoselde bu tübüller zarar görür testis küçülür ve yumuşar. Testisin küçülmesine neyin sebep olduğu açık olammakla birlikte venöz kan (kirli kan) birikiminin yarattığı baskıdan söz edilebilir.

Sempton: Varikosellerde çoğu zaman semptom olmaz. Bazı durumlarda, künt-keskin ağrıya kadar değişen bir skalada ve derecelerde ağrı olabilir. Ağrı, ayakta ve eforla artar, gün süresince devam eder, sırt üstü yatınca hasta rahatlar.

Varikoseli hasta kendiside fark edebilir yada rutin bir fizik muayene esnasında yada daha büyük bir yaşta kısırlık değerlendirmesi esnasında ebeveynleriniz yada bir tabip tarafınca fark edilebilir.

Varikosel Tanısı ve Derecelendirilmesi

Varikosel tanısı koymak çoğu zaman nispeten basittir. Doktorunuz detaylı bir tıbbi öykü alacak ve var ise belirtileriniz hakkında sorular soracaktır.

Varikosel tanısı klinik muayene ile konulur. Ultrason ve Dopplerin,bazı durumlarda bilhassa reflü tespitinde ve miktarını atama etmede katkısı vardır. Sıcak ortamda ve hasta ayakta iken elle muayene yapılır. Bu sırada ıkındırılarak (Valsalva manevrası) damarlarda gözle fark edilemeyen genişlemeler de hissedilmeye çalışılır. Muayene bulgularına nazaran varikosel 3 dereceye ayrılır:

1. Aşama: Sadece ıkındırma ile fark edilen, hafifçe derecede varikosellerdir.

2. Aşama: Düzgüsel solunumda fakat sadece elle muayenede fark edilen, orta derecede varikosel.

3. Aşama: Uzaktan gözle bile fark edilebilen büyük varikoseller.

Varikosel ekarte etmek tabip muayenesi oldukça önemlidir. Doktorunuz dış cinsel organlarınızı dikkatlice inceleyecektir. Skrotumda, ayakta iken ve/yada ıkınırken ortaya çıkan variköz damarlar tanı koydurur. Şişmiş damarlar “kurtcuk dolu poşet” benzer biçimde hissedebilir. Her iki testis boyutlarını karşılaştırmak için birlikte incelenmelidir. Varikoselden etkilenen testis çoğu zaman daha küçüktür. Hasta muayene edilirken ilkin yatar pozisyonda damarlar denetim edilir. Bu sırada geriye doğru boşaltılır ve derhal arkasında ayağa kaldırılarak boşalan damarların kanla dolma derecesine bakılır. İşte bu sırada damarlarda ortaya çıkan değişimler yukarıdaki skalaya nazaran derecelendirilir. Varikosel ne kadar büyükse, tedaviden de o denli fazla yarar sağlanılır.

Doppler ultrason ile varikosel muayenesi bazı durumlarda istenir. Damar çapları ve geri akımın doğrulanması için kullanılır. Bilhassa skrotumu ufak olan ya da artmış yağ dokusu sebebiyle iyi bir değerlendirme yapılamayan yada evvel ameliyat olmuş şimdi ise kontrole gelen bazı erkeklerde gerekebilir. Fakat gene de tanıda aslolan olan, elle muayenedir.

Adolesan yaşlarda (11 ile 16 yaş arası) varikosel değerlendirilirken testis hacmi de ölçülür. Eğer hacimde küçülme var ise, ameliyat endikasyonu koyulur. Ameliyatı takiben olguların %50 ila %80’inde ileri yaşlarda testis yeniden düzgüsel hacmini kazanabilmektedir. Eğer varikosel olan taraftan testis hacmi diğerine gore %10-20 azalmış ise, ya da aralarında 2-3 ml’den fazla fark var ise, bu ameliyat için bir göstergedir.

Tedavi: Varikosel tedavisinin tek yolu cerrahidir, sadece tüm hastalar ameliyattan yarar görmez.

Varikosel Ne Vakit Tedavi Edilmelidir?

1–Ağrı yapıyorsa, günlük yaşantıyı etkileyen hastalık var ise

2-Sperm değerlerinde bozulma başlamışsa.

3-Varikosel olan testis hacmi diğerinden 3 mL ya da %10’dan daha çok geri kalmışsa

4-GnRH verildiği vakit kanda LH ya da FSH hormonunda aşırı bir yükselme oluyorsa

5-Ağır bedensel spor yada emek verme hareketi yapanlarda, mevcut varikoselin ilerleyeceği düşünülerek ameliyat yapılması da önerilmektedir.

6-Kati olmamakla beraber, sperm DNA muhteviyatında hasar gelişmiş erkekler de ameliyattan yarar görebilirler.

7-İki taraflı varikosel var ise

8-Kozmetik amaçlı yapılabilir

Cerrahi:

Cerrahi girişim, genişlemiş damarların kasıktan ufak bir cerrah kesi ile bu genişlemiş damarlar bağlanır, böylelikle kirli kan bu genişlemiş damarlar yerine daha sıhhatli damarlara yönlenmiş olur ve vakit içinde bu variköz damarlar atrofiye olarak kaybolur.

Mikrocerrahi: Cerrahi girişimin mikroskop altında-mikro cerrahi yöntem- ile yapılması; daha etkin neticeleri elde edilmesini açısından ve oluşabilecek komplikasyonların en aza indirilmesi açısından tercih edilmesi ihtiyaç duyulan bir yöntemdir. Bu yöndemle çıplak gözle görülemeyen lenf damarları korunur ve oluşabilecek komplikasyon görülme riski azalır, lenfatik akış engellenmemiş olur.

Laparoskopik: Varikoselektomi Laparaskopik olarakta yapılabilir, sonuçlar birbirine benzerdir

Ameliyattan sonrasında en sık görülen komplikasyonlar nedir?

– Testis etrafındaki skrotumda sıvının toplanması

(hidrosel oluşumu)

– Testisin küçültülmesi (testis hipotrofisi)

– Testisin azalmış fonksiyonu

Anjiyografik Tıkama: Daha azca çoğunlukla, varikosel tedavisinde anjiyografik oklüzyon isminde olan bir prosedür kullanılır. Variköz damarlara hususi bir sklerozan madde enjekte edilir ve bu madde damarlarda çöker ve tıkaç oluşturur,Anestezi gerektirmez sadece ışın(ışınım) maruziyeti olur

Ameliyatın Yan Tesirleri – Komplikasyonları

Nüks edebilir. Fakat mikrocerrahi teknik ile yaplmışsa nüks oranı oldukça düşüktür; %1.

Hidrosel dediğimiz, testis çevresinde sıvı birikimi. Bu da mikrocerrahi teknikle meydana getirilen ameliyatlardan sonrasında yok denecek kadar azalmıştır; %0,4. Testis arterlerinde, sinirlerde ve lenf damarlarında yaralanma. Mikrocerrahi teknikte bu komplikasyonlar beklenmez. Bunların haricinde testis iltihabı, kanama, hematom, anesteziye ilişik komplikasyonlar benzer biçimde ender problemler de gelişirse de, uygun tedavi ile düzeltilebilirler.

Ameliyattan Sonrasında

2 gün sonrasında düzgüsel günlük faaliyetlere geri dönebilirsiniz. Rahatsız bulunmadığınız sürece, 2-4 hafta sonrasında egzersiz benzer biçimde daha yorucu aktivitelere dönebilirsiniz. Bu ameliyattan meydana gelen ağrı çoğu zaman hafiftir, sadece birkaç gün yada hafta süresince devam edebilir. Doktorunuz ameliyattan sonrasında ağrı kesici ilacı sınırı olan bir süre için reçete edebilir. Bundan sonrasında doktorunuz size asetaminofen yada ibuprofen benzer biçimde reçetesiz ilaç almanızı önerebilir. Sıkı külot yada bir jockstrap(Suspansuar) giymek, testislerdeki basıncı hafifleterek de destek olabilir.

Sperm kalitesinde düzelme semen analiziyle görülmeden ilkin ameliyattan birkaç ay geçecektir. Bunun sebebi, yeni spermlerin gelişimi ve ameliyatı tesirleri ortalama 3 ay içinde ortaya çıkmasıdır.

5 Haziran 2021
Okunma
bosluk

Aşırı kilo, idrar yollarında taş hastalıklarına niçin olabiliyor

Aşırı kilo, idrar yollarında taş hastalıklarına niçin olabiliyor

İdrar yollarında taş; rejim, aşırı kilo, bazı tıbbi durumlar ve çeşitli ilaçlar sebebiyle oluşabilir. Böbrekte oluşan bu taşlar; üreter, mesane (idrar torbası), üretradan oluşan idrar yollarının herhangi bir kısmını etkileyebilir.

İdrar Yollarında Taş Olmasının Emareleri Nedir?

‘’ Böbrek taşı, kimi zaman hiçbir emareye niçin olmadan idrarla atılır. Sadece taşın boyutu büyükse, böbrekten sonrasında üretere geçtiğinde tıkanmaya sebep olabilir. Üreter, böbrek ile mesaneyi birbirine bağlayan ince boru şeklinde bir organdır. Böbrek taşı, bu ufak boru içinde sıkışırsa idrar akışını engeller ve idrar böbrekte toplanmaya adım atar. Bu durum sırtta bel hizasında, yanlarda yada kaburga altında ani başlangıçlı keskin bir ağrıya niçin olur. Ağrı, karın ve kasığa yayılabilir. İdrar yaparken ağrı ya da yanma hissi görülebilir. Bunların haricinde idrar yollarında taş durumunda görülen öteki semptomlar: Pembe/kırmızı idrar, idrarda fena koku ya da bulanıklık, devamlı idrara sıkışma hissi, bulantı ve kusma, ateş şeklinde sayılabilir. İdrar yollarında taş oluşumuna risk hazırlayan durumların bir araya gelmesi taş oluşumuna sebep olabilir. İdrar içinde kristal oluşturabilecek kalsiyum, ürik asit, okzalat benzer biçimde maddelerin fazla olması, idrarda kristal oluşumunu engellemiş olan maddelerin ise azca olması idrar yollarında taş oluşmasıyla sonuçlanabilir. ‘’

Böbrek Taşı Türleri Nedir?

Oluşan taşın türünü saptamak, ileride taş oluşumu tekrarının önlenmesinde ehemmiyet taşır.‘’ Kalsiyum taşları, en sık görülen taş türüdür, çoğu zaman kalsiyum okzalat kristalleri şeklinde görülür. Cips, fıstık, çikolata, ıspanak benzer biçimde okzalat açısından varlıklı yiyecekleri tüketmek; kalsiyum taşı oluşma riskini arttırır. Ürik asit taşları, erkeklerde bayanlara gore daha sık görülür. Gut hastalığı olanlarda, kemoterapi tedavisi alanlarda da bu hastalık görülebilir. Protein içinde ne olduğu varlıklı rejimle beslenmek, ürik asit taşı açısından risk oluşturabilir. Strüvit taşları, idrar yolları enfeksiyonuna bağlı olarak oluşabilen taşlardır, boyutları çoğu zaman büyük olduğundan idrar yollarında tıkanmaya sebep olabilirler. Sistin taşları, ender görülen bir taş türüdür. Sistinüri adlı genetik hastalığı taşıyanlarda gözlenen bir durumdur. Bir kişide, bir ya da daha çok risk faktörü varlığında böbrek taşı oluşma ihtimali artar. Bu faktörler: Kişinin kendisinde yada ailesinde böbrek taşı öyküsü olması, azca sıvı tüketimi, değişik beslenme tipleri, mesela oldukça tuzlu yiyecek tüketimi, aşırı kiloluluk , sindirim sistemiyle ilgili hastalıkların bulunması, geçirilmiş mide, bağırsak ameliyatları, sistinüri benzer biçimde bazı genetik hastalıklara haiz olmak, diüretik, antiepileptik, kalsiyum temelli antiasit benzer biçimde bazı grup ilaçların kullanımı böbrek taşı oluşmasına yol açabilir. ‘’

4 Haziran 2021
Okunma
bosluk

Varikosel nedir ? Niçin oluşur? Iyi mi tanı konur? Tedavisi nedir?

Varikosel nedir ? Niçin oluşur? Iyi mi tanı konur? Tedavisi nedir?

Varikosel görülme sıklığı ve oluşum mekanizması

Testisin drenajını elde eden pampiniformis venlerin anormal dilatasyonu ve tortiozitesi olarak tanımlanan varikosel sözü ilk 1843 senesinde Curling tarafınca kullanılmıştır. Varikosel adam infertilitesinin en sık görülen ve tedavi edilebilir patolojisidir.

Meydana getirilen epidemiyolojik emekler ile varikoselin genel populasyonun %15’inde , infertilite kliniklerinde ise %19-41 oranında görüldüğü saptanmıştır. Avrupa üroloji derneği kılavuzuna gore varikoselin erişkin erkenlerin %11.7’sinde saptanmasına karşılık anormal sperm parametreli hastaların %25.4’ünde varikosel saptanmaktadır. Erken adölesan dönem itibari ile görülebilen varikosel 10 yaş altında nadiren saptanmaktadır. Sol testisde sağa oranla daha sık oranda görülmektedir. Tek başına sol varikosel görülme sıklığı %90 iken sağ tarafta görülme sıklığı %2’dir. Her iki testisde saptanma oranı %0-1 iken infertilite kliniklerinde bu oran %20 olarak saptanmıştır.

Varikosel gelişiminde başlıca 3 kuram varlığı kabul edilmektedir; sağ ve sol testis toplayıcı damarlar arasındaki anatomik farklılıklar, toplayıcı damara olan reflü (geri akım) ve testis toplayıcı damarın parsiyel obstruksiyonudur.

Sağ ve sol testiküler toplayıcı damarlar arasındaki anatomik farklılıklar: Sağ testisin toplayıcı damar direkt vena kavaya oblik bir halde bağlanırken bu durum sol tarafta tamamen farklıdır. Sol testis toplayıcı damarı, sol böbrek toplayıcı damarına dik bir açı ile bağlanır. Sol böbrek toplayıcı damarı, sağ böbrek toplayıcı damarına gore yaklasık 8-10 santimetre daha üst seviyede ana toplayıcı damara bağlanmaktadır. Bu yüzden sol testis sağa nazaran daha çok tazyik ve rölatif olarak daha yavaş bir kan akımına maruz kalmaktadır.

Toplayıcı damara olan reflü (geri akım): İnternal spermatik ven yapısında valv yokluğu yada yetersizliği ve toplayıcı damar kollaterallerin varlığı kanın geriye doğru reflüsünü kolaylaştırmaktadır. Meydana getirilen bir çalışmada varikoselli 659 hastanın venografilerinde %73’ünde valv saptanmamıştır.

Testis toplayıcı damarın parsiyel obstruksiyonu: Ana atardamar ve bağırsakları besleyen atardamar içinde seyreden sol testis toplayıcı damarın kompresyona uğraması sonucu testis drenaj bozulmaktadır.

Varikosel oluşum mekanizmaları

Varikosel oluşumu mekanizması günümüzde hala tartışmalıdır. Bilhassa adölesan dönemdeki fizyolojik değişimler ve altta yatan toplar damar anomaliler birlikteliğinde artan testis kan akımı varikoseli klinik olarak saptanır hale getirmektedir. Meydana getirilen birçok emek verme göstermektedir ki varikosel varlığında testisde hasar gelişimi olmaktadır. Testis hasarını açıklamaya yönelik şu ana kadar çeşitli hipotezler kabul edilmektedir.

Testis içi ısı artışına bağlı gelişen hasar varikoselin en yaygın kabul edilen teorisidir. Meydana getirilen çalışmalarda averaj 33 0C olan testis içi ısının varikosel varlığında 35-36 oC’ ye ulaşmış olduğu saptanmıştır. Toplayıcı damarlarda kan göllenmesine bağlı gelişen ısı artışı sperm üretiminin durmasına niçin olmaktadır. Skrotum içi ısı dengesi skrotum ve damar ağının anatomik yapısı yardımıyla sağlanmaktadır. Skrotumun ince cilt yapısı, ciltaltı yağ dokusunun olmaması ve dartos kasının yüzey alanını ayarlaması ısı dengesini sağlamaktadır. Pampiniformis ven (testisin toplayıcı damar ağı) ağına komşuluk gösteren testis içi arter arasındaki ısı alış verişi testis içi ısı dengelenmesindeki ana rollerden birini oynamaktadır. Karın bölgesinden gelen yüksek ısılı kan daha düşük ısılı kan taşıyan pampiniformis venler tarafınca soğutulmaktadır. Bu mekanizma toplayıcı damar kan ısısının daha düşük olduğu vakit gerçekleşmektedir. Varikoselin bu mekanizmayı bozmuş olduğu düşünülmektedir. Meydana getirilen çalışmalarla varikosel operasyonu sonrası testis içi ısının düzgüsel düzeylere gerilediği gözlenmiştir.

Testis hasarını açıklamaya yönelik öteki bir hipotez artan testis içi basınçtır. Artan testis içi basınca bağlı onkotik ve hidrostatik tazyik değişikliği gelişebilir. Bunun sonucu değişen hücrelerarası sıvı denge değişikliği hormonların taşınmasını etkileyebilir. Ek olarak devamlı damar kasılmalarına bağlı gelişen beslenme bozukluğu sperm ürtiminin etkilenmesine niçin olabilir.

Varikosel ile hormonal ilişki meydana getirilen emekler ile ortaya konulmuştur. Leyding hücrelerin de fonksiyon bozukluğu (testosteron üreten hücreler), tübüler yapıda bozulma, interstisyel fibrozis ve azalmış sperm üretimi benzer biçimde etkisinde bırakır varikoselin toksik tesirleri arasındadır. Leyding hücre fonksiyon bozukluğuna bağlı testosteron düzeyinde azalma görülebilir. Sperm üretiminin sıhhatli bir halde sürdürülebilmesi için minimum 20 ng/dl testis içi testosteron düzeyi olması gerektiği meydana getirilen emekler ile gösterilmiştir. Aynı çalışmada testis içi testosteron düzeyinin serum düzeyinden bağımsız olarak varikoselli hastalarda belirgin olarak düşük olduğu bildirilmiştir.

Varikoselin testiküler hasarını açıklamaya çalışan öteki hipotezlere bakıldığında; böbrek ve böbreküstü bezinden geri kaçağa bağlı artan testis içi hormon düzeyinin sperm üretimini etkileyebileceği bildirilmiştir. Toplar damarda göllenmeye bağlı artan oksijensiz ortamın sonucu gelişen reaktif oksijen radikallerinin sperm üretiminden, sperm fonksiyon bozukluğuna kadar tüm seviyelerde hasara niçin olabileceği gösterilmiştir. Öteki bir hipotez olarak kabul edilen Anti-Sperm Antikor (ASA) seviyesinin varikoselli hastalar daha yüksek oranda bulunmuş olduğu saptanmıştır. İnfertilite ile başvuran hastaların ortalama %10’unda ASA saptanırken, varikoseli olan hastaların %24-32’sinin seminal sıvılarından ASA saptanmaktadır.

Varikosel muayenesi ve Tanısı

Avrupa Üroloji Derneği kılavuzuna nazaran varikosel tanısı klinik muayeneile konur ve Renkli Doppler ultrasonografi (USG) ile teyit edilebilir. Fizik muayene ile saptanamayan fakat meydana getirilen görüntüleme şekilleri ile ortaya konan varikosel subklinik varikosel olarak adlandırılmaktadır. Skrotal ultrason, renkli doppler USG, Venografi, Termografi, Sintigrafi ve Mr Angio tetkikleri kullanılabilcek destek görüntüleme yöntemleridir. Varikosel tedavisinde skleroterapi yada embolizasyon benzer biçimde seçenekler kullanılacaksa tanının radyolojik olarak teyit edilmesi gerekmektedir.

Varikosel tanısında mühim olan fizik muayene ayakta ve yatar pozisyonda sıcak bir odada yapılmalıdır. Yatar pozisyonda skrotum asimetri, damar genişlemesi benzer biçimde durumlara karşı gözlemlenmelidir. Ayakta spermatik kord, testis boyutu ve kıvamı palpasyonla değerlendirilmelidir. Peşinden pampiniformis venlerin yapısı valsalva manevrası öncesi ve sonrası incelenmelidir. Varikosel sınıflandırılmasında 1970 senesinde Dubin ve ark. tarafınca oluşturulan derecelendirme sistemi kullanılmaktadır;

Subklinik varikosel: Fizik muayene ile tesbit edilemez, radyolojik olarak ortaya konur.

Aşama (Grade I) varikosel: İstirahatte iken emare vermeyen, valsalva ile tesbit edilen varikoseldir.

Aşama (Grade II) varikosel: Ayakta iken pampiniformis pleksus palpe edilebilir fakat göz ile farkedilmez

Aşama (Grade III) varikosel: Valsalva gerektirmeksizin dışarıdan görmekle farkedilebilen varikoseldir.

Hastaların varikosel mauyenesi esnasında testis muayeneside yapılmalıdır. Testis erişkin dönemde 20 cc den fazla olmalıdır. Orkidometre ile ölçüm yapılabilir. Varikosele bağlı testis kıvamında yumuşama gelişebilsede bu tam olarak ortaya konamamıştır.

Varikoselin tanısında kullanıbilecek radyolojik görüntülemeler;

Sktoral ultrasonografi: Obez hastalarda, daha öncesinden cerrahi operasyon geçiren hastalar ve ufak fizik muayenede zorlanılan durumlarda (ufak testis, yüksek skrotal yerleşimli testis) yapılması önerilmektedir. Hasta ayakta ve yatar pozisyonda iken ölçümler yapılır. İstirahat ve valsalva manevrası arasındaki fark varikosel hakkında informasyon verir. Ölçülen ven çapları varikosel hakkında informasyon verirken ortak bir konsensus sağlanmış değildir. Kabul edilen bir görüşe nazaran pampiniformis pleksus içinde üç ve daha çok venin incelenmesi ve bir venin çapının 3 mm den daha çok olması subklinik varikosel tanısı için kafi görülmüştür. Öteki bir çalışmaya gore ven çapının istirahat ile valsalva içinde 1 mm den daha çok olmasıda subklinik varikosel tanısı konulabileceği bildirilmiştir.

Renkli Doppler USG: İnternal spermatik toplayıcı damar valsalva manevrası öncesi ve sonrası gelişen geri akım saptanmasıyla varikosel tanısı konulabilir. Ölçülen geri akım süresine gore 1 saniyeden kısa devam eden kısa süreli, 1-2 saniye içinde devam eden intermittan ve 2 saniyeden daha uzun devam eden kalıcı yada devamlı geri akım olarak sınıflandırılmıştır; kısa ve intermittan geri akımın fizyolojik olduğu kalıcı yada devamlı geri akımın varikosel tanısında anlamlı olduğu belirlenmiştir.

Venografi: 1966 senesinde Ahlberg tarafınca ilk kez tanımlanmıştır. Varikosel tanısında altın standart olarak kabul edilmekle beraber uygulanması uzun ve girişimsel bir işlem olması sebebi ile güncelliğini yitirmektedir. Skleroterpi yada embolizasyon tedavisi uygulanacak hastalarda ve tekrarlayan varikosel tedavi uygulanacak hastalarda toplar damar drenajı göstermek amacı ile uygulanabilmektedir.

Termografi: Sktoral ısı sıhhatli bireylerde vücut sıcaklığına nazaran 3-4 oCdaha düşüktür. Varikoselli hastalarda artan testis içine geri akım sonucu testis ısısının arttığı meydana getirilen emekler ile gösterilmiştir. Yüksek hassasiyetli kameralar yada ısıya duyarlı termostripler ile meydana getirilen ölçümler ile ısı artışının saptanması ile varikosel tanısı konulmaktadır. Her iki testis arasındaki 1 oC’lik fark varikosel tanısı konulmasında yeterlidir.

Sintigrafi: Pleksus pampiniformideki toplayıcı damarda kan göllenmesinin Tc99 (Teknesyum 99m) kullanılarak gösterilmesi ile varikosel tanısı konulabilmektedir. 1980’lerin başlangıcında popüler olan bu yöntem tekniğin vakit alıcı ve hassasiyetinin düşük olması sebebi ile günümüzde önermini yitirmiştir.

Varikosel tedavisinde endikasyonlar

İnfertilite varikoselin tedavisinde en mühim endikasyondur. Amerikan Üroloji Derneğine bağlı olan infertilite komitesine nazaran varikosel tedavisi öncesi şu faktörler kesinlikle incelenmelidir;

Eş durumu; düzgüsel fertil olması yada halledilebilir faktörün olması

Varikoselin fizk muayene yada şüpheli durumda USG ile gösterilmesi

Evli çiftin infertilitesinin lüzumlu tsetler ile gösterilmiş olması

Hastanın spermiogramında bir yada birden fazla parametresinde anomali bulunduğunun gösterilmesi

Sperm parametrelerinde anormallik olan evli olmayan ve ondan sonra çocuk sahibi olmayı planlayan evli hastalar varikoselektomi operasyonu için adaydırlar.

Varikosele bağlı ağrı ile başvuran hastalar inguinal bölgeye yayılan künt bir ağrı tanım ederler. Bu ağrı hastalar tarafınca çekilme yada ağırlık hissi olarak tanım edilmektedir. İlk olarak skrotal elevasyon, analjezik tedavi, ve öteki nedenlere bağlı ağrı değerlendirilmesi benzer biçimde konservatif yaklaşımlar uygulanmalıdır. Cerrahi tedaviye, konservatif yaklaşımlardan yarar görmeyen hastalarda karar verilmelidir. Meydana getirilen emekler ile varikoselektomi operasyonu ile ağrının büyük oranlarda düzeldiği gösterilmektedir. Fakat operasyonun hastalar üstündeki plasebo tesirinin bilmesi gereklidir.

Birçok klinisyen tarafınca düşük testosteron seviyesi yada takipte azalan erkeklik hormonu seviyesi operasyon endikasyonu olarak kabul edilmektedir. Meydana getirilen emekler ile varikoselin leyding hücreler üstüne olan negatif tesirleri ortaya konulmuş ve varikosel operasyonunun bu patolojiyi düzelttiği gösterilmiştir.

Adölesan dönemde varikosel operasyonun fertilite üstüne tesiri net olarak ortaya konamamıştır. Adölesan dönemde tedavi endikasyonu her iki testis içinde %10-20 oranında (ortalama 2 cc) hacim farkının gelişmesidir.

Varikoselde tedavi şekilleri

Adam infertilitesinde en sık uygulanan cerrahi tedavi varikoselektomidir. Cerrahi tedavi ile infertilitenin düzeltilmesi yada önlenmesi planlanmaktadır. İlk 1900’lu yılların başlangıcında açık skrotal cerrahiler ile gerçekleştirilmeye başlanmıştır. Varisleşmiş toplayıcı damarların komplet çıkartılması yöntemi olan bu cerrahi teknikte atardamarlar yapıların belirlenememesi sonucu gelişen testis atrofisi riski yüksektir. 1949 senesinde Palomo inguinal iç halka seviyesinde, atardamar ve toplar damar dallanamasının minimum olduğu bölgede internal spermatik toplayıcı damarın bağlanmasını önermektedir. Gubernaküler ve external spermatik venin denetim edilememesi sebebi ile tekrarlama oranları meydana getirilen emekler ile yüksek bulunmuştur. Adölesan dönemde nüks oranı %15-40 içinde saptanmıştır. Riccabone ve ark. hidrosel oranını %13 oranında bildirmişlerdir.

Laparoskopik varikoselektomi palomo tekniğinin retroperitoneal bir yaklaşımla yapılmasıdır. Laparoskopinin sağlamış olduğu büyütme ile arter ve ven daha iyi saptanabilmektedir. Açık palomo tekniğine nazaran nüks oranı %15-20 arasındadır. Yüksek maliyet ve major organ yaralanması riski sebebi ile günümüzde uygulanabilirliğini yitirmiştir.

İnguinal varikoslektomi operasyonu ilk kez 1960 senesinde İvanissevich tarafınca tanım edilmiştir. İnguinal kanal hizasından meydana getirilen kesi ile spermatik kord ve testise kolayca ulaşılabilmekte ve tüm toplayıcı yapılar araştırılmaktadır. 1985 senesinde Marmar ve ark. mikroskopik varikoselektomi operayonunu tanımlamışlardır. Subinguinal olarak tanım edilen bu yaklaşımda inguinal kanalım açılmaması sonucu süratli bir iyileşmenin sağlanmaktadır. Fakat bu seviyede arter ve ven dallanmasının oldukça çok olması sebebi ile operasyon karışık bir hal alabilmektedir. Obez ve inguinal cerrahi operasyonu geçirmiş hastalarda tercih edilebilir.

Skleroterapi yada anterior skrotal skleroterapi internal spermatik toplayıcı damar okluzyonu varikoselin öteki bir tedavi yöntemidir. %4-11 oranında nüks oranı bildirilmektedir. Ara toplayıcı damarların tıkaçlarla kapatılması mümkün olmaması nüksün ana nedenidir.

Varikoselin fertlite üstüne neticeleri

Varikoselektomi hastaların %60-80’inin sperm tetkiklerinde belirgin düzeyde iyileşmeye niçin olduğu bilinmektedir. Gebelik oranları %20-60 içinde değişmektedir. Goldstein ve ark. çalışmlarında gebelik oranlarını %69 olarak bildirmişlerdir. Marmar ve ark. meta-analiz çalışmalarında palpabl varikoseli ve sperm parametlerinden minimum bir tanesi bozuk olan hastalarda varikoselektomi ile kendiliğinden gelişen gebelik oranının 2.8 kat arttığını göstermişlerdir. Azospermik varikoselli hastalarda meydana gelen varikoselektomi operasyonu sonucu %60 yakın oranlarda semen analizinde sperm görüldüğü bildirilmiştir.

Varikoselin cerrahi tedavisinde seçilecek en iyi yöntemin belirlenmesinde kapsamlı bir araştırma olmadığından kati bir yanıt verilememektedir. Çayan ve ark. yapmış olduğu bir meta-analiz çalışmada mikroskopik varikoselektomi spontan gebelik oranı öteki konvansiyonel yöntemlere gore daha yüksek bulunmuştur. Nüks ve hidrosel oranıda öteki yöntemlere gore daha düşük bulunmuştur.

Varikosel operasyonu komplikasyonları

Varikosel Operasyonu sonrası komplikasyon olarak başlıca nüks, hidrosel, testis atrofisi ve sinir ile sperm kanalı hasarından bahsedilebilir. 2014 Avrupa Üroloji Derneği kılavuzuna gore komplikasyonlar görülme sıklığı aşağıdaki tabloda verilmektedir.

3 Haziran 2021
Okunma
bosluk

Hastalıklara Çözümler Bu Sitede

Hastalıklara Çözümler Bu Sitede

Alternatif tıp ve normal tıp ile ilgili her türlü sorunuzu buradan size detaylı olarak cevaplıyoruz. Doktorlarımız sizinle özel ihtimamla ilgilencekler. Bu işlemler tamamiyle ücretsizdir. Herhangi bir ücret talep etmiyoruz. Sorularınızı bize çekinmeden sorabilirsiniz.

hamilyon.com-kalp-hastaliklari-site

hamilyon.com-kalp-hastaliklari-site

1 Haziran 2021
Okunma
bosluk

Gençler ve Fitness

Gençler ve Fitness

 

Bu yazıda bahsedilen vücut geliştirme sporu yarışma düzeyinde olmamakla birlikte dayanıklılık ve güç egzersizlerini kapsamaktadır. Meydana getirilen ağır ve bilinçsiz vücut geliştirme egzersizleri büyük, ufak tüm bireylerde risk oluşturmaktadır. Hali hazırda mevcut olan bu risk genç ve çocuklarda daha yüksektir.

Buluğluk öncesi , sırası ve sonrasında kesinlikle tavsiye edilen fizyolojik aktivite hakkında birçok vurgunculuk bulunmakta.

Bu sorular bir çok süre ebeveynlerin gençleri spor salonlarından uzak tutması ile sonuçlanmakta. Bu soruları tek tek inceleyelim

Vücut geliştirme boy uzamasını engeller mi?

Vücut geliştirmenin boy uzaması hususunda meydana getirmiş olduğu etkiyi daha doğru bir halde irdelemek için ilk olarak boy uzamasının mekanizmasını incelememiz gerekir.

Gelişme çağlarında bulunan evlatların ve gençlerin kemiklerinin ucunda epifiz tabakasında gelişme plakları bulunur . Bu plaklarda bulunan hücreler çoğalarak kemiklerin uzunlamasına büyümesini sağlar ve boy uzar. Birçok insan vücut geliştirmenin epifiz plaklarına zarar verdiğini, buna bağlı olarak büyümenin yavaşladığını ve durduğunu iddia etmekte .

Gerçek ise bu inanıştan oldukça değişik!

Amerikan pediatri derneğinin son emekleri gösterdi ki , ağırlık egzersizleri gençlerde boy uzaması ve kalp damar hastalığı riskini değiştirmemekte. Doğal olarak ki bu mevzuda birkaç fark noktası karşımıza çıkıyor.

  • Egzersiz vücut ağırlığı ile yada düşük ağırlıklar ile yapılmalıdır.

Vücut ağırlığı ile meydana getirilen egzersizler epifiz plaklarına (gelişme plakları) düzgüsel hayatta vücudun yapmış olduğu baskıdan daha çok baskı yapmaz. Böylece gelişme plaklarınızı koruyarak gelişiminizi güvence altına alabilirsiniz. Bununla birlikte gelişme plaklarında kırık meydana gelse bile gelişme durmayabilir ( Bu hususta araştırmalar devam etmekte. )

Ek olarak meydana getirilen egzersiz  hormon düzeylerini  pozitif yönde yönde etkisinde bırakır. Bu sebeple genç yaşta meydana getirilen doğru egzersiz boy uzamasını pozitif yönde etkisinde bırakır.

  • Tekniğe itina gösterilmeli ve yine sayılarına dikkat edilmelidir.

Meydana getirilen egzersizlerin kemik ve kaslarda meydana getirmiş olduğu baskı noktaları oldukça önemlidir. Bu baskı noktalarını doğru alanda tutmak için tekniğe itina gösterilmeli ve eğitmen nezaretinde egzersiz yapılmalı. Meydana getirilen egzersizlerde yeniden sayıları 5’den azca 15’den fazla olmamalıdır.

Gençlerin vücut geliştirme yapması zararı dokunan mı?

Dayanıklılık ve güç egzersizlerinin doğru oranda ve doğru teknikle uygulanmasının çocuk ve gençlerde zararı dokunan değildir.

Meydana getirilen araştırmalarda minik yaşta egzersiz halletmeye süregelen bireylerde ileri yaşlarda meydana gelebilecek birçok hastalığın sıklığının azaldığı görülmüştür.

Vücut geliştirmeye kaç yaşlarında başlanmalıdır?

Amerikan pediatri derneği uzmanları dayanıklılık ve güç egzersizlerine başlama yaşlarının minimum 8-9 olması icap ettiğini belirtiyor. Daha erken başlanan güç ve dayanık sporları mental ve fizyolojik olarak zararı olan olabilir.

Gençler supplement kullanabilir mi?

Birçok supplement doğru zamanda ve dozda kullanıldığında bilhassa 15-18 yaş arası ustalaşmış sporcularda, performansa katkı sağlar. Ek olarak doğru kullanım gençlere zarar vermeyecektir.

Doğal olarak ki supplement kullanmadan ilkin doktorunuz ile görüşmeli, gereksinimleri belirlemeli ve doğru yönde supplement kullanmalısınız.

Ağırlık egzersizlerinin gençler için yararları

Daha sıhhatli bir vücut için tavsiye edilen ağırlık egzersizlerinin birçok faydası bulunmakta. Bunlardan bazılarını inceledim.

Zihinsel gelişim

Meydana getirilen araştırmalarda ağırlık egzersizlerinin gençlerde nörolojik gelişimi desteklediği ve buna bağlı olarak koordinasyon kabiliyetinin arttığı görülmüştür.

Ruhsal gelişim

Minik yaşta spor salonları , açık alan egzersizleri ve öteki tüm toplumsal ortamlarda boy gösteren genç ve evlatların yazışma becerisi , paylaşma ve güvenme duygusunun gelişimi hızlanır. Bununla birlikte kendine itina göstermeyi öğrenen genç ve çocuklar kendine itimat duyar , toplumda başarı göstermiş olmaya bir adım daha yaklaşır.

Tüm sporlarda görülen bu ruhsal tesir çocuk ve gençlerin gelişimi için oldukça önemlidir.

Vücut kitle indeksi

Minik yaşta başlanan ağırlık egzersizlerinin ileri yaşlarda meydana gelecek obeziteyi ve buna bağlı olarak oluşacak diyabet, kalp damar ve benzeri hastalıkları engellediği görülmektedir.

Vücut kitle indeksinizi hesaplamak için tıklayın.

Dikkat edilmesi gerekenler

Çocuklarda ve gençlerde egzersiz yaparken dikkat edilmesi ihtiyaç duyulan birkaç nokta bulunmakta. Bu tarz şeyleri gelin birlikte inceleyelim.

Ağırlıkları dikkatli kullanın

Daha oldukça ağırlık daha süratli gelişim anlamına gelmez. Ağırlıkları kas , eklem ve tendonlarınız hazır olmadan arttırmaya çalışmanız sakatlık riskini arttırır . Bu sebeple yaptığınız egzersizde kullandığınız ağırlığı arttırmadan ilkin mevcut ağırlık ile nizami olarak 15 yine yapabilmelisiniz. Ek olarak ağırlığı mevcut ağırlığın %10’u kadar arttırmalısınız.

Patlayıcı güç egzersizlerinden kaçının

Uzmanlar anlık güç gerektiren ve ” patlayıcı güç egzersizleri ” olarak tabir edilen bu egzersizleri kemik ve kas gelişimi tamamlanmadan ilkin yapmanızı tavsiye etmiyorlar. Bu tip egzersizler sık sık yaralanmanıza ve gelişiminizin sekteye uğramasına sebep olabilir.

Büyük kas gruplarını güçlendirin

Bir ya da birkaç kas lifine odaklanan izole egzersizler yerine birden fazlaca kas grubunu çalıştıran bileşik egzersizlere ehemmiyet verin. Böylece yaralanma riskiniz azalır , kas ve kemik gelişiminiz pozitif yönde yönde etkilenir. İzole ve bileşik kas grupları hakkında bir yazımız mevcut : Hangi Egzersiz Tipini Seçmelisiniz ? İzole vs Bileşik

Beslenmenize dikkat edin

Hücre büyümesinin ve çoğalmasının zirve noktasına ulaşmış olduğu gençlik ve çocukluk çağlarında beslenmeye daha çok dikkat edilmesi gerekir. Antrenmanlar sonrasında artan gıda ihtiyacı ile katlanan protein, karbonhidrat ve yağ açığını iyi hesaplamalı ve tam olarak karşılamalısınız.

Bu zamanda rejim yapmaktan kaçının ve sıhhatli beslenmeye dikkat edin.

Aşırı antrenman yapmayın

Süratli bir halde gelişimini sürdüren bedeniniz aşırı antrenman sonucunda meydana gelen hasarı karşılamakta zorlanabilir. Bu sebeple asla fazla egzersiz yapmayın. Bu hem gelişiminizi hem de mental performansınızı sekteye uğratır. Egzersizlerinizi 20 ile 60 dakika içinde tutun.

31 Mayıs 2021
Okunma
bosluk

Yarışma Öncesi Kilo Düşme Taktikleri

Yarışma Öncesi Kilo Düşme Taktikleri

Yarışma Öncesi Kilo Düşme Taktikleri

Her siklet sporunda sporcular olabildiğince düşük sikletten yarışmalara katılmalıdırlar. Bu yazıda siklet sporlarında yapılabilecek tüm tartı hilelerini öğreneceksiniz. Buna bilhassa kilo düşmek diyorum bundan dolayı kısa süre sonrasında geri alacaksınız bu bir zayıflama yöntemi değil ve en önemlisi sıhhatli bir yönü yok. Sıhhatli bir halde kilo düşebilirseniz ve eğer yarışma tartıdan bir gün sonrasında ise rakiplerinize karşı ciddi bir güç avantajına haiz olmuş olursunuz. Sıhhatli bir halde kilo düşememişseniz ve yarışma tartı ile aynı gündeyse benim anlatacağım yol muhtemelen en sıhhatli yöntemdir. Yarışma ile tartı içinde 24 saat ya da daha çok bir süre var ise sporcular toparlanma için ihtiyaç duyulan süreye haiz olduklarını düşünerek  daha tehlikeli yolları deneyebilmektedir.

Planlı bir halde kilo kaybedememişseniz müsabakaya kısa vakit kaldığında büyük sıkıntılar yaşarsınız. Kısa zamanda yağ yakımı olması beklenmemelidir. Vücuttan çeşitli yöntemlerle su atılması sağlanır ve bu süre uzarsa ya da fazlaca su kaybedilirse vücudun elektrolit dengesi bozulacağından sıhhat için mühim problemler ortaya çıkabilecektir. Performansınızın düşmesi bir yana sağlığınızdan hatta hayatınızdan olabilirsiniz. Burada anlatılacak her şey birer tavsiyedir.  Antrenörünüze ve doktorunuza danışmadan hiçbirini yapmayın.

Kısa zamanda kilo düşmek en kolay vücuttan sıvı atılmasıyla olacaktır. Bu mevzuda asla diüretik vb. herhangi bir ilacı asla kullanmamalısınız. Vücudunuzda oluşabilecek yan etkisinde bırakır sonucu sağlığınızı kaybettiğinizde girdiğiniz yada gireceğiniz hiçbir müsabakanın, alacağınız hiçbir madalyanın önemi olmayacaktır. Ailenizi ve sevdiklerinizi düşünün.

Çoğu zaman sporcular eğer 3-4 kilo kaybetmeleri gerekiyorsa. Herhangi bir çaba göstermeden ve yorgunluğa sebep olmadan son 24 saat sıvı ve katı besin alımını keserek kafi olmadığı durumlarda tartı öncesi saunaya girerek, sauna eşofmanlarla hafifçe tempolu koşu, epsom tuzu banyosu , ip atlama, bisiklet vb. egzersizler yapmış olup su kaybederek kilo düşerler. Bu esnada harcadığınız efor sizin müsabakaya ne kadar güç kaybederek çıkacağınızı belirler. Araştırmalara bakılırsa 24 saatte güvenli bir halde vücut ağırlığınızın %5’i kadar kilo düşebilirsiniz. 2007’de meydana getirilen bir öteki araştırmaya gore %2’den fazla kayıpta aerobik performansınız ve psikolojiniz düşmeye başlıyor.

Vücut sıvılarının tekrardan tesis edilmesi ve glikojen depolarını doldurmak minimum 24 saat, en fazla 72 saat sürebilir. Depoların uzun süre boş kalması kaslarınızda, beyninizde ve hormon dengenizde kalıcı hasara bile sebep olabilmektedir. Tayland’da dövüşçüler tartıdan sonrasında kendilerini acele toparlamak için serum vb. takviyeler kullanmaktadır. ( IV) Geçmişte dövüşçüler bunu nadiren uygulama ihtiyacı hissederken günümüzde Tay sporcuların neredeyse tamamı bunu uygulamaktadır.

Bu mevzuda son yedi gün iyi mi kilo düşebileceğiniz hakkında bazı şekilleri  maddeler halinde anlatmak isterim.

  Yağlar fena değildir.

Vücudumuzdaki yağlar ile yediğimiz yağlar aynı değildir. Ne olursa olsun hiçbir vakit yağ alımını kesmeyin. Balık yağı, zeytin yağı, tereyağ şeklinde gıdalar vücudun hormon üretimi için gereklidir. Bilhassa omega 3 insülin duyarlılığını geliştirerek kilo kaybını kolaylaştırır (uzun solukta).

Mühim bir nokta da şu: Beslenmenizdeki yağ miktarını azaltmanız, çoğu zaman daha çok karbonhidrat yemeniz anlamına geliyor. Azca yağlı yiyecek iddiasında olanlar farkına varmadan daha fazlaca beyaz pirinç, unlu gıda, şeker ve nişastalı besinler yemeğe başlıyor.

Bilhassa doymuş yağları azaltıp yerine karbonhidratları koyduğunuz süre, ne kilonuz ne de toplam kolesterol düzeyiniz zannettiğiniz kadar azalıyor. Azalsa bile arzu edilen hedefe varılamıyor. Ek olarak yağları azaltıp karbonhidrat ağırlıklı bir beslenmeye geçmek ilkin trigliseridi yükseltiyor, bir süre sonrasında da iyi kolesterol HDL’yi düşürüyor.

Ek olarak yağı azalttığınız için doymuyorsunuz. Bu durumda daha çok yiyip kilo almaya başlıyorsunuz. Bir başka mühim nokta da fark edilmeden yoğunlaştırılan karbonhidrat kazanımı pankreasınıza insülin üretmesi için baskı hayata geçirmeye başlıyor. Bu baskı hem kilo almanızı kolaylaştırıyor hem de insülin direncine yol açarak bir süre sonrasında şeker hastalığına sebep olabiliyor.

Not:Margarinlerden hayatınız süresince uzak durun.

Karbonhidrat alımını azaltın. (Yarı yarıya)

Tartı hilelerinden en önemlisi karbonhidrat alımıdır. Çünkü vücuda alınan her bir gr karbonhidratta vücut 3-4 gr su tutar. Burada amaç alınan kaloriyi azaltmak ve vücudun tuttuğu suyu atmaktır.. Vücut enerjiyi en oldukça karbonhidratlardan sağladığından asla karbonhidratsız bir yaşam düşünülemez. Yağ ve proteinden caymak daha kalıcı hasarlara sebep olabileceğinden karbonhidratı azaltmalıyız. Yedi gün içinde kilo düşmeyi amaçladığımız için mümkün olduğunca kolay şeker içeren unlu, pirinçli, şekerli ve nişastalı gıdaları ve meyveyi azaltmalıyız. Bilhassa de paketlenmiş cips vb. ıvır zıvır yiyecekleri ve tatlıları hayatımızdan birdaha girmemek suretiyle çıkarmalıyız.  Daha çok sebze tüketmeliyiz.

Tuzu azaltın

Tuz, daha doğrusu sodyum alımı tartı hilelerinin en önemlisidir.Aşırı tuzlu beslenme vücuttaki sıvı tutumunu arttırır,kan basıncını yükseltir. Tuz alımı söz mevzusu olduğunda vücudumuzda bir denge var, bedeninizin iyi mi tepki verdiğini deneyerek görmeniz gerekiyor. Tuzu tamamen keserek de vücudunuzun su tutmasına sebep olabilirsiniz.

Uykunuzu alın.

Zayıflama düzensiz uyku sebebiyle salgılanan bazı hormonları tarafınca engellenir. Düzensiz uykudan etkilenen öteki bir hormon ise kortizol hormonudur. Bu hormon vücutta oluşan herhangi bir stres (hastalık, ateş, ameliyat şeklinde) durumunda salgılanır. Bağışıklık sistemini baskılar kan şekerini yükseltir, yüksek tansiyonu tetikler. Kortizol en düşük seviyesine gece, en yüksek seviyesine ise uykudan uyandıktan 1-2 saat sonrasında ulaşır. Kortizolün aşırı salınımı vücutta yağlanmaya niçin olur. Kortizol üretimi bilgisi, beynin aydınlık/karanlık algısına bağlı olarak beyne iletilir. Bu yüzden uyku düzeniniz bozulduğunda kortizol hormonunun salınımı artar buna bağlı olarak yağ depolanması artar.

Leptin, gece daha azca salgılanan bir hormondur. Buna karşılık olarak beyne acıkılmış olduğu sinyalini gönderen ve leptine zıt tesir gösteren hormon ise ghrelin hormonudur. Gece uyumadığınızda ghrelin hormonu daha çok salgılanırken, leptin hormonu daha azca salgılanır.

Gece yatmadan 2-3 saat öncesinde yiyecek yemeyi bırakın. Akşam yemeğinde yağlı gıdalardan ve kızartmalardan uzak durun. Yatmanıza yakın koyu çay, kahve benzer biçimde kafein içinde ne olduğu yüksek içecekler seçmeyin. Uykunuzu daha iyi alabilmek için karanlıkta yatın. Sırt üstü yada anne karnındaki (cenin pozisyonu) pozisyonda uyumak uykunuzu iyi almanızı sağlamış olduğu benzer biçimde ve bel-omurga sağlığınız açısından önemlidir.

Daha çok su için.

Son bir haftada daha çok su içerek kilo düşebilirsiniz. Buna su manipülasyonu da diyebiliriz. Aslına bakarsak, su alımını artıracak ve ondan sonra tartım gününe kadar  su alımı sıfır olana kadar her gün azaltacağız. Vücudun sıvı kaybını arttırmak için tuz ve karbonhidratları da azaltarak bu süreç bir arada takip edilmelidir. Daha çok su içmek kilo düşmek için güvenli bir yoldur. Isı çarpması riski daha azdır, kas doku hasarınızı ve kas krampınızı azaltabilir. Vücudunuz işin çoğunu kendisi yapacağı için sauna eşofmanlara vb. gerek kalmamıştır, bu size büyük oranda enerji kazandırır. Yanlış yapılması durumunda tehlikeli olabilir. Büyük oranda su içtiğinizde hiponatremi ortaya çıkabilir. Bir öteki dezavantajı ise sizi son yedi gün antrenmanlardan uzaklaştırabilir.

● 1.gün – 7 litre civarı su için, tuzu azaltın, karbonhidratı azaltın,
● 2.gün – 3-4 litre civarı su için, tuzu daha azaltın, düşük karbonhidrat,
● 3.gün – 3-4 litre civarı su için, tuzu kati, düşük karbonhidrat,
● 4.gün – 2 litre civarı su için, tuz almayın, düşük karbonhidrat,
● 5.gün – 1 litre civarı su için, tuz almayın, düşük karbonhidrat,
● Tartı günü – Tartıya 24 saat kala su içmeyi bırakın, ihtiyacınız var ise saunaya girin, kendinizi yoracak egzersizler yapmayın.

 Bu sürede vitamin ve mineral seviyelerinizi yüksek tutun, gerekirse takviye kullanın.

Tartı aşamasını başarıyla geçebildiyseniz otuz dakika aralıklarla yiyecek ufak porsiyonlar halinde birkaç öğün yiyerek kan şekeri seviyenizi ansızın yükselmesini engellemelisiniz. Acele enerji verecek ve süratli sindirilen makarna vb. benzer biçimde karbonhidratlar tüketebilirsiniz. Sporcular çoğu zaman muz yemeyi tercih ederler. Mineralli sporcu içeceklerinden tüketebilirsiniz(enerji içeceği değil!).Yiyecekte olduğu benzer biçimde suyu da birden yüklenerek değil yavaş yavaş aralıklı olarak içmelisiniz.

30 Mayıs 2021
Okunma
bosluk

Bilim İnsanları Vücudumuzda Yeni Bir Mikro Organ Keşfettiler!

Bilim İnsanları Vücudumuzda Yeni Bir Mikro Organ Keşfettiler!

İnsan vücudunun bağışıklık sistemi için oldukca mühim etkiye haiz olan bir mikro-organın varlığından yeni haberimiz oldu. Bu organ, vücudunuzun çeşitli bölgelerinde bulunan lenf bezlerinin üzerini ince bir zar şeklinde örtüyor. Gelin iyi mi çalıştığına hep beraber bakalım.

Bazı bulaşıcı hastalıkları bir defadan fazla geçirmediğimize dair ilk bulgulara, bundan 2400 yıl ilkin rastlanıldı. Bu etkiyi, yaşamımızın devamlılığı için koşul olan bağışıklık sistemimize borçluyuz. İnsan vücudu hala aydınlatılamayan o denli oldukça gizemle dolu ki, bağışıklık sistemimiz için kilit rol oynayan bir mikro-organın varlığından hemen hemen haberimiz oldu.

Avustralya’nın Garvan Enstitüsü’nde meydana getirilen araştırmanın liderlerinden olan Dr. Tri Phan, “Aşıların iyi mi yapılması gerektiği mevzusunda uzun süreden beri çalışıyoruz, sadece bağışıklık sisteminin bazı hastalıkları iyi mi hatırlamış olduğu mevzusuna fazlaca fazla değinmemiştik” dedi.

Bir enfeksiyon bedenimize bulaştığı vakit bağışıklık sistemi hücreleri, bu istilacı enfeksiyon virüslerine karşı antikor üretirler. Enfeksiyona karşı üretilen işe yarar antikorların tabiri caizse kodları saklanır, aynı enfeksiyon yeniden vücuda uğradığında bu antikorlar yeniden üretilirler. Böylece enfeksiyon vücuda yayılmadan dışarıya atılmış olur. Aşılar ise uygun antikorların üretimi mevzusunda bağışıklık sistemine ikazlar gönderirler.

Saldırılara karşı en uygun antikoru üretmek için “B” hücreleri görevlidirler. Bu hücrelerin ömrü genel anlamda öbürlerinden oldukca fazlaca uzundur, hatta onlarca yıl süresince yaşayıp, antikor kayıtlarını da saklayabilirler. Asla görmedikleri bir enfeksiyonla ilk kez savaşacaklarında ise plazma hücreleri üretmeleri gerekir. İşte bu aşamada tıbbi ve bilimsel data hemen hemen net bir izahat getiremez. En azından şimdiye kadar öyleydi…

Araştırma ekibinin foton mikroskopları altında yaptıkları araştırmalar, B hücrelerinin bazı destek hücrelerle lenf bezlerindeki bir dokuya giriş yaptıklarını gözlemlediler. Bu hücreler dokudan dışarıya çıktıklarında ise birer plazma hücresine dönüşmüşlerdi. Şu demek oluyor ki vücudunuz o güne kadar asla karşılaşmadığı bir enfeksiyonla karşılaşırsa, lenf bezlerinizin yüzeyinde yer edinen hususi dokuya B hücrelerini gönderiyor, bu doku hücreleri plazma hücrelerine dönüştürüyor.

Kanser hastalarından alınan lenf düğümlerini yakından inceleyen ekip, SPF’nin varlığını kati bir halde kanıtladı. Araştırmacılara gore muhtemelen tüm memelilerde ve kim bilir öteki hayvanların bir kısmında SPF organından var. Bunu netleştirmek için araştırmaların devam etmesi planlanıyor.

SPF, bugüne dek daha ilkin asla farkedilmemişti. Dr. Phan, organın oldukca ince ve geleneksel mikroskoplarla neredeyse görülmez bulunduğunu belirtti. Bu keşfin bizlere anlattığı en mühim mevzu, içimize baktığımız teknolojiler geliştikçe yeni keşiflere imza atmamızın an meselesi olduğudur.

Aslen vücudunuza yeni bir enfeksiyon bulaştığında tüm Hafize B hücreleri plazma hücrelerine dönüşmüyor. Phan’a nazaran meydana getirilen aşılar geliştirildikçe daha çok plazma hücresine dönüşebilen B hücreleri üretmek mümkün olabilecek.

Bağışıklık sistemimiz bir destek almaksızın, bulaşan enfeksiyonla uzun süreler süresince savaşım verirse, biyolojik olarak tükenmeye başlıyor. SPF’nin keşfi ise bilim adamlarına daha efektif aşılar üretme fırsatı sunuyor.

29 Mayıs 2021
Okunma
bosluk

Et Hakkında Bilmeniz Gereken Herşey!

Et Hakkında Bilmeniz Gereken Herşey!

Alabalık, kefal, sazan, yengeç, karides, hamsi şeklinde tatlı su ve deniz balıkları ile yabani tavşan, sülün, keklik, ördek, karaca, geyik benzer biçimde av hayvanları ile kaz, hindi, tavuk, kaz benzer biçimde kümes hayvanları ile domuz, sığır, koyun ve keçi benzer biçimde kasaplık hayvanların yenilebilir olan kas dokularına verilen ada ‘’et’’ denir.

Kaz, ördek, sığır, koyun ve keçi benzer biçimde etlere kırmızı et, süt kuzusu, tavuk, balık ve süt danası benzer biçimde etlere beyaz et denmektedir.

Ete kırmızı olan rengini veren miyoglobindir. Miyoglobin bu rengi yapısındaki demir tuzlarından alır ve bu yüzdende etteki gıda kıymeti farklılık gösterir. Bu duruma gore ise kırmızı et grubu demir açısından oldukça zenginken beyaz etler bu mevzuda oldukça fakirdir.

Kırmızı Et
Kırmızı etlerde yalnız gıda kıymeti yüksek değil bununla beraber da protein açısından da zengindirler. Kırmızı etlerin bileşiminde proteinin yanı sıra su, yağ, bir miktar glikojen, B vitaminleri ve demir vardır.

Kırmızı Etin Kalitesi
Kırmızı etin standardını ve yumuşaklığını belirleyen unsurlar içinde kesilen hayvanın yaşı, beslenme durumu, ırkı kesildikten sonrasında etin bekleme süresi, kesim öncesi hayvanın dinlendirilmesi ve hayvanın bağ dokusu şeklinde unsurlar belirler.

Etlerin pişirilme durumu etlerin kolay ay da zor sindirilmesini belirler. Bu yüzden et pişirilirken bilhassa et çeşidinin yanı sıra etin haiz olduğu bağ dokuya dikkat edilerek pişirilmelidir. Eti fazla pişirmek etin gıda değerinde kayba niçin olur. Bu nedenlerden dolayı eti pişirme yöntemi etin hayvanın hangi bölgesinden olduğu göz önüne alınarak yapılmalıdır.

Kıyma ve haşlama yapımında seçilmesi ihtiyaç duyulan döş, kol, gerdan ya da pençeta kısımları, kuşbaşı için nuar, kontrnua, sokum ve yumurta benzer biçimde kısımlarından seçilmelidir. Antirikot, bonfile ve kontrfile benzer biçimde kısımlar ise pirzola, ızgara ve biftek olarak pişirilmelidir. Bu tür etler devamlı için buzdolabında ya da dipfrizde saklanmalıdır.

Buzdolabında Ve Dondurucuda Saklamak

Etleri Buzdolabında Saklamak: Eti aldığınızda daima için etin daha öncesinden kasaplarda saklandığını aklınızdan çıkartmayın. Et daima kasaplara kesildikten sonrasında 0 ila 1 derecede minimum 24 saat bekletildikten sonrasında gelir.

Et saklamada hatırlamanız ihtiyaç duyulan öteki mühim bir mevzu ise kesilen et ne kadar ufak kesilirse gizleme süresi de o denli azalır. Bu yüzden bilhassa kıymalar buzdolabında bir günden daha çok kesinlikle bekletilmemelidir. Fakat parça etler eğer isterseniz buzdolabında 2 ila 3 gün içinde bekleyebilirler.

Etleri Dondurarak Saklamak: Etleri fazlaca daha uzun bir süre saklamak istiyorsanız pişirilecek olan etler porsiyonlar halinde ayrılıp buz poşeti ya da yağlı kâğıda sarılıp -2 derecede 1 ya da en fazla 2 haftaya kadar buzlukta saklayabilir ya da -18 derecede dipfrizde oldukça uzun bir süre saklayabilirsiniz.

Etleri pişirmek istediğiniz süre 24 saat ilkin etleri +5 derecede olan buzdolabına çözülmesi için koymalısınız. Fakat kesinlikle ihmal etmeyin çözdürmüş olduğunuz etler asla yine dondurulmamalıdır.

28 Mayıs 2021
Okunma
bosluk

Beslenmeni Düzelt, Yüksek Tansiyona Veda Et!

Beslenmeni Düzelt, Yüksek Tansiyona Veda Et!
  1. Vatanımızda her on erişkinden üçünün tansiyonu yüksektir ve yaş ilerledikçe tansiyonu yüksek olan insanların sayısı daha da artar. Bir sayı vermek gerekirse geçen her on yıl, insanların tansiyonda averaj 7 mm yükselmeye niçin olur. Zaman içinde tansiyonun yükselmesi, bir çok şahıs tarafınca yaşın getirmiş olduğu düzgüsel bir netice olarak kabul edilir oysa yüksek gerilim % 95 bir fena beslenme hastalığıdır ve genç yaşından itibaren beslenmesine dikkat eden birinde gerilim yüksekliği ortaya çıkmaz.

Gerilim deyip geçmeyin, kendileri kalp krizi ve nüzul başta olmak suretiyle aorta anevrizması, böbrek yetmezliği, körlük şeklinde pek fazlaca ciddi hastalığın bir numaralı müsebbibidir.

Tıp fakültesinde bizlere, tüm gerilim yüksekliklerinin % 95’inin esansiyel olduğu, doğrusu “sebebinin tam olarak bilinmediği” öğretildi. Hasta “Tabip bey, tansiyonum niçin yüksek?” diye sorduğunda ellerimizi iki yana açar, boynumuzu büküp “Sebebi bilinmiyor” derdik. Son yirmi yılda meydana getirilen emekler tansiyonun en büyük sebebinin hayvansal besinler ve yağ bulunduğunu gösterdi. Amazon ormanlarında yaşayan ve bitkisel ağırlıklı beslenen Tsimane yerlilerinde hipertansiyon ve damar sertliği olmadığını gösteren ilk araştırma 2009 senesinde gösterildi. Köylerde yaşayan yerliler takibe alınıyor ve görülüyor ki on binlerce yıl önceki atalarımız şeklinde bitkisel ağırlıklı bir beslenme rejimi tatbik eden, mısır, pirinç, balık ağırlıklı beslenen yerlilerde yüksek gerilim hastalığı yok denecek kadar azca. 100 Tsimane yerlisinin bir tek üçünde gerilim yüksekliği varken batı seçimi beslenen 100 kişinin otuz dördünde gerilim yüksekliği görülüyor.

Tansiyonun niçin yüksek bulunduğunu soran hastalarıma bugün şu cevabı veriyorum: “Tansiyonunuzun yüksek olmasının sebebi et, tavuk eti, peynir, yoğurt, yumurta ve yağdır” ve sonrasında devam ediyorum: “Eğer benim önerdiğim şekilde beslenirseniz bir kaç aya kalmadan tansiyonunuz düşme eğilimine girer.” Gerilim sorununuz yeni başladıysa, mesela 5 yıldan kısa bir süredir ilaç kullanıyorsanız benim önerdiğim rejimle (doğal doktorunuza danışarak) ilaçtan tamamıyla kurtulabilirsiniz, oldukca eskilere dayanan bir gerilim sorununuz var ise ilaçlarınızın miktarı ve dozunu yarı yarıya azaltabilirsiniz. Denemeye kıymet diyorsanız;

1-Bir aylık bir süre için tüm hayvansal gıdaları (et, süt, yoğurt, peynir, tavuk, balık vb) kati,

2-Yemeklerinize yağ koymayın, haşlama yada fırında pişirin.

3-Tuz miktarını yarı yarıya azaltın

4-Şeker kullanmayın, tatlı yemeyin.

Süre tamamlanmadan kilo verecek, tansiyonunuz düşme eğilimine girdiğini görmüş olacaksınız. Uygulaması zor bir rejim bulunduğunu kabul ediyorum. Ben et yemeden, peynir yemeden duramam diyorsanız meydana getirecek bir şey yok, o vakit ilaç kullanacaksınız. İlaçların sizi gerilim hastalığının tüm negatif etkilerinden korumayacağını bilin.

Kanada McMaster Üniversitesi’nde meydana getirilen bir emek verme (Circulation Ağustos 2012) meyve sebze ağırlıklı bitkisel bir rejim tatbik eden kişilerin tertipli ilaç kullanan sadece rejim yapmayanlara nazaran daha sıhhatli ve daha uzun yaşadıklarını gösterdi. 55 yaşın üstünde 30 bin hasta üstünde meydana getirilen çalışmada hastalar iki gruba ayrılıyor:

1-Tansiyonu için bitkisel ağırlıklı beslenmeye geçenler.

2-Tansiyonu için rejim yapmayıp ilaç kullananlar.

İki grubun kıyaslanması hayvansal gıdaları kesenlerde felce bağlı ölümlerde % 35, yeni kalp krizi gelişiminde %14, kalp yetmezliği gelişiminde % 28 azalma bulunduğunu gösterdi. Sıhhatli rejim yapmayanlarda ilaçlarını tertipli almalarına karşın nüzul ve kalp krizi oranı belirgin olarak daha yüksek bulunmuş oldu.

Emek harcamayı yürüten doktorlardan Dr. Dehghan kalp hastalarının ilaçlarını tertipli alarak riskten kurtulabileceklerini sandıklarını bunun da onların iyi bir rejim yapmalarını önlediğini söylüyor. “Doktorların diyetin önemi mevzusunda hastalarını daha iyi bilgilendirmeleri icap ettiğini” ekliyor. “Bilhassa yaşlı hastalar bir yaştan sonrasında diyetin fazla bir şeyi değiştirmeyeceğini düşünüyorlar. Oysa bu emek verme 55 yaşından sonrasında meydana getirilen rejim değişikliğinin bile sıhhatli ömrü uzattığını açık olarak gösteriyor” diyor.

27 Mayıs 2021
Okunma
bosluk

By Pass Ameliyatı Nedir? Hangi Durumlarda Uygulanır?

By Pass Ameliyatı Nedir? Hangi Durumlarda Uygulanır?

1- Koroner bypass ameliyatı nedir, kimlere uygulanır?

Kalbimizin kendi gereksinim duyan kanı “koroner arter” isminde olan atardamarlar getirir. Bu damarlarda, süre içinde daralma ve tıkanmalar görülebilir. Bunun sonucunda; kalp yeterince beslenemeyip, görevlerini tam anlamıyla yapması imkansız hale gelebilir. Bu kişilerde göğüs ağrısı yada kalp krizi riski ortaya çıkar. Bu aşamada tıkanan kalp damarlarının yerine yeni damarlatakılması işlemine “Koroner bypass ameliyatı”denir.”

2- Bypass ameliyatı iyi mi yapılır?

Kalp damar tıkanıklarında söz mevzusu olan ” Aorta koroner bypass” operasyonudur. Bu operasyon “çalışan” yada “durdurulmuş” kalpte yapılabilir. ” Çalışan kalpte bypass” bir dönem yaygın uygulama alanı bulmuştur; sadece günümüzde bazı hususi durumlarda tercih edilen bir yöntemdir. Daha yaygın olarak uygulanan “durdurulmuş kalpte bypass” ise, vücuttaki dolaşımın bir akciğer-kalp pompası ile sürdürülüp, kalbi tamamen durdurduktan sonrasında, kalpteki tıkalı damarlara ” bypass” (köprüleme) yapılmasıdır. Bu amaçla, bacak toplardamarı (USM), ön kol arteri (RA), göğüs arteri (İTA), benzer biçimde vücuttan alınan damarlar kullanılabilir. Bu damarlardan alınan kafi uzunluktaki parçalar ile kalpten çıkan büyük damarla (aorta), koroner arterdeki tıkanıklığın ötesindeki damarlara köprüleme yapılarak, bu damarların beslediği kalp krizi bölgelerine kafi kan akımı sağlanır.

3- Bypass için alınan bu damarların kullanılması bir mesele yaratır mı?

Bu damarlar, işlevsel olarak yedekli bir sistemin parçası dahilinde çalıştıklarından, bulunmaları ihtiyaç duyulan orijinal yerden alınıp, kalpte kullanılmaları herhangi bir fonksiyon eksikliğine niçin olmaz.

4- Bypass riskli bir ameliyat mıdır?

Bypass operasyonunda değişik risk faktörleri vardır. Bunlar şu şekilde sıralanabilir;

  • Hastanın yaşı,
  • Hastanın cinsiyeti,
  • Mevcut damar tıkanıklıklarından şu demek oluyor ki hastanın daha ilkin geçirilmiş enfarktüs yada kalp kasının çalışmamasından dolayı kalp kasında güç kaybı olup olmaması,
  • Hastanın kalp kapaklarında ek bir hastalık olup olmaması,
  • Hastada dolaşım sistemi haricindeki öteki sistemlere ilişik bir fonksiyon kaybı olup, olmaması önemlidir.

5- Bypass hangi durumlarda yapılır?

Bypass operasyonu;

  • Birden fazla koroner damarın, ameliyatsız yöntemlerle (balon-stent) açılamadığı durumlarda,
  • Bir yada daha çok damarın, daha ilkin ameliyatsız yöntemlerle açılmış olmakla beraber tekrardan tıkandığı durumlarda,
  • Kalp kapak operasyonu gerektiren durumlarda bir yada daha çok koroner arterin hastalığında yapılması gereklidir.

6- Bypass ameliyatından sonrasında hastalar nelere dikkat etmelidir?

Bu tür bir operasyondan sonrasında hastanın daha önceki yaşam tarzını büyük seviyede değiştirmesi gereklidir. Yeme içme düzeni, ilaç kullanımı, gezi programı, spor aktiviteleri ve günlük yaşam mevzusunda doktorun tavsiyeleri doğrultusunda hareket edilmelidir.

7-Bypass ameliyatından sonrasında rejim mühim midir?

Operasyon geçiren şahıs beslenme alışkanlıkları için yeni bir seviye edinmeli, kalp sağlığını koruyucu bir rejim tipine uyum sağlamalıdır. Hastaya mümkünse beslenme ve rejim uzmanından yardım alması önerilir.

8- Bypass kişide ruhsal bozukluk yaratır mı?

Ameliyat sonrasında hastanın yaşamındaki bu köklü değişimler pek oldukça hasta tarafınca rahatça tolere edilse de, kimi zaman mühim ruhsal sıkıntılara yol açabilir. Bu durumda ruhsal yardım gerekebilir.

9- Bypass geçiren kişinin cinsel yaşamı negatif etkileniyor mu?

Bu tür bir operasyon geçirenlerde kuşkusuz cinsel yaşam da mühim seviyede etkilenir. Sadece bu durumdaki hastaların ileri yaş grubunda olmaları, bu durumu nispeten hafifletmektedir. Genç gruptaki hastaların ise; bu durumu şiddetlendirecek bazı ilaçların kullanımından mümkün olabildiğince kaçınması, kardiyolog ve kalp cerrahlarınca itina gösterilen bir mevzudur. Ek olarak bu durumdaki hastalarda “erektil disfonksiyon” bozukluğunda kullanılan bazı ilaçların oldukça riskli olduğu, bazı durumlarda ölümcül sonuçlara niçin olabileceği açıkça ifade edilmelidir.

Koroner Arter Hastalığındaki Risk Faktörleri

Değiştirilemeyecek risk faktörleri
• Yaşın ileri olması (Erkeklerde 45, hanımlarda 55 yaş üstü ve postmenapozal şu demek oluyor ki adetten kesilme sonrası dönemde olmak)
• Cinsiyet (Daha fazlaca erkeklerde görülür)
• Kalıtım (Ailede bu hastalığın bulunması)
• Değiştirilebilir (önlenebilir) risk faktörleri
• Sigara kullanımı
• Hipertansiyon (Kan basıncının 140 / 90 mmHg’dan yüksek olması)
• Diabet
• Stres
• Kandaki kolesterol seviyesinin yüksek olması
• Öteki risk faktörleri
• Şişmanlık, aşırı kiloluluk
• Hareketsiz yaşam
• Gut hastalığı
• Aşırı alkol ve kahve tüketimi
• Hiperkalsemi (kan kalsiyum düzeyinin yüksek olması)
• Hanımefendiler için oral kontraseptif (doğum denetim hapı) kullanımı
• Koroner arter hastalığından korunma yolları nedir?
• Sigara içilmemelidir, sigara en mühim risk faktörlerinden biridir.
• Alkol ve kahve kullanımı azaltılmalıdır.
• Yüksek kolestrol düzeyieri rejimle yada ilaç tedavisi ile düzgüsel düzeylere çekilmelidir.
• Tertipli yürüyüş ve egzersiz yapılmalıdır.
• Fazla kilolardan kaçınılmalı, boya bakılırsa uygun olan kiloya inilmelidir.
• Eğer yüksek gerilim yada şeker hastalığınız var ise bunların rejim ve ilaçla denetim altına alınması önemlidir.
• Ek olarak stresli yaşantıdan da uzak durulmalıdır.

Koroner arter hastalığının emareleri nedir?
• Hastalığın erken evresinde, koroner damarlarda hemen hemen ileri darlık oluşmamışken, hiçbir bulgu olmayabilir.
• Göğüs ağrısı (sol omuz ve sol kola yayılabilir) Bu ağrı çoğunlukla egzersiz ile ilgilidir. Bilhassa yokuş yada merdiven çıkarken yada yiyecek sonrasında göğüs kemiği üstünde, çoğunlukla sol kola ve çeneye yayılan sıkıştırıcı tarzda bir ağrıdır. Değişik şekillerde de ortaya çıkabilir. Dinlenmekle 5-10 dakikada geçer.
• Egzersiz kapasitesinin kısıtlanması, acele yorulma
• Eforla gelen nefes darlığı
• Senkop (bayılma)
• Ani ölüm
• Kimi zaman koroner arter hastalığının emare vermeyebileceği yada ilk emaresinin miyokard enfaktüsü olabileceği de unutulmamalıdır.

Koroner Arter Hastalığının Tedavisi 
Tedavide ilaçlar, by-pass cerrahi ve perkütan müdahale (balon, stent) kullanılmaktadır. Hangi tedavi yönteminin uygulanacağı sonucu; meydana getirilen tetkikler sonrasında birçok değişken (hastalıklı damar sayısı, damardaki darlığın derecesi, kalp kasının kasılma gücü, hastanın ilaç tedavisine yanıtı, hastanın yaşı vb) göz önünde bulundurularak, uzman hekimlerce değerlendirilerek verilmektedir. Bu yüzden her hasta için tedavi, o hastanın hususi şartlarına gore oluşturulmaktadır.
Koroner arter hastalığında kullanılan ilaçlar, koroner arterlerin genişletilerek yada kalbin oksijen ihtiyacının azaltılarak anjina pektoris ataklarının önlenmesine yöneliktir. Ek olarak kanı sulandıran ve pıhtı oluşumunu engellemiş olan ilaçlar (aspirin vb) enfarktüs geçirme riskini azaltmaktadır. Göğüs ağrısını başlatabilecek efordan 5 dakika ilkin alınan dil altı damar genişletici ilaçlar, ağrının ortaya çıkmasını engelleyebilir yada mevcut bir ağrı atağını sonlandırabilir.

Miyokard Enfarktüsü (Kalp Krizi) 
Koroner arterlerdeki daralmanın bir pıhtı ile tamamen tıkanması sonucunda bu damarın beslediği bölgenin beslenememesine bağlı kalp kasında (miyokard) doku ölümü meydana gelmesidir. Miyokard enfarktüsündeki ağrı daha şiddetli ve uzun sürelidir. Egzersiz ile ilgili değildir. Bu ölü doku kalbin pompa fonksiyonunu negatif etkileyeceğinden kalp yeterince kan pompalayamayabilir ve kalp yetmezliği oluşabilir. Ek olarak miyokard enfaktüsü hastanın yaşamını da tehlikeye atabilir. Koroner kalp hastalığında bu safhalara gelinmemesi için zamanında teşhis konulup tedavi edilmelidir.

Koroner Bypass Ameliyatı
Kalbin kendi damarlarındaki (koroner arterler) daralmanın ilerisine vücudun başka yerlerinden alınan damarlarla damar köprüleri oluşturma işlemine “koroner by-pass ameliyatı” adı verilir.
Koroner arter by-pass ameliyatında sık kullanılan damarlar:
• Bacak toplardamarı (safen ven)
• Göğüs ön duvarını besleyen atardamar (internal Mamarian Arter, IMA)
• Kol atardamarı (radyal arter) olabilir.

Bunların seçimi, hastadan hastaya değişkenlik gösterir. Genel anlamda atardamarların uzun dönemde açık kalma şansı toplardamarlara oranla daha yüksektir. Koroner arter by-pass ameliyatları değişik tekniklerle yapılabilmektedir.

Günümüzün çağıl ameliyat tekniği ve teknolojisi yardımıyla hastalar, açık kalp ameliyatından fazlaca kısa bir süre sonrasında (ortalama 5 gün) hastaneden taburcu olabilirler. Ev içi aktiviteleri ve masa başı iş aktivitelerini rahatça yapabilirler. 4-6 hafta içinde, hiçbir engelleme olmadan (otomobil kullanmak ve cinsel yaşam dahil) düzgüsel yaşamlarına dönebilirler.

Koroner bypass cerrahisinin uzun dönem neticeleri da başarılıdır. Hastaların büyük bir çoğunluğu; ağrı ve nefes darlığı şikayetlerinin tamamen geçmiş olduğu, gerek iş yaşamlarında gerekse hususi yaşamlarında performanslarının arttığını ifade etmektedir. Hastaların ufak bir bölümünde ise, 10 yıl yada daha uzun süre içinde ameliyat tekrarı gerekebilmektedir.

Koroner bypass ameliyatı, sebepleri değil neticeleri ortadan kaldıran bir işlemdir. Hastaların değiştirilebilen risk faktörleri, denetim altında tutularak yine problemlerle karşı karşıya gelme olasılıkları azaltılır. Yeni damarların ömrünü uzatmak amacıyla sigara, yüksek kolesterol, yüksek gerilim, stresli yaşam ve kontrolsüz şeker hastalığı benzer biçimde risk faktörlerinin ortadan kaldırılması, uygun rejim ve ilaç tedavisinin önemi büyüktür. Bu önlemler, ameliyatın uzun dönem neticelerini iyileştirir ve başarısını artırır.

26 Mayıs 2021
Okunma
bosluk

Uygun Nabız Hızı Ne Kadar Olmalıdır?

Uygun Nabız Hızı Ne Kadar Olmalıdır?

Her insanoğlunun nabza iyi mi bakılacağını bilmesi, ara sıra nabzını sayması gerekir. Sağ elinizin parmak uçlarını, tercihen üç parmağınızı,  sol bileğinizin iç yüzüne, başparmağınız hizasına yerleştirerek kalp atışlarınızı hissedebilir, nabzınızı sayabilirsiniz.

Bu sırada bir taraftan saniyeli bir saate bakıp 15 saniye süresince kalbinizin atışını sayıp dörtle çarparak yada daha iyisi bir dakika süresince nabzınızı sayarak dakikadaki atış sayısını bulabilirsiniz. Nabza bakmanın öteki yolu boyundaki şah damarının atımlarını saymaktır. Gene üç parmağınızı boyun şah damarınızın üstüne yerleştirerek kalp atışlarınızı hisseder, saatinize bakarak dakikada kaç attığını sayabilir, tertipli olup olmadığını denetim edebilirsiniz.

Nabza bakarken nelere dikkat edeceğiz?

1-Kalp atımlarının ele geliş şekli önemlidir. Sıhhatli bir kişide vuruşlar ele dolgun ve tertipli gelir. Şişmanlarda ve düşük tansiyonlularda birazcık daha zayıf hissedilebilir.

2-Kalp atışlarının elimize hep aynı ritimde ve düzende gelmesi gerekir. Nabza dikkat ederek halk içinde “tekleme” denilen, biz doktorların ekstrasistol dediğimiz anormal kalp atımlarını yakalayabilirsiniz.

3-Nabıza bakarak Atrial fibrilasyon dediğimiz tamamen düzensiz atımlarla kendini gösteren mühim bir rahatsızlığı erken dönemde yakalayabilirsiniz.

İdeal Kalp Hızı Kaç Olmalıdır?

Her insanoğlunun kalp hızı farklıdır. Gövde hareketleri (koşma, adım atma), duygusal durumumuz (üzüntü, kaygı, mutluluk), karnımızın aç tok olması yada havadaki ısı benzer biçimde pek oldukca unsur kalp hızımızı etkisinde bırakır. Kalbin dakikada 60-100 içinde atmasını düzgüsel kabul ediyoruz. Uzun seneler spor icra eden kişilerde düzgüsel kalp atış hızı 50’ye, hatta 40’a kadar inebilir. Bunun sebebi spor halletmeye bağlı olarak kalp kaslarının güçlenmesi ve her seferinde daha çok kan pompalayabilmesidir. Meşhur bisiklet yarışçısı Lance Armstrong’un kalbinin istirahat esnasında dakikada 32 attığı bildirilmiştir. Eğer spor yapıyorsanız ve hiçbir şikâyetiniz olmadan kalbiniz düşük bir hızla atıyorsa oldukca üstünde durmayın. Beraber halsizlik, baş dönmesi, bayılma benzer biçimde şikâyetler var ise kesinlikle bir doktora görünün.

60-100 içinde atan kalp hızın düzgüsel bulunduğunu söylesem de şunu da ilave etmek zorundayım: “kalp hızınız ne kadar düşükse o denli iyidir.” Aynı düşük tansiyonu sevmemiz benzer biçimde kalp hızının düşük olması da hoşumuza gider. Mesela; kalp hızı dakikada 70 atanların sıhhat açısından kalp hızı dakikada 80 atanlardan daha avantajlı bulunduğunu söyleyebilirim. Kalbin süratli atmasının kalp krizi, nüzul ve ölüm riskini artırdığı gösterilmiştir. Norveç kaynaklı bir çalışmada istirahat nabzındaki her 10 atımlık artışın kalp krizi riskini hanımlarda % 18, erkeklerde % 10 artırdığı gösterilmiştir. 50 yaş üstündeki hanımlarda nabzın 76 ve üstünde olması ölüm riskini yüzde 26 artırmaktadır.

Kalbiniz süratli atıyorsa?

Derhal şu anda saate bakıp nabzınızı sayın, istirahat halinde olmanıza karşın nabzınız dakikada 76’nın üstünde ise uzun solukta kalbinizin hızını düşürmek için bir şeyler yapmanızda yarar var anlamına gelir. Nabzı düşürmenin en kolay ve güvenilir yolu tertipli spor yapmaktır. Yarından itibaren tertipli ve tempolu yürüyüşler halletmeye başlayın, kalbinizle bir sorununuz yoksa koşun. Kısa sürede bir netice beklemeyin fakat aylar içinde nabız sayınızın daha aşağılara inecektir.

Bu bilgilerin ışığında şunu söyleyebilirim: bir rahatsızlığa bağlı olmadan kalbiniz 50-70 içinde atıyorsa fazlaca iyi, 70-85 içinde atıyorsa orta, 85 üstünde atıyorsa yüksek nabız olduğundan bahsedebiliriz. Geçici bir telaş, stres, üzüntü, gerginlik bu şekilde bir artışa niçin olduysa sorun yok, bir süre sonrasında nabzınız yine eski hızına inecektir. Eğer sürekli olarak yüksek çıkıyorsa o vakit nedenini bulup tedbir almak gerekir.

25 Mayıs 2021
Okunma
bosluk

Kalp Hastalıkları Facebook Grubumuz kuruldu.

Kalp Hastalıkları Facebook Grubumuz kuruldu.

merhaba değerli dostlarımız. facebook grubumuz kuruldu. Artık facebook grubumuzda da doktorlarımızla direkt temasa geçebilirsiniz.

 

https://www.facebook.com/groups/465244880295270/

24 Mayıs 2021
Okunma
bosluk

Göbek Yağları Kalp Hastalıklarına Davetiye Çıkarıyor!

Göbek Yağları Kalp Hastalıklarına Davetiye Çıkarıyor!

Kişiyi obeziteye götürmüş olan ve göbekte başlamış olan yağlanma, vücuttaki tüm hastalıkların başlangıç noktası kabul ediliyor. Zira, pek oldukca hastalık, göbek yağlanması ve aşırı kiloluluk sonucu ortaya çıkıyor.

Besin çeşitliliğinin sıhhatli beslenme için mühim olduğu düşüncesiyle her besinden bolca oranda yiyecek, kişiye yarar yerine zarar getirebiliyor. Bunun için kişiye uygun beslenme tarzının benimsenmesi altın kaide olarak gösteriliyor. Memorial Şişli Hastanesi Kardiyoloji Kısmı’nden Doç. Dr. Kani Gemici, kişiye hususi sıhhatli beslenmenin ideal kiloda olmak kadar kalp hastalığından korunmada da mühim rol oynadığını söylemiş oldu.

Hipertansiyon, kalp hastalıkları, metabolik hastalıklar, insülin direnci, diyabet, ortopedik problemler, diz ve eklem hastalıkları, bel fıtıkları ve kanserin aşırı kilo sonucu ortaya çıkan başlıca sıhhat sorunları bulunduğunu vurgulayan Gemici, “Bel çevrenizle göğüs çevreniz eşitse kilo sorununuz adım atmıştır. Bel çevresinin hanımlarda 83, erkeklerde ise 92 santimetreyi geçmesi aşırı kiloluluğun işaretidir” dedi.

Sıhhatli bir kalp için yanlış beslenme alışkanlıklarının değiştirilmesi icap ettiğinin altını çizen Doç. Gemici, şu detayları verdi: “Sağlıksız gıdalar tüketen çocuklar, ileri yaşta bilgisayar başlangıcında devamlı yiyecek yiyen insanoğlu haline geliyor. Bilhassa atıştırmalık olarak yenilen katkı maddesi ve yağ oranı yüksek yiyecekler, evlatların erişkin çağlarında ciddi kilo sorunları yaşamalarına ve metabolizmanın bozulmasına niçin olmaktadır. Bu yüzden sorunlara erken yaşta müdahale edilmelidir.

TIKA BASA DEĞİL TADIMLIK YİYİN
Acıkmadan yiyecek, 5-6 çeşit yemekle tabağı doldurmak, her sebzeden ve meyveden bolca oranda yiyecek sıhhat açısından zararlıdır. Şundan dolayı her besin her insanoğlunun yapısına uygun değildir. Sebze ve meyvelerin her çeşidi tadımlık olarak tüketilebilir; sadece hepsinden bolca oranda yenilecek diye bir kaide yoktur.

RAHATSIZLIK VEREN BESİNLERİ TÜKETMEYİ BIRAKIN
Coğrafi durumlar, yaş grupları, genetik yapılar, kan grupları beslenme şekillerinin oluşturulmasında mühim kriterlerdir. Mesela; çölde yaşayan bir şahıs için kim bilir en uygun olan et deve etidir, balık da deniz kenarında oturanlar için en sıhhatli besindir. Oldukça sıhhatli bir gıda olan domates, bazıları için hastalık vericidir ya da yoğurt bazılarında sindirim sistemi problemlerine yol açabilir. Şahıs, almış olduğu bir gıdaya vücudunun verdiği tepkiyi rahatça ölçebilir; yaptırdığı testlerle beraber iyi bir gözlemle, kendisi için en sıhhatli olan beslenme şeklini belirleyebilir.

TÜM MEYVELERİN SUYUNU BİR BARDAKTA TOPLAMAYIN
Karışık meyve suyu adı altında, birkaç çeşit meyveyi bir araya getirerek suyunu sıkıp içmek de vücuda yarar yerine zarar getirir. Şundan dolayı çeşitli meyvelerden oluşan karışım, mide ve bağırsak sistemi açısından negatif tesir yapabilir. Meyve suyu tüketiminin haricinde, birkaç çeşit meyvenin bir arada yenilmesi de doğru değildir. Şahıs, hangi meyveyi yediğinde ya da hangi meyvenin suyunu içtiğinde kendini iyi hissediyor, ferahlıyor ve herhangi bir problem yaşamıyorsa onu tüketmelidir.

SAHANDA YUMURTAYI SADE YİYİN
Beslenmede et ne olursa olsun olmalıdır. Sadece et tüketirken sıhhatli olmasının yanında, şahıs için uygun olan et türünün tercih edilmesi de önemlidir. Yararlı ızgara tabağı adı altında karışık et tüketimi de, sıhhat açısından kabul edilemez bir beslenme şeklidir. Vücut bir süre sonrasında bu yanlış beslenmeye teslim olsa da bunun getirmiş olduğu sıhhat sorunları yaşamın bir döneminde ortaya çıkacaktır. Bunun için bilhassa etle ekmek bir arada yenmemeli, peynirli ve sucuklu yumurta şeklinde menüler sofrada asla bulunmamalıdır. Eğer sahanda yumurta yenilecekse, haftada 1-2 kez kaliteli bir tereyağında mütevazi olarak tüketilebilir.”

22 Mayıs 2021
Okunma
bosluk

Dehidrasyon nedir? Ne değildir? Kalp üzerinde etkisi var mıdır?What is dehidration?

Dehidrasyon nedir? Ne değildir? Kalp üzerinde etkisi var mıdır?What is dehidration?
dehidration-hamilyon.com

dehidration-hamilyon.com

Dehidrasyon nedir? Ne değildir? Kalp üzerinde etkisi var mıdır?

 

yetişkinlerde dehidrasyon

 

Dehidrasyon vücudun sıvı kaybetmesi ile meydana gelir. Genellikle bu sıvı sudur. Dehidrasyon ile, içtiğimiz sudan daha fazlası hücrelerimizden hareket ve hücre dışına çıkar.

İnsan vücudu her gün su kaybeder. Bu su kaybı gerek nefes alırken, gerek terleyerek, gerek idrar yaparak gerekse gözyaşlarımızla oluşur. Bu su ile birlikte bir miktar tuz vücuttan ayrılır.

Eğer bizim vücudumuz haddinden fazla su kaybederse, vücudumuz dengesiz olur ya da dehidrasyon olayı gerçekleşir. Bir çok dehidrasyon oluşumu vücudun kuvvetsiz kalmasına ve dengesiz kalmasına sebep olur ve ölüme bile sebebiyet verebilir.

 

yetişkinlerde dehdirasyonun sebebleri nedir?

 

Aşağıdaki durumlar vücutta hızlı ve devamlı sıvı kaybına sebep olur ve dehidrasyona yol açar.

 

  • Çok fazla egzersiz yapmak,
  • Kusma, enfeksiyon dolayısı ile fazla idrar yapma,
  • Diabet gibi hastalıklar
  • Uygun su ve yemek yiyememek (Engelli insanların ya da çocukların yaşadığı problemler)
  • İçmek için durumu olmamak.
  • Güvenli olmayan suya ulaşmak,
  • Vücutta yanık vb. gibi güvenli olmayan yaralar.

Yetişkinlerde dehidrasyon belirtileri nelerdir?

Küçük ya da çok şiddetli dehidratasyon aralığının belirtileri ve bulguları aşağıdaki gibidir:

Artan susuzluk
Ağız kuruluğu
Zayıflık
Baş dönmesi
Çarpıntı (kalp atlama veya vurma bu duygu)
Karışıklık
Uyuşukluk, hatta bayılma
Ter yetersizlik
Azalmış idrar çıkışı: idrar rengi dehidrasyonu gösterebilir. Idrar konsantre ve derin sarı veya normal sarı ise, vücut susuz olabilir.

 Aşağıdakilerden herhangi bir belirtiyi göstermesi durumunda bir doktora danışın:

Bir gün veya fazla süren kusma veya sabit kusma dehidrasyona sebebiyet verebilir.
Sıcaklık düşürücü önlemler ve ilaç ile yerleşmek değildir 38C üzerinde Sıcaklık
Fİkigünden fazla süren ishal,
Açıklanamayan kilo kaybı
Azalmış idrar üretimi,

Bu durumlarda ortaya çıkarsa acil tıbbi yardım alın:

39 Santigrat dereceden fazla vücut sıcaklığı,
Karışıklık
Uyuşukluk
Baş ağrısı
Nöbetler
Nefes darlığı
Göğüs ya da karın ağrısı
Bayılma
Son 12 saat içinde idrar yapmama,

Testler

Doktor muayenede basit testler gerçekleştirmek için laboratuvara kan veya idrar örnekleri gönderebilir. Testler ve muayene sayesinde, doktor su kaybına yol açan altta yatan neden ya da nedenleri belirlemek için çalışır.

 

Dehydration in adults English Version

Dehydration in adults overview

Dehydration is a condition that occurs when the loss of body fluids, mostly water, exceeds the amount that is taken in. With dehydration, more water is moving out of our cells and then out of our bodies than the amount of water we take in through drinking.

We lose water every day in the form of water vapour in the breath we exhale and as water in our sweat, urine, and stool. Along with the water, small amounts of salts are also lost.

When we lose too much water, our bodies may become out of balance or dehydrated. Severe dehydration can lead to death.

Causes of dehydration in adults

Many conditions may cause rapid and continued fluid losses and lead to dehydration:

  • High temperature, heat exposure, and too much exercise
  • Vomiting, diarrhoea and increased urination due to infection
  • Diseases such as diabetes
  • The inability to seek appropriate water and food (an infant or disabled person, for example)
  • An impaired ability to drink (someone in a coma or on a ventilator, or a sick infant who cannot suck on a bottle are common examples)
  • No access to safe drinking water
  • Significant injuries to skin, such as burns or mouth sores, or severe skin diseases or infections (water is lost through the damaged skin)

Symptoms of dehydration in adults

The signs and symptoms of dehydration range from minor to severe.

  • Increased thirst
  • Dry mouth
  • Weakness
  • Dizziness
  • Palpitations (feeling that the heart is jumping or pounding)
  • Confusion
  • Sluggishness, even fainting
  • Inability to sweat
  • Decreased urine output: urine colour may indicate dehydration. If urine is concentrated and deeply yellow or amber, you may be dehydrated.

 

When to seek medical care

Seek medical advice if the person experiences any of the following:

  • Increased or constant vomiting for more than a day
  • Temperature over 38C (101F) that doesn’t settle with temperature-lowering measures and medication
  • Diarrhoea for more than two days
  • Unexplained weight loss
  • Decreased urine production

Seek urgent medical advice if these situations occur:

  • Temperature higher than 39C (103F) that doesn’t settle with temperature-lowering measures and medication
  • Confusion
  • Lethargy
  • Headache
  • Seizures
  • Difficulty breathing
  • Chest or abdominal pains
  • Fainting
  • No urine in the last 12 hours

 

Examinations and tests

The doctor may perform a variety of simple tests at the examination and send blood or urine samples to the laboratory. Through tests and examination, the doctor will try to identify the underlying cause or causes that led to the dehydration:

Vital signs

  • High temperature, increased heart rate, decreased blood pressure, and faster breathing are signs of potential dehydration and other illnesses.
  • Taking the pulse and blood pressure while the person is lying down and then after standing up for one minute can help determine the degree of dehydration. Normally, when you have been lying down and then stand up, there is a small drop in blood pressure for a few seconds. The heart rate speeds up, and blood pressure goes back to normal. However, when there is not enough fluid in the blood because of dehydration and the heart rate speeds up, not enough blood is getting to the brain. The brain senses this condition. The heart beats faster, and if you are dehydrated, you feel dizzy and faint after standing up.
21 Mayıs 2021
Okunma
bosluk

Bu Metodla Nasıl Yağ Yaktığınıza İnanamayacaksınız!

Bu Metodla Nasıl Yağ Yaktığınıza İnanamayacaksınız!

Tabata antrenmanı, bir öteki ismiyle Tabata protokolü, adını 1996 senesinde sporcular üstünde araştırma meydana getiren Izumi Tabata’dan almıştır.

Tabata bu araştırmada bisikletçileri kullanıyor ve iki gruba ayırıyor. İlk grup belirli gidişatta ve orta ağırlıkta bir kardiyo antrenmanı yaparken; öteki grup ise bir tek 4 dakikalık yüksek tempolu bir internal emek harcaması ile egzersizlerini tamamlıyorlar.

Sonuçlar ise inanılmaz derecede şaşırtıcı! Zira Tabata’nın antrenmanını meydana getiren sporcular 36 saat süresince yağ yakmaya devam ediyorlar.

Kilo vermek ve biçim tutmak istiyorsanız yapacağınız günde yalnız 14 dakikanızı (10 dakika esnetme, 4 dakika Tabata antrenmanı) buna ayırmak.

Tabata protokolünün mantığı fazlaca rahat.

Ne kadar dinlenirsen bunun iki katı kadar çalış

 

Bunun standartı ise 20 saniye yüksek tempolu emek verme ve 10 saniye dinlenmeden oluşuyor. Bunu 8 set yaptığınız halde toplamda 4 dakikada bu antrenmanı tamamlamış oluyorsunuz. (20 saniye emek harcama süresi x 8 + 10 saniye dinlenme x 8 = 4 dakika)

Normal olarak bu yüksek gidişatta çalışmanın sonucunda aşırı yorulacaksınız ve kaslarınız laktik asitle dolacak

Tabata antrenmanını yaparken seçeceğiniz hareketler karmaşıklıktan uzak ve rahat olmalı. Böylelikle 20 saniye süresince olabildiğince yeniden edip, 10 saniyelik dinlenme kısmına kendimizi atabilelim. Güvenilir olun 4 dakikalık antrenmandan sonrasında 5 dakika süresince kalp ritminiz yavaşlamayacak.

4 dakikalık antrenman ustalaşmış sporcular için bile oldukça sıkıntılı

Nabzınız artar ve metabolizmanız yükselirken bu antrenmanın sizi oldukça forma sokacağından güvenli olabilirsiniz. Yüksek yoğunluklu bu antrenman sürecinde vücudunuz durduğu yerde 36 saat süresince yağ yakmaya devam edecek.

Antrenmana başlamadan ilkin ne olursa olsun esnetme yapın

Tabata antrenmanında dakika başına 14 kalori yaktığınızı düşünürseniz, yapacağınız antrenmanın ne aşama sıkıntılı bulunduğunu da tahmin edebilirsiniz. Yüksek yoğunluklu interval antrenmanında rahat hareketler seçseniz bile bitkin olan vücudunuzun direnç noktası düşebilir. Bu yüzden ne olursa olsun esnetme hareketleriyle başlayın ve vücudunuzu bu mücadeleye hazırlayın.

İlk antrenmanınıza 8 set ile başlamayın

Eğer kilo vermek ve yağlarınızdan kurtulmak istiyorsanız, ilk kaide pes etmemek. Sonuçta yaptığınız sporun etkili olması için devamlılık koşul. O yüzden vücudunuzun gözünü derhal korkutmayın. Başlangıç olarak 4 set ideal.

İlk Tabata Antrenmanınızda sırasıyla şunları yapabilirsiniz

1- Şınav
2- Squat
3- Plank
4- Jumping Jack

Vücudunuz bu antrenmana direnç kazanınca set miktarınızı arttırabilir ve değişik kombinasyonlar uygulayabilirsiniz.

Heel Touching

Bu harekette sırtüstü yatın ve dizlerinizi kırıp ayak tabanlarınızı yere değdirin. Omuzlarınızı birazcık yukarıda tutun ve kolunuzu bükmeden sırasıyla topuklarınıza dokunun. Türkçedeki karşılığı topuk dokunma olan bu hareketle karnınız ve karın yanlarınızdaki yağlar yanmaya başlamış olacak.

Mountain Climbers

Dağ tırmanıcısı ya da mountain climbers hareketinde ilk olarak şınav pozisyonuna gelin. Karnınız gerilmiş olsun ve sağ dizinizi sağ dirseğinizin yakınına yaklaştırabildiğiniz kadar yaklaştırın. İlk halinize geri dönünce aynısını sol bacağınızla yapın ve bunu yeniden edin.

Lunges

Ayakta dik bir halde durun ve bacaklarınızı omuz hizasında açın. Sağ bacağınızı öne atın ve diziniz 90 derecelik açı meydana getirecek şekilde ileriye doğru kırın. Sol ayağınızı yerden kaldırmada paralel şekilde alçaltın. Kalça bölgesinin dostu bu hareket sizin vazgeçilmeziniz olacak.

Standing Abs Twist

Ilk olarak dik bir pozisyonda durun ve ayaklarınızı omuz hizasında açın. Ellerinizi ensenizde birleştirdikten sonrasında sağ dizinizi kaldırarak sol dirseğinizi birbirine yaklaştırın. Aynı hareketi sol bacağınız ve sağ dirseğinizle takip ederek bunu art arda yapın. Karnınız ve sırt bölgeniz yanmaya başlıyorsa hareket işe yarıyor anlamına gelir.

19 Mayıs 2021
Okunma
bosluk

Baş Ağrısından Kurtulmak Artık Çok Kolay!

Baş Ağrısından Kurtulmak Artık Çok Kolay!
 Baş ağrısı günlük yaşantımızın neredeyse bir parçası haline gelmiş durumda. Daima kullandığımız ağrı kesici haplar, baş ağrısı için iyi bir tedavi yöntemi olmayacaktır.. Baş ağrısında ağrı kesicileri aşırı kullanmak, uzun vadeli çözümler getirmez.

Baş ağrısı problemi birçok sebepten meydana gelmektedir. Sık sık baş ağrısı problemi ile karşı karşıya kalıyorsanız aşağıda vermiş olduğumuz nedenlerden minimum bir tanesini yaşayarak baş ağrısı gelişmesine niçin oluyor olabilirsiniz.

Baş ağrısını tetikleyen faktörler
1- Yoğun stres
2- Düşük kan şekeri
3- Uyku yoksunluğu
4- Dehidrasyon
5- Devamlı ağrı kesici içmek

Düzgüsel günlük rutinden kopma benzer biçimde durumlar baş ağrısına yol açan en mühim etkenlerdendir..
Baş ağrısı tedavilerinin etkililiği kimi zaman baş ağrısının aslolan nedenine değinmekle ilgilidir. Değişik sebeplerden meydana gelen baş ağrılarını gidermenize destek olabilecek pek fazlaca organik yöntem bulunmaktadır. Bu naturel yöntemlerin en iyi özelliği, etkili olmalarının yanı sıra yan etkilere niçin olmamalarıdır.

İşte baş ağrısına ne iyi gelir sorusunun cevapları ve baş ağrısına evde çözüm şekilleri…

Baş ağrısına suyla savaşım

Susuzluğun bir öteki mühim emaresi baş ağrısı olarak karşımıza çıkmaktadır.  Günlük su tüketiminiz 2 litrenin altında ise, baş ağrısı büyük olasılıkla dehidrasyona bağlıdır. Bu durumda, vücudunuzun su ihtiyacını karşılayarak  baş ağrısından kurtulabilirsiniz.

Elma sirkesi

Malzemeler:

– 2 çorba kaşığı elma sirkesi
– 1 bardak sıcak su

Iyi mi kullanılır?

•  1 su bardağı ılık suya 2 çorba kaşığı elma sirkesi ilave edin.
•  İyice karıştırın.
•  Baş ağrısından süratli şekilde kurtulmak için yavaşça elma sirkesi suyunu için.

Bu içeceği günlük olarak tüketmek, vücudunuzdaki sıvıları dengeler ve böylece vücudunuzun susuz kalmasına engel olur.

Elma sirkesi, organik ev ilaçlarının eski ustalarından biridir. Baş ağrısı haricinde birçok organik tedavi şekillerinde ilaç olarak kullanılmaktadır.

Limon suyu yöntemi

Malzemeler:

– Yarım limon
– 1 bardak sıcak su

Limon suyu yöntemi baş ağrısı için iyi mi kullanılır?

Yarım limonu bir bardak sıcak suyun içine karıştırın.
Bu içeceği günde 2 kez tüketirseniz baş ağrısı sıkıntısından kurtulabilirsiniz. Limon suyu dehidratasyondan meydana gelen baş ağrısını hafifletebilir. Limon suyu baş ağrısı ile savaşmanın yanı sıra bununla birlikte vücudun pH seviyesini dengeler ve sindirime de destek sağlar. Limon suyu günlük olarak tüketildiğinde birçok bedensel işlevi düzeltebilen içecek olarak karşımıza çıkar.

Buz torbası yöntemi

Bireysel tercihler değişebilir, sadece çoğu zaman migren hastaları soğuk uygulamayı tercih etmektedir. Öte taraftan baş ağrısı, stresle yada soğuk algınlığıyla kendini gösterirse, sıcak uygulamaları da tercih edebilirsiniz.

Alın ve şakak bölgesine soğuk bir sıkıştırma uygulanırken, baş ağrısından süratli bir halde kurtulmak için omuz arkasına sıcak kompres uygulanmalıdır. Etkili olması için uygulamayı tekrarlayabilirsiniz.

Soğuk uygulamalar buz torbaları yada naylon poşetlerle uygulanabilir. Sadece sıcak uygulamaları sıcak su yada sıcak su torbaları ile uygulamanız gerekmektedir.

Kahve ve çay yöntemi

Kahve ve çay da baş ağrısını hafifletmek için kullanılabilir. Bu iki içecek en popüler baş ağrısı çözümleri arasındadır.

Kahvenin içindeki kafein baş ağrısını azaltabilir. Enflamasyona uğramış kan damarları sinir uçlarına karşı baskı uyguladığında zonklama tipi baş ağrısı oluşur. Kafein, bu kan damarlarını daraltarak ağrıyı hafifletir. Kafein, ağrı kesicilerin vücutta emilmesini kolaylaştırarak baş ağrısının da süratli bir halde tesir göstermesine destek olmaktadır.

Kahve ve çay baş ağrısı için iyi mi kullanılmalıdır?

•  Bir fincan çay içmek yatıştırıcı tesiri yardımıyla muhtemelen baş ağrısını süratli bir halde hafifletmeye destek olacaktır.
• Zencefilli limon çayı, çoğu zaman migren birlikte rol alan baş ağrısı ve mide bulantısı için etkili olabilir.

Eğer soğuktan meydana gelen baş ağrısı çekiyorsanız, tarçın çayı da imdadınıza yetişebilir. Tarçın, , baş ağrısı için elementleri ihtiva eder ve magnezyum bakımından da oldukça zengindir. Tarçının içinde bulunan demir, kalsiyum ve öteki mineraller de migreni ve baş ağrılarını hafifletmeye destek sunar.

Aromaterapi yöntemi

Baş ağrısını hafifletmek için aroma terapi yöntemlerini deneyebilirsiniz.  Nane, okaliptüs ve lavanta yağı benzer biçimde yağlar aromaterapi masaj tedavileri için uygun olabilir.
Nane ya oldukça rahatlatıcıdır ve acıyı bastırabilir. Baş bölgenizi rahatlatır ve yatıştırır.  Ökaliptüs uçucu yağı ise, kan damarlarındaki şişmeyi azaltabilir, bu da baş ağrısını azaltmaya destek sunar.

Akupunktur noktaları

Akupunktur noktaları baş ağrısı ve çeşitli ağrıları önlemeye destek olan Çin tedavi yöntemidir. Bu yöntem vücudun bir bölgesindeki belirli noktalarda baskı uygulayarak ve endorfin salınarak çalışır. Endorfinler ağrıyı hafifletmeye destek olan organik ağrı kesicilerdir.
Baş ağrılarından kurtulmak için oldukca azca bir çaba sarf ederek  kolayca Akupunktur noktalarına masaj uygulayabilirsiniz. Yapmanız ihtiyaç duyulan tek şey tazyik noktasını bulmak ve üstüne ortalama 10 saniye sıkı bir baskı uygulamaktır.

Kaş arasındaki nokta

Kaşlar arasındaki orta noktada bulunan akupunktur tazyik noktasını kolay bir halde bulabilirsiniz. Bu nokta, stres ve yorgunluğu giderir, stres ve yorgunluğun sebep olduğu baş ağrılarını hafifletir.

Burun ve göz yuvası arasındaki nokta

Bu akupunktur noktası burun köprüsünün ve göz yuvasının üstünde, kaşlarınızın derhal altında bulunur. Stres yada soğuktan meydana gelen baş ağrılarından kurtulmak için işaretçi parmaklarınızı kullanarak bu bölgeye baskı uygulayabilirsiniz.
16 Mayıs 2021
Okunma
bosluk

İnsan Sağlığı İçin En Şifalı Bitkiler

İnsan Sağlığı İçin En Şifalı Bitkiler

Günümüzde besinlerin besleyicilik değerine dair her geçen gün yeni gerçekler ortaya çıkıyor. Kimi vakit bir şifa deposu olarak gördüğümüz bazı besinlerin düşünüldüğü kadar yararlı olmadığı ortaya çıkarken, zararı olan olarak lanse edilen bazı besinlerin aslen sağlığa yararlı yanları olduğu ortaya çıkmaya devam ediyor. Bu konudaki kafa karışıklıklarını gidermek için yola çıkan bir grup araştırmacı 1000 tane gıda deposu arasından besleyicilik değeriyle sağlığa en yararlı 10 gıda kaynağını sizlere sunuyor. Karşınızda güncel bilgiler ışığından sıralanmış en yararlı 10 gıda:

10. Bezelye

(100 g)
Kalori: 77
Gıda Puanı: 67
İçerik: Fosfor, Magnezyum, Demir, Çinko, Bakır, Lif

9. Mandalina

(100 g)
Kalori: 53
Gıda Puanı:67
İçerik: Karotenoid, A vitamini, Şeker

8. Su Teresi

(100 g)
Kalori: 11
Gıda Puanı: 68
İçerik: Bolca Oranda Mineral

7. Kereviz Kurusu

(100 g)
Kalori: 319
Gıda Puanı: 68
İçerik: Vitaminler, Mineral, Amino Asit

6. Kuru Maydanoz

(100 g)
Kalori: 292
Gıda Puanı:69
İçerik: Bor, Florür, Kalsiyum

5. Pancar Yaprağı

(100 g)
Kalori: 22
Gıda Puanı: 70
İçerik: Kalsiyum, Demir, K vitamini, B Grubu Vitaminleri

4. Pazı

(100 g)
Kalori: 19
Gıda Puanı: 78
İçerik: Antioksidan

3. Kabak Çekirdeği

(100 g)
Kalori: 559
Gıda Puanı 84:
İçerik: Demir, Manganez

2. Chia Tohumu

(100 g)
Kalori: 486
Gıda Puanı:85
İçerik: Lif, Protein, Linolenik Asit

1. Badem

(100 g)
Kalori: 579
Gıda Puanı: 97
İçerik: Mono Doymamış Yağ Asitleri (Diyabet ve Kalp Damar Sağlığına yararlı)

15 Mayıs 2021
Okunma
bosluk

En Sık Rastlanan Kalp Damar Hastalıkları

En Sık Rastlanan Kalp Damar Hastalıkları

Kalp hastalıkları yaşamı tehdit eden hastalıklar sıralamasında ilk sırada. En sık görülenleri ise koroner arter hastalıkları, mitral ve aort kapak sorunları, aort genişlemesi ve kalp delikleri.

Koroner arter hastalıkları by-pass yöntemiyle, kapakçıklardaki rahatsızlıklar onarım ya da değişimle, aort damarı genişlemesi de suni damar kullanılması ile tedavi ediliyor. Kalp deliklerinde ise kimi zaman hastanın kalp zarı yama olarak kullanılıyor.

Tüm bu hastalıkların tedavisinde çoğu zaman cerrahi yöntemler tercih ediliyor. Kardiyovasküler Cerrahi Uzmanı Doç. Dr. Hilmi Tokmakoğlu, sık görülen 5 kalp hastalığına uygulanan cerrahi çözümleri söyledi:

1- KORONER ARTER HASTALIKLARI
“Tüm ölüm sebepleri içinde ilk sırada yer edinen koroner arter hastalıkları, kalbin çevresinde bulunan ve onu besleyen damarlarda meydana gelen daralmalar sonucu ortaya çıkıyor. Hastalık kendini göğüs ağrısı ya da direkt kalp krizi ile gösteriyor. İstirahat halinde gelen, sol göğüsten başlayıp boyuna ve çeneye yayılan ağrılar da emareler içinde yer ediniyor. Daralmış ya da tıkanmış damarların tedavisinde kabul gören üç tedavi yöntemi bulunuyor: İlaç, balon ya da stent takılması ile by-pass ameliyatları.

By-pass ameliyatları, “Daralmış ya da tıkanmış damarın önüne yeni bir damarla kan getirme” işlemi olarak tanımlanıyor. Ameliyatlar kalp durdurularak ya da çalışırken yapılıyor. Çoğu zaman tercih edilen ise kalbin durdurulması yöntemi. Bundan dolayı kalbin arka yüzündeki damarlara, oldukca kireçli yada kas dokusu içinde seyreden damarlara çalışan kalpte by-pass ameliyatı yapmak zor olabiliyor. By-pass ameliyatlarında çoğu zaman üç damar kullanılıyor: Göğüs kafesinde iki iç meme atardamarı, ön kol iç yüzündeki radyal arter ve bacaktaki toplardamar. En kıymetli olanı ise, açık kalma süresi daha uzun olduğu iç meme atardamarı. Bu damardan, göğüste inanç tahtası olarak malum bölgenin sağında ve solunda olmak suretiyle iki tane bulunuyor. Rutin olarak soldaki kullanılıyor. İkinci sıklıkta kullanılan öteki bir damar ise ön koldaki damar. Bacaktaki toplardamar da oldukca uzun olması sebebiyle, çoklu by-pass işlemi gerektiğinde tercih ediliyor.

2- MİTRAL KAPAK HASTALIKLARI
Kalbin sol kulakçığı ile sol karıncığı içinde yer edinen ve kanın geriye kaçmasını engellemiş olan mitral kapaklardaki problemler romatizmal, dejeneratif ve iskemik kapak hastalıkları olarak ortaya çıkıyor. Darlık, yetmezlik ya da ikisi bir arada görülebiliyor. Nefes darlığı, efor kapasitesinin düşmesi ve çarpıntı ile kendini gösteren mitral kapak hastalıkları, geceleri nefes darlığı ile uyanma şikâyetine de yol açabiliyor. Bu sebeple hasta uzun süre yatmış olduğu için kalp gelen kanı pompalamakta yetersiz kalıyor. Hastalığın ilerleyen dönemlerinde kişiler sadece oturur pozisyonda uyuyabiliyor.

Mitral kapak darlıkları balonla giderilmeye çalışılırken, her hasta bu yöntem için uygun olmuyor. Kireçli kapaklarda, sol kulakçıkta pıhtı olması durumunda balonla tedavi uygulanamadığı için cerrahi tedavi gerekiyor. Cerrahi yöntemde kapak ya değiştiriliyor ya da . Kalp kapağı ameliyatlarında metalik ve biyolojik kapaklar kullanılıyor. Metalik kapaklar uzun ömürlü olmasına rağmen, kişinin her gün kan sulandırıcı ilaç alması gerekiyor. Biyolojik kapaklar ise ilaç zorunluluğunu ortadan kaldırıyor sadece dayanıklılık süresinin kısıtlı olması sebebiyle hastanın 5-10 yıl içinde tekrardan ameliyat olması gerekebiliyor.

3- AORT KAPAK HASTALIKLARI
Aort kapağı, kalbin sol karıncığı ile aort içinde bulunan yarım ay şeklindeki üç yaprakçıktan oluşuyor. Burada görülen hastalıklar, aort darlığı ya da yetmezliği olabiliyor. Göğüs ağrısı, bayılma nöbetleri, nefes darlığı ve çarpıntı yakınmaları ile kendini belli eden aort kapak hastalıklarının görülme yaşı nedenine bakılırsa değişiyor. Aort kapak alanı normalde 2.5-3.5 santimetre. oluyor. Bu alan bir santimetrekarenin altına indiğinde ise ciddi oranda darlıktan söz ediliyor. Aort darlığında kapak değişimi ya da kapak onarımı operasyonları uygulanıyor. Metalik ya da biyolojik kapak takılabileceği şeklinde, kadavradan organ nakli yapmak da mümkün olabiliyor. Kapak seçiminde kişinin yaşı, yaşam seçimi ve beklenen yaşam süresi ehemmiyet taşıyor.

Söz mevzusu tedavilere ek olarak, halen gelişim aşamasında olan bir tedavi daha bulunuyor. Transkateter ya da transapikal aort kapak replasmanı olarak malum bu tedavi, bilhassa ameliyatın oldukça riskli olduğu ileri yaşlarındaki hasta grubu için ehemmiyet taşıyor. Bu yöntemde kasıktan ya da kalbin altından ufak bir kesi yapılıyor. Tıpkı balon yönteminde olduğu benzer biçimde, kateter yardımıyla sokulan bir balon şişirilerek kapakçık bir miktar açılıyor ve bölgeye yeni bir kapakçık yerleştiriliyor. Hastanın kendi kapakçığı ise yerinde duruyor.

4- AORT ANEVRİZMALARI
Aort damarı, kalpten çıkıyor ve dört bölgeye ayrılarak vücuttaki birçok organa yan dal veriyor. Vücudun ana arteri olarak adlandırılan aort, tüm yan dalları besliyor. Bu damardaki genişlemeye de aort anevrizması deniyor. Eğer birlikte rol alan bir aort kapakçık problemi da var ise hastalık kendini göğüs ağrısı ve nefes darlığı ile gösteriyor. Aort anevrizmalarında dirimsel risk oluşturacak iki unsur bulunuyor.

Damar genişledikçe, duvarı inceldiği için patlama (rüptür) birinci riski, damar içi yırtık (diseksiyon) görülmesi de ikinci riski oluşturuyor. Bu iki risk de ölüme niçin olabiliyor. Aort anevrizmalarında cerrahi tedavi gerekebiliyor. Cerrahi tedavide balonlaşmış olan damar çıkartılarak yerine suni damar konuluyor.

5- ASD (ATRİYAL SEPTAL DEFEKT)
Kalpte, her iki kulakçık arasındaki duvarda delik oluşması ASD (Atriyal septal defekt) olarak tanımlanıyor. Çoğu zaman çocukluk çağlarında kapanan bu deliklerin kapanmaması halinde cerrahi yönteme başvuruluyor. Tedaviyi, deliğin büyüklüğü ve akciğer atardamarının basıncı belirliyor. Çocuklarda nefes darlığı, acele yorulma, halsizlik, bitkinlik ile kendini gösteren ASD’nin tanısı ekokardiyografi ile konuyor. Kulakçıklar arasındaki bu delik, çoğunlukla kasıktan girilerek şemsiye metodu ile kapatılıyor. Sadece deliğin büyük olduğu durumlarda bu yöntem kafi olmuyor ve cerrahi onarım gerekiyor. Delik direkt dikilerek ya da yama ile kapatılıyor. Yama malzemesi olarak da hastanın kendi kalp zarından alınan parça, hususi hazırlanmış dokular yada suni yamalar kullanılıyor.

15 Mayıs 2021
Okunma
bosluk

Obsesif kompulsif bozukluk nedir?

Obsesif kompulsif bozukluk nedir?

Obsesif kompulsif bozukluk nedir?

OKB kişinin istemediği ve tekrarlanan düşünceler, fikirler,hisler, takıntılar veya bir davranışı yapmaya doğru sürülmek. Sıklıkla şahıs, obsesif (saplantılı) düşüncelerinden kurultulmak için bir kompulsif (zorlayıcı) davranışı uygulamak durumundadır. Fakat bu sadece geçici bir ferahlık sağlamaktadır. obsesif (saplantılı) ritüelleri yapmamak aksiyete (endişe)’yi arttırabilir.

okb-obsesif kompulsif bozukluk

okb-obsesif kompulsif bozukluk

11 Mayıs 2021
Okunma
bosluk

Fistül Nedir? What is Fistule?

Fistül Nedir? What is Fistule?

Anal fistül, vücudun belirli bir damarında, şişme oluşması ve sonrasında o bölgeden geçen kanın damar ile deri arasına toplanmasıdır. Bu şekilde kan belirli bölgede kalır, bir müddet sonra da patlar. Yani kan kendine yol yapmış olur. Tedavi edilmesi gerekir.

what-is-fistule-hamilyon.com

what-is-fistule-hamilyon.com

8 Mayıs 2021
Okunma
bosluk

Açık Kalp Ameliyati Hakkında Bilmeniz Gereken Her Şey!

Açık Kalp Ameliyati Hakkında Bilmeniz Gereken Her Şey!
 
Açık kalp ameliyatı diyince akla, kalbe ulaşmak için göğüs kemiğinin yukarıdan aşağıya kesilip ikiye ayrılması gelir. Cerrahın kalbin her yanını rahatça görebildiği bu yöntem senelerdir dünyanın her yerindeki ameliyatlarda kullanılmakta.
Bu biçim ameliyatı standart olarak kabul eden uzmanlar, son yıllarda açık kalp ameliyatını daha ufak kesiler kullanarak halletmeye başladılar. Mesela, göğsün sağ tarafında birkaç santimetrelik bir yatay kesiyle açtıkları aralıktan girip hastanın mitral kapağını onarabiliyorlar. Aort kapağını değişiklik yapmak, hatta aortun bir bölümünü onarmak için göğüs kemiğinin üçte birini kesmek kafi oluyor.
Göğüs kemiğinin büyük kesiyle ikiye ayrılması hala en yaygın yöntem olarak kullanılsa da minik kesilerle meydana getirilen cerrahi müdahaleler giderek yaygınlaşıyor. Bu değişimde, minik kesilerin daha azca yaralayıcı ve düşük riskli bulunduğunu düşünüp bu seçeneği sunan cerrahlara ve hastanelere rağbet eden hastaların görevi büyük. Lakin, mevzu görünmüş olduğu kadar rahat değil. Yeni yöntemlerin yararlarının yanı sıra dikkat edilmesi ihtiyaç duyulan güçlükleri de var.

Minik kesi niçin iyi?
Her ameliyattan sonrasında ağrı olur. Ağrının sertliği, meydana getirilen işleme, kesinin yerine ve ebatlarına göre farklılık gösterir. Minik kesiyle meydana getirilen kalp ameliyatlarından sonrasında hastaların bir çok ağrıdan daha azca şikâyet ederler. İyileşme birazcık daha hızlıdır. Bilhassa genç ve orta yaşlı hastalar daha kısa sürede işlerinin başına dönebilirler.
Minik kesinin en mühim yararlarından biri de dış görünüme tesirinin sınırı olan olmasıdır. Mesela, klasik yöntemle meydana getirilen mitral kapak ameliyatından sonrasında göğsünün ortasında yukarıdan aşağıya boylu süresince yapılmış olan kesinin izi kalır. Oysa aynı ameliyat sağ meme altında birkaç santimlik bir izi bırakacak şekilde de yapılabilir.

Minik keside güçlükler neler?
Kesi küçüldükçe cerrahın hem istediği yeri görmesi hem de ellerini ve aletlerini yerleştirip ameliyatı yapması güçleşir. Küçücük delikten yapılacak ameliyatın, standart yöntemle yapılacak işlem kadar muhteşem netice vermesi için cerrahın yeni yöntemde eğitilmiş ve deneyim kazanmış olması gerekir. Kalbin bir kısmı için lüzumlu olan açıklık öteki bir bölüm için kafi olmayabilir. Mesela, hem kapak hem de baypas ameliyatı gerekiyorsa bir tek ufak kesiyle ikisini birden yapmak mümkün olmaz. Hasta daha ilkin kalp ameliyatı geçirmişse, oluşturulan ufak aralıktan kalbe ulaşmak güç olabilir. Ulaşıldığında ameliyat esnasında durdurulan kalbi oksijensizliğe karşı korumak zorlaşır. Bunların bir çok aşılamayacak problemler olmasa da üstün uzmanlık ve geniş deneyim gerekir.




* Açık kalp ameliyatı için meydana getirilen standart keside göğüs kemiği yukarıdan aşağıya kesilip ikiye ayrılır.

* Birçok ameliyat ufak kesilerle yapılabilir. Cerrah kesi yerini, ameliyat yapacağı bölgeye nazaran seçer.

* Bu hastanın iyi kapanmayan mitral kapağı, iki ay ilkin sağ memenin altında 2 santimlik bir kesiden girilerek açık kalp ameliyatıyla onarılmış.  



Ameliyat esnasında kalbin  görevini makine üstlenir?
Kalp ameliyatlarının büyük çoğunluğu açık kalp yöntemiyle yapılır. Şu sebeple, bir çok süre cerrahın rahat çalışabilmesi için kalbin hareketsiz olması gerekir. Kaldı ki, kapak hastalarında, doğuştan kalp hastası olanlarda kalbi kesip içine girmek gerekir ki, bu atan kalpte mümkün değildir. Kalbin bir dakika bile hareket etmemesi yaşamı çekince  yaratacağı için, ilkin bu duruma umar bulmak gerekir. Cerrahın kalbe ulaştıktan sonrasında ilk yapmış olduğu iş, kalp-akciğer makinesini devreye sokmaktır. Sağ karıncığa konulmuş olan bir boru, vücutta kullanılıp oksijenle dolmak için kalbin sağ yanına dönen kanı alıp makineye götürür. Burada oksijenle dolan kan, cerrahın aort damarına yerleştirdiği bir borunun içinden atardamarlara pompalanarak dolaşıma sokulup hücrelere ulaştırılır.  Kalbe ne yolla ulaşılırsa ulaşılsın, cerrahi müdahalelerin çoğunda açık kalp ameliyatı tekniği kullanılır. Kısaca, kesinin büyüklüğü ister bir karış olsun ister 3 parmak, içeride yapılanlar fazlaca değişmez.

Atan kalpte ameliyat
Kalbi besleyen koroner damarlar kalbin üstünde olduğundan, baypas ameliyatında kalbi kesip içine girmek gerekmez. Fakat, tıkanıklığın ötesine kan götürmek için, göğüs içinden yada bacaktan alınıp baypas olarak kullanılan damarın dikileceği koroner damarın haraket etmemesi gerekir. Bu koşulların sağlanması için uzun seneler ne olursa olsun açık kalp ameliyatı yöntemi kullanıldı. Ta ki, alternatif bir teknik bulunana kadar.
Cerrahın rahat çalışabilmesi için dikişin yapılacağı koroner damar bölgesini hareketsiz hale getiren minik aletler geliştirildi. İngilizce “Off-pump” denilen, kalp-akciğer pompasının kullanılmadığı bu yöntem, sınırı olan sayıda hasta üstünde meydana getirilen çalışmalarda denendi. Uzmanlarda, ameliyat sonrası bazı problemlerin daha azca görüldüğü, kalp-akciğer makinesinin tüm vücuda ve beyne yapabileceği negatif etkilerden kaçınıldığı izlenimi vardı. Fakat 2009 senesinde New England Journal of Medicine dergisinde gösterilen bir araştırma bu düşünceleri büyük seviyede değiştirdi.  ABD’de 18 merkezde, 2200 hastanın rastgele 2 gruba ayrılmış olduğu bu çalışmada, kalp-akciğer makinesi kullanılarak meydana getirilen standart baypas ameliyatının birçok açıdan daha üstün olduğu saptandı. “Off-pump” baypas ameliyatı eski çekiciliğini yitirmiş olsa da bazı hastalarda yararlı ve lüzumlu bir yöntem olarak yerini koruyor.

Ya robotla ameliyat
20 yıl ilkin başlanan ve çeşitli karın ameliyatlarında başarıyla kullanılan robotlar, 90’ların sonlarında kalp ameliyatlarında da deneniyor. Ilkin mitral kapağının onarımında kullanıldı. Pek parlak olmayan ilk sonuçlara bakan kalp cerrahlarının mühim bir kısmı, standart yöntemlerine döndü. Azimle yollarına devam eden birkaç genç ve yenilikçi cerrah, tekniği geliştirerek uygulamaya devam etti. Bugün, azca sayıda da olsa bazı kalp ameliyatlarının robot kullanılarak olağanüstü başarı göstermiş şekilde yapıldığı merkezler var.  Robot üç bölümden oluşuyor. Göğüste oluşturulan minik deliklerden sokulup kalbin yakınına yerleştirilen neşter, pens şeklinde cerrahi aletler, video kamera ile ışık deposu ve bu aletlerin yönetim edilmiş olduğu makina ve bağlantıları.

Ufak kesi mi, standart ameliyat mı?
Ufak kesiyle yada robotla meydana getirilen ameliyatların her hastada mühim yararlar sağlamış olduğu hemen hemen kati verilerle kanıtlanamadı. Ağrının daha azca, hastanede yatış süresinin daha kısa olabileceği yönünde veriler var. Kozmetik yararı hepimiz kabul ediyor. Her hastada değil fakat bazı hasta gruplarında yeni yöntemle yapılacak ameliyat yaşam kurtarıcı olabilir. Mesela, ağır akciğer hastalığı olan kişilerde ufak kesi yada robot kullanılması, ameliyat sonrası ortaya çıkacak ciddi solunum sorunlarını önleyebilir.
Son söz: En mühim ve unutulmaması ihtiyaç duyulan nokta, yeni şekilleri kullanarak hastaya muhteşem hizmet sunulabilmesi için, cerrahın yoğun bir eğitim ve tecrübeye ihtiyacı olduğudur. Aksi takdirde, kesi ufak olacak diye ameliyatın mükemmeliyetinden fedakârlık etmek zorunda kalınır.



Kaburgalar içinde 2-3 santimlik kesilerden, robotun kollarının uzantısı olan borular sokulur. Cerrahi aletler bu borular vesilesiyle kalbe ulaştırılır. Borulardan birinin içinden geçen ışık deposu ve video kamera göğsü ameliyatta açılmış bir hastanın kalbi iyi mi görünüyorsa öyleki gösterir.
Cerrah hastanın yanı başlangıcında değil, robotun kollarının yönetim edilmiş olduğu makinenin önünde oturur ve göğsün içinden gelen video görüntülerine bakar. Bu makinenin ne olursa olsun ameliyathanede ya da aynı binada hatta aynı şehirde olması bile gerekmez.



Robotla meydana getirilen ameliyatlarda, kasıktan toplardamara yerleştirilen boru oksijenden fukara kanı (mavi) kalp-akciğer makinesine getirir. Burada oksijenle dolan kan (kırmızı) boruyla kasıktan atardamarlara akar.




Ameliyatta kullanılan robotun en mühim özelliklerinden biri, insan elinin ve parmaklarının yaptıklarına yakın bir haraket kabiliyeti sağlamak için oldukca yönlü bileşik haraketleri hayata geçirmeye olanak tanımasıdır. Daha da ötesi, cerrah, neşterin kesmeye başladığı, iğnenin dikmek için saplandığı dokunun ne kadar sert yada esnek bulunduğunu bile hissedebilmektedir.

Cerrah bir video oyunu oynar şeklinde makinanın kollarını oynatarak dokuları neşter ile kesip iğne ile diker. Bugün kullanılan robotlar o denli gelişmiş teknolojiye sahipler ki, bu yöntemde ustalaşmış bir cerrah, ufak haraketleri, duyarlı işlemleri büyük kesiyle meydana getirilen ameliyatlardaki mükemmellikte yapabiliyor.

1 Mayıs 2021
Okunma
bosluk

Protein Tozu Nedir?, Zararlı mıdır?

Protein Tozu Nedir?, Zararlı mıdır?

Ilk olarak bilinmiş olduğu benzer biçimde fitness sporu için en oldukca ihtiyaç duyulan gıda proteindir. Şundan dolayı kası oluşturur. Doğrusu kasın ana maddesi proteindir. Vücut geliştirme yapanlar için de günlük gıdalardan protein ihtiyacını karşılamak daima mümkün olamayacağı için(ya da zor olduğundan) vücudun protein ihtiyacının bir kısmı protein tozlarıyla desteklenir. Fazlaca tercih edilmiş olduğu için de haliyle protein tozlarının zararları hakkında fazlaca sual sorulur. Protein tozu, bizlere kas yapmamız için ihtiyaç duyulan proteini ergonomik ve seri bir halde bizlere sunar. Üstelik porsiyon başına 25 gram civarında protein sunarken, yağ ve şeker oranları bir tek 1-2 gram kadar düşüktür. Devamlı et yada devamlı yumurta yiyecek mümkün olmayacağı için protein tozlarının ergonomik olması en büyük avantajlarındandır. Protein tozu tertipli ve doğru kullanımla kas inşası için  vücudumuz tarafınca kolayca sindirilir ve oldukça etkilidir. Doğrusu protein tozunun, hususi kas büyütme tesirleri falan yok. Tek kullanım amacı yoğun spor yapıldığında artan protein ihtiyacını karşılamak. Şimdi mevzuyu birazcık daha derinleştirelim;

Protein Tozu nasıl Yapılır? Protein Tozu Ne İşe Yarar?

Protein tozu zararı olan mı sorusu esasında mantıksız bir sorudur, niçin derseniz protein tozları peynir altı suyunun saflaştırılmasından elde edilir. Doğrusu protein tozlarının ham maddesi peynirdir. Adını sıkça duyduğunuz Whey protein ise en saf protein çeşidinin ismidir. Peynir altı suyundan naturel filtreleme işlemlerinden geçirilerek yapılır. Sanılanın aksine kimyasal yada bileşik değil, naturel ve zararsız ürünlerdir. Mantık olarak bir mamadan farkı yoktur şu demek oluyor ki ek besindir. Mesela siz bir öğünde organik yollardan 30 gram protein almak istiyorsanız ortalama 4-5 yumurta yemeniz gerekmektedir. Bunu hazırlarken harcanan vakit, para ve pratiklikten de oldukça uzak olması sebebiyle sporcular protein tozu kullanma ihtiyacı duyar. 5 yumurta yada 150 gram et yiyecek yerine bir bardakta hazırlayacağınız süt ve whey protein tozu karışımı size bu proteinisaniyeler içinde sunabilmektedir. Bilhassa antrenman sonrası su ile karıştırdığımız proteini almamız, adeta protein diye feryat atan sıcak kaslarımıza can suyu tesiri yapar, kasları besleyerek, kaliteli proteinin tüm kas lifleri tarafınca emilmesini sağlar. Sabahları aç karnına da protein tozu almak da oldukça verimli sonuçlar verir. Bundan dolayı vücut uzun süre aç kaldığında, yenen her besini kullanmaya çalışır, ikimiz de bu süreçte protein tozu şeklinde kaliteli bir gıda tüketerek vücudumuz için oldukça iyi bir protein emilimi elde etmiş oluruz. Protein tozları, amino asitlerden oluşur ve genel anlamda içinde vitamin, kreatin, glutamine, bcaa şeklinde pek oldukca takviye gıda ile zenginleştirilirler. Bunlar da size kas inşanızda, direnç kazanmanızda size destek verir.

Protein Tozlarının Zararları yada Yan Tesirleri Var Mı?

Geldik en can alıcı soruya “Protein tozu zararı olan mı?”, net bir yanıt vermek gerekirse protein tozunun vücut üstünde herhangi bir yan tesiri yoktur. Ilk olarak şunu asla ihmal etmeyin, BU BİR HORMON DEĞİL, DOPİNG DEĞİL MUCİZE BİR ÜRÜN HİÇ DEĞİL bu, yalnız kas yapmanız için kasın ana maddesi olan proteini size veren besin takviyesi, şu demek oluyor ki kimyasal ilaç yada bileşik bir madde değil! Kesinlikle kafanızdan ilaç kelimesini silin. Bu yalnız bir besin ürünü. Bu ürünü kullanınca müthiş kuvvetli olmayacaksınız, performansınız zirve yapmayacak, yada takır takır kaslarınız çıkmaya başlamayacak! Ek olarak asla da o dev şeklinde görünen vücut geliştirme modelleri benzer biçimde olmayacaksınız… Bir tek kasın oluşumu için lüzumlu maddeler temin edilmiş olacak, gerisi sizin beslenmenize ve sporunuzun kalitesine kalmış. Protein tozunu diyetisyenler bilhassa zayıf kişilerde kilo alma safhasında, şişman kişilerde ise metabolizmayı hızlandırıcı tesiri sebebiyle sıkça öneriyorlar. Hatta meydana getirilen araştırmalarda whey proteinlerin vücuttaki kanser hücresine karşı bile iyi geldiği bilinmekte  Ek olarak mide ameliyatı olanlar yada beslenmesi fena olan yaşlı insanlara doktorlar tarafınca da protein tozu öneriliyor. Çevremden duyduğum kadarıyla genç sporcular protein tozlarıyla ilgili ailelerinden fazlaca tepki alıyor ve protein tozlarının zararsız bulunduğunu inandırmakta güçlük çekiyorlar. Sevgili anne babalar istediğiniz yerde araştırabilirsiniz protein tozunun sporla beraber takviye olarak kullanımı sonucu bir mesele yaşayan asla bir halde bulamazsınız(bunu 10 kutunun üstünde protein tozu bitirmiş ve dev benzer biçimde görünmeyen düzgüsel görüntüde biri olarak söylüyorum) Bu ürünleri bebeklere doğduktan sonrasında takviye olarak verilen aptamil mamalar şeklinde düşünebilirsiniz. Onlar da sütle karıştırılıyor ve protein-karbonhidrat-vitamin ve mineraller içeriyorlar(tüm bebek takviye mamalarında whey protein bulunur içerik kısmına bakabilirsiniz) İşte protein tozları da aynı bunun benzer biçimde bir tek daha geliştirilmiş hali. Doğal bir tek kendini kanıtlamış kaliteli protein tozlarını kullanmanızı öneriyorum, bilinmedik markaları araştırmadan almanızı önermem. Protein tozundan verim alabilmek için gün içinde de kesinlikle iyi bir beslenme programına haiz olmanız da gerek. Bunun için de beslenme ile ilgili yazımıza bakabilirsiniz. Yeniden söylüyorum protein tozları ve sporcu gıdaları doping ya da ilaç değildir. Protein tozlarıbesin desteğidir, şu demek oluyor ki iyi bir beslenme programına EK olarak DESTEK olarak kullanılmalıdır. Fena beslenip protein tozundan medet ummak, size hiçbir yarar sağlamayacaktır. Ek olarak birazcık daha detay amaçlarla kullanılan supplementlerden olan amino asit, bcaa, glutamine, l-carnitine, creatine vb öteki tüm gıda destekleri de, proteinin yapısından türetilen amino asit çeşitleridir, doğrusu onlar da birer protein deposudur. Ek olarak çarpıtılan bir öteki mevzu da “protein tozu suni kas oluşturur mu”şeklinde bir saçma sorudan geliyor. Protein tozu suni kas vs oluşturmaz, esasen suni kas diye bir şey de insan fizyolojisinde yoktur. Protein tozu desteği alarak yaptığınız spor sonucu kazandığınız kas, %100 olarak vücudun naturel olarak inşa etmiş olduğu kastır, şu demek oluyor ki protein tozu desteği alınca doğallıktan çıkmıyorsunuz, yine söylüyorum: kullandığınız şey sonuçta peynir altı suyu tozu! Bunu ihmal etmeyin.

Protein tozları yalnız, karaciğer fonksiyonlarının tam çalışmayan yada böbreklerinde büyük sorun olan kişilere önerilmez. Bunun sebebi de hastalık bulunan organlara extra yük bindirmemektir.

30 Nisan 2021
Okunma
bosluk
kalp hastalıkları Son Yazılar FriendFeed
seo kitabı

Son Yorumlar



Bizi takip edin- follow us !

Sorularınızı artık facebook grubumuzdan da sorabilirsiniz.

You can ask your questions from facebook page! Kalp-Hastaliklari Facebook Adresi